Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Savcılar çiğnesin diye çıkmış bir kanun!

TUTUKLU gazeteci Nedim Şener’in telefonları, kim olduğu bilinmeyen bir kişinin ihbar mektubu nedeniyle iki yıl süreyle dinlenmiş.

Savcılık sorgusunda ağırlıklı olarak yaptığı telefon konuşmaları ile sorgulanmış.

Sorgulama sırasında sorular soruların niteliği, savcılığın elinde suç isnadı ile ilgili olarak hiçbir somut delil bulunmadığını da gösteriyor. Bu konuya sonra döneceğiz.

Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılığın, telefon dinleme ile ilgili hiçbir kanun ve yönetmeliği takmadığını daha önceki olaylardan biliyoruz.

Nedim Şener’in iki yıl süreyle dinlenmiş olması da bunun bir başka örneğini oluşturdu.

Bununla ilgili yasa ve yönetmelik çok açık:

1 Telefon dinleme kararları üç ay için alınabiliyor.

2 En fazla bir üç ay için daha uzatılabiliyor.

3 Bu süre içinde telefon dinlemeye neden olan suç iddiasıyla ilgili bir dava açılmadıysa, ilgili kişiye telefonlarının dinlendiğinin bildirilerek, dinleme kayıtlarının imha edilmesi gerekiyor.

Ortaya çıkıyor ki yasanın ve yönetmeliklerin emrettiği hiçbir kurala uyulmamış.

Savcıların Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesini açıp bir kez daha okumaları yararlı olur. O madde, iletişim özgürlüğünün yasalara aykırı olarak ihlal edilmesinin sorumlularına ne cezalar verileceğini yazıyor.

Bu davanın en büyük sorununun iddiaların önemli bölümünün telefon dinleme kayıtlarına dayandığını çok yazdım.

Yargıtay Genel Kurulu’nun ve ağır ceza mahkemelerinin içtihatları telefon dinleme kayıtlarının mahkûmiyet için tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.

Bu kayıtlar, tek başına delil olamayacağı gibi bu yönteme ilk adım olarak başvurulması da hukuka aykırılık teşkil ediyor.

Yargıtay’ın içtihatlarında “usulsüz dinleme talep eden, bu talebe katılarak dinleme kararı veren kolluk görevlileri, cumhuriyet savcıları ve yargıçlar hakkında yasal işlem yapılması için suç duyurusunda bulunulması gerektiği” de var!

Öyle görünüyor ki hukuk fakültelerinden birinin başta HSYK üyeleri olmak üzere bazı savcı ve yargıçlara bu konuda yeniden eğitim vermesi gerekiyor.

Siz de böyle anılacaksınız Sadullah Bey

TUNCAY Özkan ve Mustafa Balbay, “Ankara’dan geldiği söylenen bir emir ile” tecrit hücresine konuldular.

Konuyla ilgili olarak konuşan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bunun yasal bir gereklilik olduğunu, fiziki koşullar elverdiği zaman bu tür tutukluların (ne tür?) ayrı ayrı barındırılmalarının yasa tarafından emredildiğini söylüyor.

Bakan ne yazık ki doğruyu söylemiyor.

Cezaevinin “Uygun hale getirildi” denilen fiziki koşulları uygun değil.

Tutuklu gazetecilerin avukatlarına söylediklerine göre iyi ısıtılamıyor, tuvaletler inşaat artıklarıyla dolu, inşaat natamam!

Kaldı ki kanunda “bu tür” tutukluların tecrit hücresine atılmaları emredilmiyor, sadece “uygulanabilir” diye uygulamayı idareye bırakıyor.

Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay hakkında yapılan bu işlemin bir tek amacı var: Cezalandırılmaya dönüştürülmüş bulunan tutukluluk halini daha da ağırlaştırmak!

Hukuku zorlayarak, henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan insanlara eziyet etmek, kötü muamelede bulunmak!

Tarih boyunca sahip oldukları gücü bu amaçla kullananlar çok oldu.

Türkiye’de de o kadar eskilere gitmeye gerek yok, yakın tarihimizde bunun yüzlerce örneğini gördük.

Güce sahip olduklarında çok saygın gibi görünen insanların, o güçlerini kaybettiklerinde sırf bu yaptıkları için nasıl hatırlandıklarını biliyoruz.

Sadullah Ergin’i uyarmak isterim ki bu tür uygulamalardan vazgeçilmezse ileride kendisi de öyle hatırlananlardan biri olacak.

Bir ‘Silivri çantasını’ hazır tutun!

NEDİM Şener’in sorgusundan basına yansıyanları okuduğunuzda irkilmemeniz mümkün değil.

Savcılık Nedim Şener’in telefonlarını iki yıl süreyle dinlemiş ve bu dinlemeden bakın nasıl “kuvvetli kuşkuya” ulaşmış!

Daha önce şu ya da bu nedenle Ergenekon Davası’ndan tutuklananları tanıyor olmak bir kuşku nedeni.

Gazeteci olarak bugün “makbul sayılmayan” polis şefleri ile konuşmak bir kuşku nedeni.

 Bugün makbul sayılmayan insanların anılarını yazmalarına yardım ettiğin kuşkusu kuşku nedeni! (Tuhaf değil mi, kuşku kuşkuyu doğuruyor!)

Bir başka sanığın başkasının yazdığı bir kitabı sizin adınızla yayımladığınız iddiası bir kuşku nedeni.

Cep telefonu dururken sabit telefonlar ile konuşmanız bir kuşku nedeni. (Cem Yılmaz da hapı yuttu galiba!)

Evinizdeki bilgisayarları ve disketleri atmış olmanız bir kuşku nedeni. İçinde neler olduğu bilinmediği halde!

Bir gazeteci ile telefonda bir haber dosyası ile ilgili konuşmanız ve o konuşmada “Bunları telefonda konuşmayalım” demeniz bir kuşku nedeni.

Görüşmelerinizde gizliliğe önem vermeniz bir kuşku nedeni.

Tutuklu bir sanığın size bir mesaj göndermesi kuşku nedeni!

Deprem konusu gündemdeyken birçok kişi evinde bir “deprem çantası” hazır tutuyordu.

Bir insanın terör örgütü üyeliğinden bu kadar kolay ve delilsiz yere suçlanabildiğine bakınca herkese bir “Silivri çantası” hazır tutmasını öneriyorum.

Bu sabaha karşı kimin kapısının çalınacağı belli olmaz çünkü!