Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

10 yılımın kısa bir muhasebesi

 Milliyet’in kurumsal gelenekleri arasında, belli çalışma sürelerini tamamlayan personelini ödüllendirmek de var.

Her sene gazetenin kuruluş yıldönümü kutlamasında bu ödüller de dağıtılıyor.
Dün de ben, “10. yılını” dolduran başka arkadaşlarımla birlikte ödülümü aldım. Benim için oldukça değişik bir duyguydu..
10 yıl önce bu binaya geldiğimde kafamda değişik bir gazete projesi vardı.
Milliyet’in o günkü İcra Kurulu üyeleri Mehmet Ali Yalçındağ, Dinç Üner ve bugün aramızda olmayışına her hatırladığımızda tekrar üzüldüğümüz rahmetli İbrahim Sezer ile yaptığımız konuşmalarla olgunlaşan projeyi yaşama geçirmek için çalışmaya başlama kararı verdiğimizde önemli bir sorun çıkmıştı: Binada gazete çıkaracak yer yoktu!
Çözümü Dinç Üner buldu. Gazetenin konferans salonu boşaltıldı, içine masalar konuldu ve “Hadi” denildi..
Bugün Türkiye’nin en çok satan gazetesi unvanını taşıyan Posta böyle doğdu.
Posta’yı yayına hazırlayan ilk yazı işleri ekibinde yer alan arkadaşlarımdan Hasan Çakkalkurt haricinde bir tekinin bile bir tek gün gazete tecrübesi yoktu..
Hepsini daha önceki dergicilik deneyimlerinden tanıyordum. Birlikte dergiler çıkarmış, güzel günler geçirmiştik ama böyle genç ve tecrübesiz bir ekibin, üstelik yeni kurulmaya çalışılan bir gazetede nasıl bir performans göstereceğini de bilemiyorduk.
Aradan geçen 10 yıl, o ekip hakkında hiç yanılmadığımı ortaya koydu. Posta’nın şimdiki Genel Yayın Müdürü Rıfat Ababay, yazı işleri müdürleri Betül Kabahasanoğlu ve Hande Özcan; Radikal’in yazı işleri müdürü Yeşim Denizel; Fanatik’in Genel Yayın Müdürü ve Milliyet’in spordan sorumlu yazı işleri müdürü Necil Ülgen ve şimdi Milliyet yazı işlerinin idari işlerini yürüten Zerrin Yazıcı, daha sonraki performanslarıyla da mesleğimizin önemli kazançları oldular..

10 yıla neler sığmış
Dün bana onuncu yıl ödülü olarak Milliyet rozeti verilirken o günleri hatırladım. Hanzade Doğan’dan rozetimi alırken ayakta durduğum yerde 10 yıl önce Posta’nın yazı işleri masası vardı..
Benim için gerçekten çok değişik bir duyguydu..
Bu tür günler insanın geçmişe dönerek bir yaşam muhasebesi yapmasına da fırsat veriyor.
Düşünüyorum da arkadaşlarımla birlikte bu 10 yılda, bu binada mesleğimiz için önemli işler başardık.
10 yıla Posta, Radikal ve Fanatik gazetelerinin yayın hayatına girmelerini ve 4,5 yıl da Milliyet Genel Yayın Müdürlüğü’nü sığdırmışım..

‘Asıl mesleki başarım..’
Şu anda bütün bu sıfatlarımdan sıyrılmış olduğum için daha rahat konuşabiliyorum: Asıl mesleki başarım sadece bu gazetelerin yayın hayatına girmeleri değil, aynı zamanda çok sayıda genç gazeteciye ve ismini kimsenin bilmediği yazara kendilerini kanıtlayabilecekleri bir fırsat yaratmış olmam.
Ve sevinerek görüyorum ki, bu genç arkadaşlarımın tümü bu olanağı iyi kullandılar, kendilerini kanıtladılar ve bağımsız kişilikler olarak mesleğimizin geleceğinde de önemli roller oynayacaklar.

‘Daha az rekabet var’
Zaman zaman gazetecilik okullarının öğrencileri ile sohbet etme olanağı da buluyorum.
Bana bütün bu işleri bu kadar kısa süreye nasıl sığdırabildiğimi soruyorlar.
Onlara cebimde sakladığım küçük bir kâğıtta yazılı olan öğüdü okuyorum.
Öğüt aslında bana değil, eski Hindistan Başbakanı İndira Gandhi’ye ait..
Daha yaşam yolunun başındaki tüm genç okuyucularım için de bu öğüdü bir kez daha tekrarlamak istiyorum..
İndira Gandhi şöyle diyor: “Büyükbabam, iki tür insan olduğunu söylerdi: İşi yapanlar ve yapılan işten kendine pay çıkaranlar. O, benden, birinci grupta yer alarak çalışmamı isterdi. Çünkü orada daha az rekabet vardı.”