Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Yeni anayasa ‘sivil’ olacaksa!

“DOKUNULMAZLIK” denilince aklımıza sadece milletvekili dokunulmazlığı geliyor.

Oysa Türkiye’de bir tür “dokunulmazlık” zırhı ile korunmakta olan çok daha geniş bir kitle var.
Türkiye’de devlet memurları, özellikle de üst düzeydekiler de bir koruma zırhının gerisinde kalabiliyorlar, soruşturulmaktan kurtulabiliyorlar.
Her ne kadar aksini iddia eden çok çıkacaksa da biliyoruz ki Türkiye’de kamu görevlerinde yükselmek, şu ya da bu derecede bir siyasi desteği de gerektiriyor.
Böyle bir siyasi desteğe sahip olan kamu görevlisinin soruşturulması ise kolayca mümkün olamıyor.
Türkiye’de devlet mekanizmasına hâkim olan bir başka hastalık da amir durumunda olanların, emirlerindeki memurların hatalarını örtbas etme çabasıdır.
Bu da birçok memurun, amirinin koruması altında soruşturulamaması sonucunu doğuruyor.
Bu yüzden soruşturulmadan yakasını kurtarabilen o kadar çok devlet memuru var ki vatandaşların kanun önündeki eşitliği bir boş sözden ibaret kalabiliyor.
Son yılların en moda sözü de “sivilleşmek”!
Medyaya ve iktidar partisi mensuplarına bakarsanız Türkiye sivilleşiyor!
Evet, rejim üzerindeki asker gölgesi çekiliyor, asker olması gereken yere doğru itiliyor ama unutmayalım ki “devlet memurları” da “sivil” sayılmazlar.
Sivillik, kamu görevlilerinin giydikleri üniforma ile ilgili değildir.
Devlet görevlilerinin, görevlerini yaparken yaptıkları hatalardan dolayı hesap verebilmeleri ile de ilgilidir!
Yeni anayasa madem “sivil” olacak, bu gerçeği de unutmamak gerekiyor!

Olayın bütün tarafları neden soruşturulmuyor?

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasıyla ilgili olarak yapılan soruşturmalarda ortaya çıkan bilgiler, bu işin basit bir kaza olmayabileceğini düşündürüyor.
TBMM Araştırma Komisyonu raporunun ortaya koyduğu gerçekleri dünkü Hürriyet’te okumuş olmalısınız.
Savcının yürüttüğü soruşturmada da insanın kafasını karıştıracak birçok bulgu var.
Bazı cihazların sökülmesi, bulunamaması, raporlara kaydedilmemiş olmasının anlamı nedir?
Hepsini birlikte okuduğumda şu soruyu sormadan edemiyorum:
Bu bir suikastı örtbas etmek için mi yapıldı, yoksa arama-kurtarma faaliyetindeki acemilikleri ve gecikmeyi saklamak için mi?
Soruların yanıtlarını derli toplu bir soruşturma tamamlandığında öğreneceğiz elbette.
Ama soruşturmanın, bütün yönleriyle derinleştirilebildiğinden de emin değilim.
Olayla ilgili asker kişilikler sorgulanıp, soruşturulurken diğer devlet memurları soruşturulabilmiş değil.
Olayın olduğu dönemdeki Kayseri Valisi, Emniyet Müdürü ve Sivil Havacılık Genel Müdürü sorgulanabilmiş değil. Çünkü hükümet bu iş için gerekli izni vermedi.
Bu kişilerin suçlu olabileceklerini elbette iddia etmiyorum. Ancak hükümetin soruşturma izni vermemesi, gerçeğin bütün yönlerinin ortaya çıkmasını geciktiriyor ve bazen de engelliyor.
Benzeri bir durumu Hrant Dink davasında da yaşadık. Savcı bile mahkemede olayın arkasındaki örgütün tam olarak ortaya çıkarılamadığını söylüyor. Ama bu olayda ihmalleri müfettiş raporlarıyla da sabit olan emniyet görevlilerinin soruşturulamaması gerçeğin ortaya çıkmasının önündeki en büyük engel olmuştu.
Hükümet bu soruşturma iznini neden vermek istemiyor?

Adalet Bakanlığı’nın açıklamaları

BEŞ mahkûmun nakil sırasında cezaevi aracında yanarak ölmelerinden sonra bir yönetmelik değişikliği yapıldı ve mahkûmların bulundukları yerlerde ifade verebilmeleri sağlandı.
Bu olaydan sonra yazdığım bir yazıda Adalet Bakanlığı’nın yönetmeliği hızla değiştirmesini kutlamış ve yönetmelik değişikliği için böyle bir kazanın gerekli olmadığı yorumunu yapmıştım.
Adalet Bakanlığı’ndan bu yorumumla ilgili bir açıklama aldım.
Bakanlık, söz konusu yönetmelik değişikliği için çalışmalara iki yıl önce başlandığını, kazanın olmasının beklenmediğini belirtiyor.
Demek ki böyle bir olayın olma ihtimali de önceden düşünülmüş ve çalışmalara başlanmış.
Ama yönetmelik değişikliği de iki yıl sürmüş. Belli ki bürokratik düzenimiz ağır işliyor. Sadece memurların tembelliği ile açıklanabilecek bir durum değil bu. Devlet işlerinde bürokrasiyi azaltıp, alınan kararların daha hızla devreye girebilmesine olanak sağlayacak bir organizasyon değişikliği de gerektiği çok açık.Yeni anayasa hazırlanırken bu husus da dikkate alınmalı.
Öte yandan Hrant Dink davasında savcının esas hakkındaki görüşünü açıklamasından sonra yazdığım bir yazıda da olayın soruşturulması sırasında Yasin Hayal’in McDonald’s bombalama eyleminden sonra görüştüğü yurtdışındaki telefonlar ile ilgili bilginin Adalet Bakanlığı tarafından verilmediğini yazmıştım.
Bakanlık, iletişimin tespiti ile ilgili kanunu hatırlatarak bu konuda yetkili olmadığını belirtiyor.
Okuyucularımın bilgisine sunarım.