Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

İsrail’e kızmadan önce biraz düşünmek gerekiyordu

İSRAİL örneğinden yola çıkanlar, giderek azgınlaşan PKK terörüne karşı hükümetin daha aktif bir girişimde bulunacağını düşünenler hayal kırıklığına uğradı.

Başbakan’ın “önemli kararlar alacağız” dediği toplantıdan sadece ABD ve Irak hükümetini “uyarı” kararı çıktı.

Aslına bakarsanız PKK’ya karşı Türkiye’nin yapabilecekleri ile İsrail’in HAMAS ve Hizbullah’a karşı hareketleri arasında bir paralellik kurmak o kadar da doğru değil.

Çünkü sadece havadan dağı taşı bombalamanın bir işe yaramadığını daha önceki deneyimlerimizden biliyoruz.

Türkiye’nin böyle bir askeri girişimden başarı elde edebilmesi ancak bir kara harekátı ile mümkün ve böyle bir harekátı yapabilmek için ABD ve Kuzey Irak Kürtleri ile sıcak çatışmayı da göze almak gerekiyor.

Bu durumda sorumuz şu: Türkiye, neredeyse her gün bir kentinde bir şehit cenazesi kalkarken oturup ABD ve Barzani’nin insafa gelmesini mi bekleyecek?

Elbette öylece oturup beklememek gerekiyor.

Çok somut bir sonuç almasa bile PKK üslerine karşı düzenlenecek hava harekátı Türkiye’nin kararlılığını gösterecek bir husus olabilir.

Ve Barzani’yi kendi topraklarında PKK hamiliğinden vazgeçirtecek ve onu bu yaptığına pişman edecek ciddi önlemler de alınmalı.

Bu noktada hükümetin elinin pek güçlü olmadığını da belirtmek gerekiyor.

İsrail’in “terörle mücadele” gerekçesiyle giriştiği harekáta karşı çıkan Türk hükümeti, benzer bir harekátı Kuzey Irak’taki terör yuvalarına ve destekçilerine karşı yapmak isterse, tüm dünyaya ne diyecek?

İsrail’in yaptıklarına birçok Arap ülkesinden daha şiddetle karşı çıkan Türkiye, bu tavrıyla kendi hareket alanını da sınırlamış olmuyor mu?

Şemdinli kararını anlamak kolay değil

ŞEMDİNLİ Davası ile ilgili gerekçeli mahkeme kararını iyice anlayabilmek için birkaç kere okumak zorunda kaldım.

Sadece Şemdinli davası ile ilgili olarak söylemiyorum, ülkemizdeki mahkeme kararlarını anlayabilmek için üç dört kere okumak bile bazen yeterli olmayabiliyor.

En büyük sorun, cümlelerin bir türlü bitmek bilmemesi, birbiriyle ilgisiz gibi görünen birçok konunun cümle aralarına konulan virgüllerle tek bir cümle içinde anlatılmaya çalışılması.

Mahkeme kararlarının herkesçe kolayca anlaşılabilir şekilde yazılmasının gerekliliği konusunda fazla titizlenilmediği kanısı uyanıyor bende.

Mahkemenin kararında şöyle bir bölüm var: “Olayın derinliği çok yönlü araştırmayı gerekli kılmaktadır. Ancak ilişkilerin çözülmesinin, bölgedeki diğer görevlileri de kapsayacak ölçüde güç ve karmaşık olduğunu, bu kişilerin varlığı tespit edilememiş, var ise de kendilerine ulaşılamamıştır. Şayet var ise, sanıklar dışında bunlara yardım eden kişilerin yargı önüne çıkarılmaları görevi devletin yetkili organlarındadır.”

Bu cümlelerden şu sonuca varıyorum: Mahkeme, çok yönlü bir araştırma yapılmasının gerekliliğine inanıyor, ancak böyle bir soruşturma yapılmadan da karar tesis edebiliyor.

Mahkeme, kararında olaya karışan başka kamu görevlilerinin olduğunun tespit edilemediğini de söylüyor. Ve böyle kişiler “şayet var ise” yargı önüne çıkarılmalıdır diyor.

Kararın tümünden anlayabildiğim kadarıyla mahkeme heyeti böyle kişilerin varlığına kanaat getirmiş ama önündeki dosya eksik olduğu için var olan deliller ve sanıklarla yetinmek zorunda kalmış.

Sadece bu bile, mahkemenin olağandışı bir hızla hareket ettiğini, deliller yeterince toplanmadan ve soruşturma yeteri kadar derinleştirilmeden karar verdiğini gösteriyor diye düşünüyorum.

Türkiye’yi bu kadar sarsan bir olayın soruşturmasının böyle aceleye getirilmiş olmasını normal bulamıyorum.

Hürriyet yazıyorsa doğrudur

BAZI internet sitelerinde yayımlanan “haberlerin” ve “iddiaların” hiç sorgulanmadan gazeteler ve televizyonlar tarafından haber yapılmasının ne kadar yanlış olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

“Atabeyler Operasyonu” adı verilen soruşturma ile ilgili olarak “bilginin sızdırıldığı an” olduğu iddia edilen görüntüler, önce bir internet sitesinde yayımlandı.

Ve bazı gazeteler de deyim yerindeyse bu fotoğrafların “üzerine atladılar”. Önceki günkü bazı gazetelerin manşetlerine kadar yansıyan görüntülerin gerçekte “hiçbir şey” olduklarının anlaşılması için bir gün beklemek yetti.

İnternet sitelerinde “zarfı alan kişi” olduğu iddia edilen Cengiz Türksoy’un da aslında şehir planlamacısı olduğu, gazetecilikle tek ilişkisinin de Akşam’ın Ege ekinde haftada bir gün kent sorunları ile ilgili yazılar yazmakla sınırlı olduğu anlaşıldı.

Söz konusu görüntüler internette yayımlandığında Hürriyet’in haber servisleri hemen harekete geçerek, görüntülerin gerçeği ne kadar yansıttığını araştırdılar. Hürriyet muhabirlerinin araştırması görüntülerin güvenilmez olduğunu ortaya koyunca da yazı işleri bu haberi değerlendirmeye almadı.

Hürriyet’in titizliği okuyucularının bir gün için de olsa yanlış bilgilendirilmesini önledi.

Böylece “Hürriyet de yazıyorsa doğrudur” sözü bir kez daha kanıtlandı.