Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

'General'e 'asker' lazım!

 Alex, Fenerbahçe’yi Avrupa’da da ateşleyecek oyuncu olduğunu gösterdi ama…

Mehmet Y. Yılmaz

Cumartesi akşamı Samsun’un bir forvetini geride dört Fenerbahçeli bekliyordu.. İlerideki dört Fenerbahçeli ise dokuz kişilik Samsun orta saha – defans bloku içinde kaybolmuştu..
Defans topu ileriye vuruyor ve toplar bir duvara çarpıp aynen geri geliyor..
Kâğıt üzerinde Fenerbahçe’nin orta sahasında Tuncay, Alex, Aurelio ve Serhat oynuyor gibi görünüyor ama aslında orta sahada rakip defanstan dönen topları takip eden bir kişi var: Aurelio.. Sezon başlamadan önce Fenerbahçe’nin günümüz futbolunda “lüks” sayılacak çok sayıda oyuncuyu kadrosunda bulundurduğunu söylemiştim. Tuncay, Alex, Van Hoijdonk ve son maçtaki bütün iyi niyetli çabalarına rağmen savunma yönü zayıf olan Serhat..

Alex’in farklı yönü…
Oysa Fenerbahçe bu “lüksü” taşıyacak oyunculara da sahip. Aurelio, Serkan, Deniz, Ümit Özat..
Orta sahada topa basan, topu kazanan oyuncu olmadığı sürece Alex’e verilen paraya da yazık..
Orta sahanın “askerleri” topu kazanıp “general”e verebilmeliler ki Alex kendisinden beklenen oyun kuruculuk görevini yapabilsin.
Üstelik Alex, bugüne kadar tanıdığımız benzerlerinden gerçekten farklı.. Topu ayağında tutmuyor, hızla en uygun durumdaki arkadaşına atıyor, çoğu kez tek top oynuyor… Maç içindeki 49 pasından 41’inin doğru yere gittiğini ve bir de serbest atıştan asist yaptığını düşünecek olursak Fenerbahçe’yi Avrupa’da bile ileriye taşıyabilecek bir oyuncu olduğu görülüyor..
Daum’un da bunu görmemiş olabileceğini düşünemiyorum.

‘Uyuyan taraftar istemiyoruz’

Fenerbahçe – Samsunspor maçının ilk dakikalarında Alex, orta saha yuvarlağının ortalarında Samsunsporlu üç oyuncuyu iki bilek hareketiyle ekarte ettiğinde tribünlerde büyük bir uğultu koptu..
O an tribünlerde olanlar, seyircinin kopardığı bu gürültünün takımı nasıl ileriye doğru ittiğini gözleriyle de görmüş olmalılar..
Seyircinin sahada oynanan oyunu ne oranda etkilediği her zaman tartışılan bir şey.
Futbolun içinden gelenler, oyuncuların tribünlerdeki “kuru gürültüye” pek pabuç bırakmadıklarını, etkilenmediklerini söylüyorlar..
Çünkü bizdeki tezahürat aslına bakarsanız büyük ölçüde “kuru gürültü”den ibaret..
Bütün maç boyunca davullara bam bam vurmak, her statta her takımın taraftarının söylediği sloganları bağırmak, tezahürat yaparak takımı ateşlemek anlamına gelmiyor.
Maç başlarken şarkılar türkülerle takım ateşlenmeye çalışılıyor, sonra giderek seyirci de takımla birlikte temposunu kaybediyor.. Tekrar canlanması için de ancak takımın bir gol atması gerekiyor.
Bu söylediklerim Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın kendi sahalarında oynadığı maçlarda edindiğim gözlemlerden kaynaklanıyor.
Tekdüze tezahürat takımı ateşlemediği gibi, tribünlerdeki seyircinin büyük bölümünü de uyutuyor, adeta “sağırlaştırıyor”..
Tuttuğunuz takım atağa kalkarken seyirci olarak sizlerin de atağa çıkmanız gerekiyor..
İyi bir orta yapıldığında, iyi bir pas atıldığında seyirci sanki gol olmuş gibi ayağa kalkarsa, oyuncuların da bundan etkilendiklerini, adeta zevk aldıklarını görebiliyoruz. Tıpkı geçen sezon Kadıköy’de Beşiktaş maçındaki son yarım saatte Fenerbahçe seyircisininin ortaya koyduğu performans gibi..

Oğuz kendini unutturmuyor

Oğuz Dağlaroğlu uzun yıllar Fenerbahçe’de Rüştü’nün arkasında ikinci kaleci olarak bekledi. Oynadığı az sayıdaki maç sonrası genelde “Fenerbahçe kalesinin geleceği emin ellerde” yorumu yapıldı. Ve bir gün gazeteler yazdı ki; Fenerbahçe, Oğuz’dan vazgeçmiş. Şimdi o istenmeyen Oğuz, İstanbulspor’u sırtlıyor. Fenerbahçe hâlâ kaleci arıyorsa neden o düşünülmüyor?