Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Pişman oldu: Bomba atmıyor tabanca kullanıyor!

BUGÜN Hrant Dink’in öldürülüşünün 2. yıldönümü.Aradan geçen iki yılda her şey gözlerimizin önündeyken cinayete giden süreç yeterince aydınlatılabilmiş değil.

Emniyet güçlerinin bu konuda kesin istihbarata sahip olmalarına rağmen cinayetin neden önlenemediğini, cinayette rol alan kişilerin bağlantılarını, kimler tarafından yönlendirilip, teşvik edildiklerini hálá öğrenebilmiş değiliz.

Takip edebildiniz mi, bilemiyorum.

Hrant Dink cinayetinde tutuklu olarak yargılanan Yasin Hayal’in, bir hamburger lokantasının bombalanması ile ilgili davası da Trabzon’da sürüyor.

Bu davanın geçenlerde yapılan 3. duruşmasında savcı, Yasin Hayal hakkında istediği hapis cezasının “sanığın gösterdiği etkin pişmanlık nedeniyle” yarı yarıya düşürülmesini istedi. Hayal, bu bombayı 24 Ekim 2004 tarihinde patlatmış ve altı kişinin yaralanmasına neden olmuştu.

Altı kişiyi yaralayıp, hapse giren Hayal, dışarı çıkınca da Hrant Dink’in öldürülmesiyle sonuçlanan örgütlenmenin önde gelen isimlerinden biri olarak karşımıza çıktı.

Savcılığın burada nasıl bir “etkin pişmanlık” görebildiğini anlayamadım.

Konu şaka kaldıracak nitelikte olsa şöyle diyebilirdim:

“Hayal, bombayla eylem yaptığına pişman oldu ve artık tek tek öldürmeye karar verdi. Savcılık da bu pişmanlık nedeniyle cezasında indirim istiyor.”

Hayal’in, hapisten çıktıktan sonra ikinci bir terörist eyleme karışması bir yana, bu eyleminden yargılandığı sürede takındığı tutum, müdahil avukatlara ve gazetecilere salladığı tehditler bile aslında hiçbir pişmanlık duymadığını açıklıkla ortaya koyuyor.

Terör zanlılarına karşı böylesine hoşgörülü bir adalet mekanizması ile terörün önlenebileceğine inananlar parmak kaldırsınlar!

Kafasının gerisinde Yahudi düşmanlığı var

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in Gazze saldırısı nedeniyle tepkisini gösterirken, çıkardığını söylediği “Milli Görüş gömleğinden” de aslında hiç kurtulamadığını ortaya koyuyor.

Bu konuyla ilgili olarak ikinci kez, İsrail devleti ile Yahudiliği birbirine karıştırıyor ve yapılan bunca uyarıya rağmen ikinci kez tekrarlıyor olması, niyetinin iyiliği yolunda bende kuşku uyandırıyor.

Cuma günü yaptığı konuşmada İsrail’e Tevrat’ın “öldürmeyeceksin” emrini hatırlatması, İsrail saldırıları ile Yahudilik arasında zımni bir bağ kurduğuna işaret ediyor.

Böylece Yahudi düşmanlığı yayarak, toplumumuzu bir kez daha karıştırmak isteyenlerin değirmenlerine de su taşıyor.

Bu yorumuma katılmayanlar, kendilerine şunu sorsunlar:

Başbakan, aynı şeyi Hamas için ya da İslam dinini kendileri için bir sembol olarak kullanan öteki terör örgütleri için söyler miydi?

Mesela, Halit Meşal’e telefon açıp şöyle dedi mi: “Halit, Kuran’ı Kerim ’Öldürmeyin’ diyor. Sivil halkın üzerine roket yağdırırken Allah’tan hiç korkmuyor musun?”

Söylemedi elbette. Çünkü Başbakan, terörist kelimesi ile İslamcı kelimesinin yan yana anılmasına bile karşı, çünkü ona göre “İslamcı terörist olamaz”.

O zaman sormak gerekiyor: İslam ile terör kelimelerinin yan yana gelmesi konusunda bu kadar hassas olan bir kişi, İsrail hükümetinin saldırılarını eleştirirken neden Tevrat’tan alıntılar yapıyor?

Bu onun kafasının gerisinde, bir tür Yahudi düşmanlığına işaret etmiyor mu?

Soruşturma bilgileri savcıdan habersiz sızmaz

ADALET Bakanı Mehmet Ali Şahin, cumartesi günü gazetecilere şunu söyledi: “Gizli olan soruşturmanın basın yayın organlarında yer alması sorundur ve suç teşkil eder.”

İlginç bir durum: Savcılık ve Emniyet birlikte bir operasyon sürdürüyorlar ve bu operasyonun gizliliğine riayet etmediği için medya suçlanıyor!

Ergenekon soruşturması, ilk gününden beri AKP yanlısı medyanın en iyi haber konusu!

Soruşturmanın hangi yolu izleyeceğini, bulunan delilleri, gizli kalması gereken polis ve savcılık ifadelerini hep AKP medyasından takip edebildik.

Hatta AKP medyası bu konuda o kadar iyi çalıştı ki, bazı yazarlar ilerideki tutuklamalarda kimlerin içeriye alınacağını bile önceden haber verebildiler.

Bu haberleri AKP medyasındaki muhabirler kafalarından uydurmadı.

Bu bilgiler onlara kasten sızdırıldı ve yayımlanması istendi.

AKP medyası, bu haberleri kimden almış olabilir?

Bunun iki adresi olabilir:

1- Savcılık, soruşturma için kamuoyu yaratmak üzere haberleri kasten sızdırmıştır.

2- Polis, bu haberleri gazetelere sızdırarak korku yaratmak peşindedir.

30 küsur yıllık gazetecilik deneyimimden sonra her ikisinin de doğru olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu haberler bizzat savcılık ve polis tarafından sızdırıldı.

Gizli kalması gereken soruşturma sürecinin hükümet yanlısı medyaya böyle sızdırılmış olması ise, hükümetin bu soruşturmayı siyasi amaçlı olarak kullanmak isteğini düşündürtüyor.

Gizliliği koruması için savcıya söz geçiremeyen bir Adalet Bakanı ve emrindeki polise sahip çıkamayan bir İçişleri Bakanı olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Gizli kalması gereken süreç ve ifadeler kasten sızdırılıyor ki davadan bir şey çıkmasa bile bugün sanık olarak ismi geçenler, kamuoyunun vicdanında suçlu olarak görülebilsinler ve hükümet de bunun siyasi rantından faydalanabilsin!

Kimseyi kandıramazlar. Bütün bu haberlerin gerisinde yatan gerçek bundan ibarettir.