Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

 Kyle Minogue’u eskiden tanırım. ‘Eski tanış’ dediysem şahsen tanırım anlamı da çıkmamalı. Blue Jean’i yayımlarken (demek ki 15 yıl oluyor) o yılların gözde dizisi Neighbours’da oynardı. Sonra şarkıcı oldu.

Şu sıralar hangi müzik kanalını açsam karşıma çıkıyor. Dikiş ipliğinden tasarruf amacıyla bir iki yerinden tutturuluvermiş, bu nedenle de örtmekten çok bir yerlere dikkatimizi çekmeye hizmet eden beyaz bir kumaş parçasının içinde kıvranıp, mırıldanıp şarkı söylüyor…
İtiraf etmeliyim ki daha önce ona bu gözle bakmamıştım… Yani bu kadar ‘gelişmiş’ olabileceğini düşünmemiştim demek istiyorum, yoksa kalbimde bir kötülük olduğundan değil!.. Zaten bugün gelip bu yazının baş tarafında kendisine yer bulmasının sebebi de ‘bu kadar büyümüş’ olması değil, söylediği şarkının sözleri…

Esir kadınlar…
Kızcağız bir oğlana takılmış ve onu bir türlü kafasından atamadığından söz ediyor. Etli dudaklarını büze büze ‘beni özgür bırak’ diye kıvranıyor.
Tipik bir ‘kadınlık durumu’. Bir erkeği sevdiği zaman vücudundaki son hücreye kadar teslim olan ama daha sonra kurtulma kararı verdiğinde bir türlü içine girdiği çemberin dışına çıkmayı başaramayan bir Havva kızı…
Ağırlık merkezi sevgilisine kayan ve ondan sonra da bir türlü eski dengesine kavuşamayan bir ruh durumu…
Öyle bir ruh durumu ki karşısındaki erkeğin kendisini asla yeterince sevemeyeceğine, sevmediğine inanmak gibi, inanılmaz azaplar içinde kıvranmasına yol açan bir tür hastalık hali…
‘Esir kadınlar’ diye de tanımlayabiliriz Minougegilleri…

Gökten adam yağıyor!
Bir de Geri Haliwell var tabii, eski tanış olması bu kez gerçek anlamıyla eski tanış olmasından…
On yıl öncesinin yarışma hostesi ‘İngiliz köylüsü’nün bu kadar ‘spicy’ olabileceğini kim tahmin edebilirdi? Neyse, konumuz bu değil, hemen dedikoduya girişmeyelim…
Onu da bu yaz boyunca çok eski bir şarkının yeni versiyonuyla dinledik. “Bridget Jones’un Günlüğü”ndeki şarkı… It’s raining man.. Gökten adam yağıyor!
Böyledir işte. Kimisi bir tane buldu mu ‘buldumcuk’ olur, gözlerini yumar teslim olur… Kimisi de daha bir tanesini göndermeden, yan gözle öbürünü aramaya başlar…
Birinciler bütün yaşamları boyunca bir, bilemediniz iki kere aşık olabilirlerken, ikinci gruptakiler için gökten adeta adam yağar, birbiri ardına ‘düzeyli ilişkiler’ kurdukları erkeklerle çılgın bir koşturmacaya girerler…

Değişken ve çekici…
Bir erkek hangi kadını tercih eder? İşte bugün yanıtını aradığımız soru bu…
‘Bu satırların yazarı’ bir erkek olduğuna ve ömrünün son otuz yılını bu işe ‘vakfettiğine!’ göre bu konuda herkes için reçete olabilecek mahiyette bir fikri olduğunu düşünebilirsiniz.
Ama ne yazık ki yok. Olmamasının nedeni kadınların ‘değişken olması’… La donna e mobile! (Bu kadar şarkı söyleyince buraya varmamız da kaçınılmazdı tabii…) Ama zaten kadınları biz erkekler için bu kadar çekici hale getiren şey de böyle değişken olmaları değil mi?
Aslında her kadında her iki gen de mevcuttur. Onların şöyle ya da böyle ortaya çıkması karşılaştıkları erkekle ilgili bir şey diye düşünüyorum.
Her erkek layık olduğu kadını bulur sonunda… Gerçekten hak edenler, kendilerine ömür boyu sadık kalacak, kendileri için yaşamı bir cennet bahçesine çevirecek birinci tip kadınları bulurlar.
Bulamayanların üzülmesi için de bir sebep yoktur. Uçarı kadınlarla da yaşam o kadar renkli olabilir ki, öbür tarafta neyi kaybetmiş olduğunu bile anlayamaz insan…