Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ernesto’ya bin selam!

GAZETEDE yayımlanan karikatürde lüks bir lokantanın salonu resmedilmişti. Masada oturan müşteri, hemen yanında ayakta duran garsona bir “fileminyon” ısmarlıyor ve garsondan şu yanıtı alıyor: “Yeni Göçmen Kanunu nedeniyle bir porsiyon fileminyon için 80 dolar ödeyeceksiniz.”

Karikatür Amerikan yönetimlerinin aslında kaçak göçmenlerle mücadelede neden gönülsüz davrandığını açıklıyordu: Ucuz iş gücü ihtiyacı!

Bu sefer biraz uzunca süren Amerika yolculuğum karikatürlere de konu olan “tarihi bir olaya” tanıklık etmemi sağladı.

Amerika’da iki yıl ve daha uzun süredir kaçak olarak bulunanların durumlarını yasal hale çevirecek ancak daha sonra gelen göçmenlerle işverenlerini cezalandıracak göçmen kanunu, Amerika tarihinin en kalabalık protesto gösterilerine yol açtı.

Yüz binlerce göçmen, ellerinde ABD bayrakları ile yürüdüler.

Benim ilgimi en çok çeken şey Amerikan bayraklarının arasına dağılmış Venezüella, Meksika, Peru, Honduras, Kolombiya gibi Latin Amerika ülkelerinin bayraklarıydı.

Kulaklarımda Başbakan’ın “alt kimlik-üst kimlik” tartışmalarının kırıntıları kalmıştı. “Bu insanlar için de üst kimlik Amerikalılık olsa gerek” diye düşündüm. Zaten ellerindeki pankartlarda da bu yazılıydı: “We are all Americans?”

Gözlerim bir tane olsun “Che” tişörtü giymiş birisini boşuna aradı.

Gösteriler mi etkili oldu, yoksa “Önce Meksika sınırına duvar çekelim, göçmenleri ancak bundan sonra yasal hale getirelim” diye düşünenler mi bilmiyorum ama kanun şimdilik geri çekildi.

Meksika sınırına boydan boya üç aşamalı dikenli tel çekilme projesinin demokratik bir ülkede nasıl anlatılabileceğini bilmiyorum. “Yeni tutucular” buna da bir kılıf bulurlar sanırım.

Ama öyle görünüyor ki çok yakında “beyaz-Anglosakson-Protestan”lar bu ülkenin azınlığı olacaklar.

Beyaz Saray’da da çok uzak olmayan bir gelecekte bir Hispanik aile oturacak ki bununla ilgili bir komedi filmi çeksem, iyi iş yaparım diye hayal ediyorum!

Hollywood ’Tanrı’ya inanıyor!

DA Vinci Şifresi, ilk yayınlanışının üzerinden üç yıl geçtikten sonra yeniden “en çok satan kitaplar” listesinin başında!

Kitaptan çekilen film de 19 Mayıs’ta gösterime giriyor. Film için yapılan reklamların da etkisiyle kitabın bu kez “resimli yumuşak kapaklı baskısı” piyasaya sürülmüş. Sert kapaklı ve daha pahalı olanına ulaşamayanlar şimdi bu ucuz versiyonu liste başına taşıyorlar.

Da Vinci Şifresi’nin başarısı Hollywood’u da dinsel içerikli filmlere yönlendirmiş.

İsa’nın Çilesi ve Narnia Günlükleri’nin ardından bu durum giderek bir “furyaya” dönüşme eğilimi gösteriyor.

Aralık 2007’de perdeye yansıyacak “Narnia Günlükleri-Prens Hazar” filmine kadar vizyona girecek 2 büyük bütçeli film var.

Gallup’un bir araştırması da bunun nedenlerini açıklıyor: Amerikalıların yüzde 57’si dinin günlük yaşamlarındaki en önemli şey olduğunu düşünüyor!

Bu yolculuğumda konunun dikkat alanıma girmesine yol açan şey ise New York Colombus Circle’daki “Gallery of Modern Art” binasının tümüyle Da Vinci Şifresi filminin afişiyle kaplanması oldu.

On katlı binayı tümüyle kaplayan bu afiş kolayca tahmin edebileceğiniz gibi sanat eleştirmenleri ile müze yöneticilerini de karşı karşıya getirmiş.

Müze yöneticileri afişten elde edilecek gelirden dem vururlarken, sanat eleştirmenleri de benim de iğrenç bulduğum bu afişin sanat ve tasarım müzesinde ne işi olabileceğini sorguluyorlar.

Vitaminin ırkçılık yapanı!

İNSANIN Amerika’ya gelip de “sağlıklı yaşam saplantısından” etkilenmemesi mümkün değil gibi geliyor bana.

Her yerde ve her fırsatta gözünüzün içine sokulan “doğal gıda”, “organik üretim”, “yaşam boyu sağlık” gibi kavramlar insanı kaçınılmaz olarak etkiliyor.

Ve her şeyden para kazanmasını bilen Amerikan girişimci ruhu da bunu kolayca paraya çeviriyor.

Arkadaşların ısmarladığı, tanıtım broşürlerinde “sağlıklı yaşam desteği” diye tanıtılan, benimse sadece “vitamin hapı” deyip geçtiğim “şeylerin” peşinde koşarken The Washington Post’un sağlık ekinin manşetindeki haber dikkatimi çekti.

Bir ilaç şirketinin piyasaya sürdüğü “vitaminler” ırksal özellikleri temel alarak üretilmiş! Hispanikler için ayrı, siyahlar için ayrı, beyazlar için ayrı vitaminler bunlar. Ve her biri kendi içinde kadınlar ve erkekler için diye ikiye ayrılıyor, nedense “gay”ler için bir ayrım yapılmamış!

Gazetedeki yazı bunun bir pazarlama numarası olduğunu vurguluyor. Şirketin referans gösterdiği Mayo Klinik araştırmalarının aslında başka amaçlarla yapılan ve sınırlı bazı durumlar için geçerli olduğunu anlatıyor.

Ama vitamin şişelerini karıştırdığım dükkándaki satıcı delikanlı gazeteyle aynı fikirde değildi.

“Bir beyaz ile bir Hispanik aynı şeyleri yemiyorlar ki vitamin ihtiyaçları da aynı olsun!”