Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Üç değişkenli bir ’aşk’ fonksiyonu!

PERŞEMBE günü size bir Türk filminden söz etmiştim. İnternet kullanımı konusunda benden daha becerikli arkadaşlarım, bu filmin adını ve oyuncularının kimler olduğunu bulup bana haber verdiler.

Filmin adı: Beyaz Kuş! 1977 yapımı. Adnan Şenses, Arzu Okay ve İlkay Gün başroldeler.

Önceki yazıyı okumamış olan okuyucularım için filmin bir sahnesindeki diyalogları tekrarlıyorum:

Sahne bir yatakta, bir genç erkek ile bir genç kadının sevişmesiyle başlıyor.

Bir süre sonra kapının açıldığını ve içeriye üzerinde geceliğiyle bir başka genç kadının (İlkay Gün) girdiğini görüyoruz. Belli ki yataktaki adam (Adnan Şenses), beyazlı kadının kocası, yataktaki kız (Arzu Okay) da evin hizmetçisi.

Olay şöyle gelişiyor:

Beyazlı Kadın: Hiii, Toygar! Toygar diyorum sana! (Erkek, bu çığlığı duyunca seviştiği kadını bırakıp yataktan doğruluyor.)

Beyazlı Kadın: Bana bunu da mı yapacaktın?

Erkek: Çok sarhoştum, sen zannettim!

Beyazlı kadın, yataktaki kadına dönüyor: Ya sen, senin arzulu bir halin vardı, ikinize de ayıp, çok ayıp!

Erkek: İnan Nalan, eğer fark etmiş olsaydım? (Beyazlı Kadın bu sözler üzerine erkeğin elini tutup dudaklarına götürüyor.)

Beyazlı Kadın: İnanıyorum Toygar, inanıyorum sana. Zaten aksini düşünemem. Yüzü ve ruhu bu kadar çirkin bir kadını hiçbir erkeğin yatağına kabul edebileceğini zannetmiyorum.

Erkek: Affedersin Nalan, üzdüm seni. (Ve beyazlı kadın ile erkek öpüşmeye başlıyorlar, yataktaki kadın bir yandan çıplak vücudunu örtmeye çalışırken, ağlar bir ifadeyle onlara bakakalıyor!)

Bu sahneden yola çıkarak Türk siyaseti üzerine bazı şeyler söylemiştim. Bu güzel hafta sonunda meselenin esasına girebiliriz.

Filmin senaristinin bulduğu iki isim dikkatimi çekti: Erkeğin adı Toygar. Nasıl aklına geldi, bilebilmek imkánsız. Ancak kadının ismi tam da bu tür filmlere uygun: Nalan! (Gerçek Nalan’lardan özür dilerim ki içlerinde tanıdıklarım da var, şahane ve düzgün kızlardır!)

Bunun nedeni ne olabilir diye düşündüm.

Varabildiğim sonuç şu: Her iki isim de sanki bir Emily Bronte romanı kahramanı gibi. Zaten filmin konusuyla adı arasındaki uyum da ona benziyor.

Burada çok önemli bir “Türk işi kadın-erkek problemi” ile karşı karşıyayız.

Erkek, üstelik eşi/sevgilisi de aynı evdeyken durumdan yararlanarak öteki kadına yanaşıyor.

Yakalanınca da “Karıştırdım, sarhoştum” diyerek af diliyor.

Oysa karıştırması mümkün değil. Birinin her bir memesi kafam kadar, diğerininki ise dalda kalmış Bodrum mandalinası büyüklüğünde!

Ama “asıl kadın” bu mazereti kabul etmeye hazır. Daha ilk anda bunu kabul ediyor ve bütün nefretini yataktaki öteki kadına yöneltiyor.

Tipik bir davranış! Erkeğin sadakatsizliği nedeniyle “öteki kadını” suçlama durumu.

Oysa olayın en başında sadakat sözü verip tutmayan erkek! Öte kadın ile asıl kadın arasında böyle bir “akit” yok. Asıl suçlu erkek ama “yuvayı kurtarma telaşı” asıl kadının nefretinin öteki kadına yönelmesine neden oluyor.

Çevrenize bakın. Çok fazla örneğini göreceğinize eminim.

“Öteki kadın” şu ya da bu nedenle (áşık olduğu için, mecbur kaldığı için vs.) adam ile bir ilişki kuruyor ve en sonunda hem erkekten büyük bir kazık yiyor hem de öteki kadının hakaretlerine maruz kalıyor.

Bunun bir tek nedeni var: Kızlar, küçüklüklerinden itibaren bir yuva kurmak ve onu korumak için yetiştiriliyorlar. Bu olayda Arzu Okay’ın oynadığı “öteki kadın” da aynı şekilde yetiştirilmiş aslında.

Bu nedenle ayağa kalkıp erkeğe bir tokat atacağına, asıl kadının söylediklerini sineye çekiyor, çünkü kafasının gerisinde ona hak da veriyor.

Büyük olasılıkla aynı durum kendi başına gelse, onun tavrı da farklı olmayacak.

Erkek okuyucularıma sesleniyorum: Şimdi bunları söylüyorum diye bana güvenip, benzer filmlerin başrol oyuncusu olmaya kalkmayın.

Aklınızda her zaman şu da olsun: Beş parmağın, beşi de bir değil ki!

Yan gelip yatma sorunu

KOLAYCA tahmin edebileceğiniz gibi cebimdeki tüm nakit parayı Süper Loto’ya yatırdım, milyon dolarların hayalini kurarken, 3 bile tutturamadım.

Bir arkadaşım, “Bu paraya neden ihtiyacın var” diye sordu. “Yan gelip yatmak istiyorum” diye yanıtladım.

Bana şu öyküyü anlattı:

Bir işadamı Bodrum’da, mandalinaların altında uyuklayan adama sormuş: “Neden böyle yatıyorsun, çalışsana. Mandalinaları topla, sat. Kazandığın parayla yeni bir bahçe daha al. Onları da topla, sat. Aldığın parayla bir bahçe daha al.”

İşadamı böyle anlatırken “tembel adam” sözünü kesmiş.

“İyi de bu kadar zahmete neden katlanayım?”

İşadamı yanıtlamış: “Çok para kazanırsın, sonra da yan gelip yatarsın!”

Tembel adam sormuş: “İyi de, şimdi ne yapıyorum?”

Arkadaşımı bir gün gazeteye davet ettim.

Nedenini ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim.