Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Alacakaranlık kuşağı gibi…

  İstanbullu A.E.’nin başına gelenleri dünkü Milliyet’te okumuş olmalısınız. Emniyet Müdürlüğü’nün Narkotik Şube’sine bağlı görevlilerin bir eğlence yerinde yaptıkları uyuşturucu aramasında gözaltına alınan, ancak uyuşturucu kullanmadığı tespit edildiği halde amirlerine şikâyet edilerek işyerinden sürülmesi sağlanan Bayan A.’nın öyküsünü…

Alacakaranlık Kuşağı filmlerindeki gibi bir öykü…
Eğlenmek için bir yere gidiyorsunuz, polis geliyor, sizi götürüyor, işlemediğiniz bir suç için sorguluyor, iş arkadaşlarınız ve aileniz nezdinde onurunuz kırılıyor…

Yetki kötüye kullanılınca…
Dün, Milliyet Haber Araştırma Müdürü Tunca Bengin, İstanbul Narkotik Şube Müdürü Nihat Kubuş ile konuştu. Kubuş, yapılan uygulamanın normal olduğunu savunuyor.
Kubuş’un verdiği bilgilere göre polis, eğlence yerlerindeki bu tür aramalarda bir ön çalışma ile şüphelileri belirliyor, daha sonra bu şüpheliler aranıyor ve üzerlerinde uyuşturucu madde bulunanlar gözlem altına alınıyor. Hal ve hareketleriyle şüphe uyandıranlar için de aynı işlem uygulanıyor.
Kubuş, polisin 24 saat gözaltına alma yetkisinin olduğunu hatırlatıyor ve gözaltına alınan kişilerle ilgili olarak ailelerin ve işyerlerinin bilgilendirilmesinin de genel bir uygulama olduğunu söylüyor.
Kubuş’un anlattıklarında eleştirilecek bir yön elbette yok. Bunlar polisin görev ve yetki alanına giren işlemler. Polis bu yetkisini kötüye kullanmadıkça tabii ki…

Polise destek iyi de…
Dün bizim dikkat çekmek istediğimiz konu, polis ile ilgili olarak İnsan Hakları Kurulu’na yapılan başvurunun yine polis tarafından incelenerek sonuca bağlanmış olmasındaki gariplikti.
Yetkililer başvuru yinelendiği takdirde bu kez soruşturmanın daha objektif yapılacağını bildiriyorlar.
Uyuşturucu ile mücadele söz konusu olduğunda birçok kişi polisin daha hoşgörüsüz davranmasını normal karşılıyor.
Karşı karşıya olunan sorunun büyüklüğü ve dehşeti karşısında polisin arkasında bu tür bir kamuoyu desteğinin olması büyük şans. Ancak polis de bu yetkisini ve desteği kullanırken suçsuz kişilerin yaşamları boyunca çekecekleri travmalara sebebiyet vermemek için alabildiğine dikkatli olmalı.
İstanbul’un, uzun süredir uyuşturucu işiyle uğraşan suç örgütleri için iyi bir hedef olduğunu biliyoruz.
Bir yandan kentin kontrolsüz büyüklüğü, öte yandan bu işten beklenen kazancın sınırsızlığı çetelerin iştahını kabartıyor.

Çete şefleri bulunmalı
Eroinin ve öteki sentetik uyuşturucuların neredeyse ‘damping fiyatlarıyla’ elden ele gezmekte olduğu bir kentte yaşıyoruz, çocuklarımızı büyütüyoruz.
Polisin bu alandaki mücadelesine destek olmak en önemli vatandaşlık görevi olarak bile görülebilir.
Ancak şu andaki ‘uygulama’nın da tek tek sinekleri avlamak şeklinde ortaya çıktığı bir gerçek. İstanbul’u büyük bir bataklık yapmak isteyenlerle yeterince mücadele edebiliyor muyuz, bunda kuşkularım var.
Evet, polis bireysel olarak uyuşturucu kullananları da bulmalı, suçu cezalandırmak için adli mekanizmayı harekete geçirmeli ve kurbanların tedavi olmalarını sağlamalı ama bu hiçbirimizin de gözünü boyamamalı.
Polis, gölgede kalıp bütün bu ticaretin keyfini sürenleri bulmak için de daha çok çalışmalı. Yakalanan miktarın, piyasada dolaşan uyuşturucunun çok küçük bir bölümü olduğu da bir devlet sırrı değil.
İstanbul’a geleli kısa bir süre olan Narkotik Müdürü ve ekiplerine gerçekten çok büyük bir sorumluluk düşüyor.
Büyük uyuşturucu çetelerinin şeflerinin de yargıç karşısına çıkartılmasını bekliyoruz. Torbacılarla ve uyuşturucu kurbanlarıyla yetinemeyiz…