Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türkçe eğitimini ihmal etmeyelim

HATAY Barosu, merkez ilçe ve İskenderun’da avukatlık stajlarını yapanlar için diksiyon eğitimi programı hazırlamış.

Haberi okurken “Buna bir de Türkçe eğitimi programı ekleselerdi” diye düşündüm.

Çocuklarımızı ilköğretim okulundan itibaren test sınavlarına hazırladığımız için çok ihmal ettiğimiz bir konu bu.

Bana gelen okuyucu mektuplarında en basit imla kurallarını bile bilmeyen üniversite mezunları olduğunu görüyorum. Nasıl konuştuklarını, dertlerini anlatabilip anlatamadıklarını ise Allah biliyor.

Avukatlık gibi düşündüğünü iyi ifade edememe durumunun yaşamsal önemde sonuçlar doğurabileceği bir meslekte bu eğitimin gerekliliğini fark ettiği için Hatay Barosu’nu kutluyorum.

Yeri gelmişken dikkatimi çeken bir konuya daha değineyim ama ne işe yarayacak bilmiyorum.

90 Dakika programına katılmaya başladığımdan beri pazar geceleri yayımlanan televizyon spor programlarını izlemeye çalışıyorum.

Gözünüzü kaparsanız oynanan maçlar ile ilgili olarak maç sonunda konuşan futbolcuların hangisinin yerli, hangisinin yabancı futbolcu olduğunu ayırt edemeyebilirsiniz.

Zaten topu topu on kelimeyle konuşuyorlar ve telaffuz becerisi, cümle kurma yeteneği hak getire.

Bu sorunun çözüm yeri ise herhalde önce aile içindeki eğitim, sonra da ilköğretimden itibaren alınan formel eğitim olmalı.

Artık orta eğitim kurumlarına test sınavıyla girmek de kalktığına göre çocuklarımızın Türkçeyi düzgün yazar ve konuşur olarak yetiştirilmesi için öğretmenlere büyük sorumluluk düşüyor.

Silah kullanmak en son iş olmalı

DUR ihtarına uymadığı için açılan ateş sonucunda öldürülen gencin öyküsü dün gazetelerde yayımlandı.

O yaştaki her gencin yapabileceği bir hatayı yapmış olmasının bedeli ölüm mü olmalıydı?

Biliyorum ki birçok kişi şimdi bu olay nedeniyle “Polis Vazife ve Selahiyetleri Yasası”nı suçlayacak.

Oysa yasa, silah kullanma yetkisinin, kaçan sanığı yakalamaya yetecek sınırlar dahilinde var olabileceğini ve son çare olarak kullanılabileceğini açıkça yazıyor.

Sorun ortaya bir kez daha “eğitim eksikliği” olarak çıkıyor.

Polis, beklenmedik durumlarda nasıl hareket edeceğini bilmiyor.

En fazla iki-üç kavşak ötede rahatlıkla durdurabileceği bir araca ateş açabiliyor.

İstanbul’da sık sık polis çevirmelerine rastlıyorum.

Yolun ortasında, çevirmeyi yapan ekibin de güvenliğini sağlayacak hiçbir ek önlem alınmadan yapılan çevirmeler bunlar.

Birkaç tane polisiye film seyredip, roman okuyanın bile rahatlıkla görebileceği bu güvenlik boşluğu, polisi de tedirgin ediyor olmalı ki silaha sarılmak ilk akla gelen çare oluyor.

Başka canların yanmaması için bu eğitim meselesinin ciddi olarak ele alınması gerekiyor.

Bilimsel eserde ’suç’ olmaz

ÜÇ yıldır İngiliz gizli arşivlerindeki belgeleri inceleyen Prof. Dr. Metin Hülagü’nün bulduğu belgeler, “Osmanlıcı” çevreleri hiç memnun etmeyecek.

Yıllardır “Atatürk’ü Anadolu’ya savaşması için Vahdettin göndermişti” propagandasını yaymaya çalışanlar, bakalım bu yeni belgelerin ışığında ne diyecekler?

Çünkü belgeler Vahdettin’in, İngiliz makamlarına yazdığı mektuplarda Mustafa Kemal aleyhine çok ağır ifadeler kullandığını da ortaya koyuyor.

Vatan’da yayımlanan yazı dizisini okurken dikkatimi Prof. Dr. Hülagü’nün bir cümlesi çekti.

Hülagü, “Vahdettin’in mektubundaki ifadeleri kitabıma alsam suç olurdu” diyor.

Bilimsel bir çalışmada yayımlanan bir resmi belgenin nasıl suç oluşturabileceğini anlamak elbette kolay değil.

Ama Prof. Dr. Hülagü’ye de hak vermiyor değilim.

Çizilen resimlerin bile tül örtülerle sansürlendiği bir ülkede, hiç kuşkusuz bu nedenle başına gelmeyen kalmazdı.

Günün birinde bilim ve sanatta “suç olamayacağını” da öğreneceğiz elbette.

O zamana kadar da her şeyi eksik bilmeye devam edeceğiz.