Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

İstanbul’un havası dokunmuş!

İSTANBUL’da metrobüs hattında çalıştırılmak üzere her biri 1 milyon 200 bin Euro’dan satın alınan Phileas marka otobüslerin “teknik sorunlarının olmadığı” açıklandı!

Açıklamayı yapan Hollandalı üretici şirketin yetkilileri, otobüslerin bir bölümünün sefere konulamamış olmasını “tamir ve testler sürüyor” diye açıklıyorlar.

Açıklamaya göre kapılar için gerekli yazılım yenileniyor, motorlardaki yağ kaçaklarının giderilmesine çalışılıyor.

Öte yandan öğreniyoruz ki otobüsler, hava sıcaklıklarının arttığı dönemlerde de sorun yaratıyormuş.

Demek ki İstanbul’da hava sıcaklıklarının iyice yükseldiği yaz aylarında bu otobüslerden ayakta kalanlara yine garaj yolu görünecek.

Ama yine de bütün bunlara rağmen “teknik sorun yok” deniliyor. Acaba İstanbul’un havası mı dokunuyor, bu otobüslere diye düşünmeden edemedim.

Belli ki otobüsler yeterince araştırılmadan, testleri yapılmadan satın alınmış.

50 adedine 60 milyon Euro ödeyen İstanbul halkının, nasıl kazıklanmış olduğunu böylece öğreniyoruz ama öğrenemediğimiz birkaç şey hálá var: Bu otobüsler neden alındı, nasıl alındı?

Bu otobüslerin daha önceki belediye başkanı Ali Müfit Gürtuna döneminde 1 milyon 200 bin dolara teklif edildiği açıklanmıştı.

Fiyatın aradan geçen dört-beş senede nasıl Dolar’dan Euro’ya dönüştüğü de sır olma özelliğini hálá koruyor.

Bir yolsuzluk yapılıp yapılmadığını henüz bilemiyoruz ama en azından bir beceriksizlik olduğu açıkça görülüyor.

Bu konu artık çok ciddi bir soruşturmayı gerektiriyor.

Kamuoyunda böyle büyük kuşkular yaratan bu alım işini soruşturacak, varsa sorumlularını cezalandıracak bir mekanizma da öyle görünüyor ki bu ülkede yok!

Cenazeye saygıyı öğrenmeliyiz

TÜRKAN Saylan’ın cenazesine katılmamakla eleştirilen Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 19 Mayıs programının yoğunluğunu gerekçe gösterdi. Arkadaşımız Nuray Babacan’ın haberine göre Çubukçu, “Ailesi ve çocuklarına başsağlığı diledim. Cenazedeki kalabalığın psikolojisini hesaba katmak gerekir” diyor.

Çubukçu’ya ve cenazeye katılmak istediği halde aynı gerekçeyle katılamayan hükümet üyelerine hak vermemek elde değil.

Türkiye, uzunca bir süredir bir cenazede nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen ya da hatırlamak istemeyen insanların ülkesi oldu.

Cenazede asıl olan ölüye karşı saygılı olmaktır. Cenaze töreni, siyasal tutumumuza göre bazı katılımcıları alkışlama ya da protesto etme yeri değildir.

Oraya gelip, ölüye saygısını sunmak isteyen herkes eşittir ve bu saygıyı göstermek isteyenlerin daha önceki bazı cenazelerde terörize edilmeleri böyle çirkin sonuçlara yol açıyor.

Bunu yazdığım için birçok kişi bana kızacak biliyorum, suçlayacak ama bence artık bunları konuşmamız ve kendimize bir çekidüzen vermemiz gerekiyor.

Ancak hükümet adına bir başsağlığı açıklamasının yapılmamış olmasının da gerçek bir utanç olduğunu hükümet üyelerinin bilmesi gerekiyor.

Adalete güvenmezsek ne olacak?

İZMİR’de polisin “dur ihtarına uymadığı için” vurularak öldürülen Baran Tursun’un katiline 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.

Hatırlayacaksınız, söz konusu polis memuru ayağı kaydığı için ateş ettiğini söylemiş, bu ifadesi mesai arkadaşları tarafından da onaylanmıştı.

Demek ki mahkeme de bu savunmayı haklı bulmuş.

Aklınızda olsun: Bundan sonra birisini vurarak öldürmek istiyorsanız, ayağınıza kolayca kayan ayakkabılar giyin! İki-üç de şahit, bu işi kolayca çözümlemeniz için yeterli olacaktır.

Mahkeme sanığa önce 3 yıl hapis cezası vermiş. Sonra eylemi işleyiş biçimine ve sınırı aşma derecesine bakarak bu cezayı 2 yıl 6 aya indirmiş!

Sınır geçilmemiş olsaydı talihsiz Baran Tursun’un başına kim bilir ne gelecekti?

Ve sıkı durun: Sanığın “mahkemedeki iyi hali” de cezasından 5 ay indirilmesini sağlamış.

Hep söylüyorum: En ağır suçu işleyebilirsiniz, ama mahkemede kravat takar, boynunuzu bir tarafa eğip sessizce oturursanız cezanız indirilebiliyor.

Bu kararın “adalet duygusunu” zedelemeyeceğini düşünecek sanıktan ve çok yakınlarından başka birisi bu toplumda çıkar mı, zannetmiyorum!

Adalete güven konusu aklımıza nedense sadece siyasi davalar söz konusu olunca geliyor.

“Üçüncü sayfa haberi” deyip geçtiğimiz olaylara karşı hukuk sistemimizin yarattığı garip uygulamalar, günlük yaşamımızda adalet duygusunu zedeliyor.

Böyle bir toplumun huzur içinde yaşayabileceğini de yazık ki söyleyemeyiz.