Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

’Bana ne ya’ demek mümkün mü?

AKP Kars İl Kongresi’ne katılanların kadın-erkek ayrılarak oturtulmaları pazar günü gazetelere yansıdı.

Aynı gün gazetelerde yer alan haberler arasında Batman’daki bir tiyatro gösterisi de vardı. Bu gösteride de kadınlar ve erkeklerin oturdukları yer, araya çekilen bir çarşaf yardımıyla ayrılmıştı.

Bu harem-selamlık uygulamasına yöneltilen eleştirilere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Edirne İl Kongresi’nde şöyle yanıt verdi:

“Sana ne ya! Ayıptır ya! Yani sen nasıl talimat verirsen öyle mi oturacak? Bu ne biçim gazeteciliktir, ne biçim gazetecilik anlayışıdır. Ne yapmak istiyorsun? Benim hanım kardeşim, bu kongre salonuna gelmiş, nerede isterse orada oturur. Hani özgürlükler, hani demokrasi? Buyurun şimdi Edirne İl Kongresi’nde de hanım kardeşlerim istedikleri yere gelmişler oturmuşlar. Gel bakalım şimdi onu da resmet!”

Başbakan’ın sözlerinde hepimizin katılması gereken bir husus var: Evet, “hanım kardeşlerimiz” nereye isterlerse oraya oturmalılar! Kimse onları nereye oturacakları konusunda zorlamamalı.

Ancak Başbakan’ın anlayamadığı bir konu var: AKP Kars İl Kongresi’ndeki gibi harem-selamlık uygulamalarına karşı çıkmak, “hanım kardeşlerimizin istedikleri yere oturma özgürlüklerini korumak için” bir zorunluluk!

Buna karşı çıkmazsak Başbakan’ın daha iki gün önce “yobaz dinciler” diye tanımladığı kişilerin, kadınlarımızın oturma, giyinme, dolaşma özgürlüklerine müdahale etmelerine fırsat vermiş oluruz.

Bu nedenle harem-selamlık uygulamalarını “bana ne ya” diye görmezden gelmek doğru olmaz.

Harem-selamlık uygulamalarına karşı çıkmak, kadınlarımızın özgürlüklerini korumak için hepimizin görevi olmalıdır. En başta da laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’nın görevi olmalıdır!

Alışveriş merkezine mescit

MÜSTAKİL Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Ömer Bolat, “3 bin metrekare üzerindeki market ve alışveriş merkezlerinde, ibadet için uygun büyüklükte bir mekán tahsis edilmesi zorunlu hale getirilmeli” dedi.

Bolat’ın alışveriş merkezlerinde havra ve kilise açılmasını istemeyeceği varsayımından yola çıkarak bir “mescit” açılması istediğini düşünüyorum.

Demek ki bu yerleri Müslümanlar kullanacak.

İslam’da ibadet vakitleri belli. Sabah ve yatsı namazında bu yerler kapalı olduğuna göre geri kalan üç vakit bir sorun teşkil ediyor demek ki.

Öğle, ikindi ve akşam namazları arasında da yaklaşık 4 ve 3 saatlik bir süre var.

Demek ki namazını zamanında kılmak isteyen bir Müslüman, namaz vakitlerine göre alışverişini ayarlayabilir. Ayarlayamayanlar “kazaya” bırakabilirler ki bu da İslam’da mümkün.

Öyleyse şunu söyleyebiliriz: Bu isteğin gerisindeki amaç sadece “ibadet kaygısı” ile açıklanamaz.

Belli ki amaç dini, toplumsal yaşamın her alanına sokmak. “Türkiye’nin Malezyalaştırılması süreci” dediğimiz şey de bundan daha başka bir durum değil.

Buzağıyı aradım, bulamadım

“GALATASARAY’ın şampiyon olmasını isteyen” Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ile “Beşiktaş’ın Türkiye Kupası’nı kazanmasını isteyen” Galatasaray Başkan Yardımcısı Adnan Polat, İstanbul’da bir lokantada buluşarak yemek yediler.

Cümlenin böyle kurulması bile aslında beni güldürüyor. Bir tür mizah öyküsü gibi!

Sanıyorum ki bu iki kulübün tarihinde de istekleri ile görevleri böylesine çelişen iki yönetici daha bulmak çok zordur.

İkili kendilerini lokantanın kapısında görüntüleyen Fanatik muhabirine “Biz hep buluşur yemek yeriz, kimse öküz altında buzağı aramasın, isteyen de arasın” demişler.

Geceleri de çok dolaşan bir kişi olarak Adnan Polat ile sık sık karşılaşırım. Ama Demirören ile birlikte yemek yediklerini, eğlendiklerini daha önce hiç görmemiştim. Demek ki gözümden kaçmış!

Ben tarihleri yüz yılı geçen iki kulübün bu hafta sonunda oynanacak maçta “anlaşma” görüntüsü verebilecek bir tablo ortaya koymayacaklarına inananlardanım. Bunu sağlamaya kimsenin gücü yetmez, bunu bilenlerdenim.

Bu nedenle “aranması istenen buzağıyı bulamadığımı” söylemeliyim. Ortada bir “buzağı” olamayacağına göre, neden aranması isteniyor, bunu anlayamadığımı da belirteyim.