Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Önce beyin düşer, sonra yerdesin!

 Maymun iştahlı olarak tanımlayabileceklerimizi bir yana bırakırsak erkeklerin çoğunluğu hep aynı tür kadına âşık olurlar.

Böylesine kesin bir yargıya varmayı, doğrusunu isterseniz magazin basınını sıkı takip ediyor olmama borçluyum.
Vaktiyle Klips Dergisi’nde yayımlanmış bir dizi fotoğraf vardı. Toplumumuzun tanınmış erkeklerinin birinci, ikinci, üçüncü (ve bazılarının dördüncü) eşleriyle çektirdikleri fotoğraflardı bunlar.
Her erkeğin yanındaki kadınlar neredeyse birbirinin kardeşi kadar birbirlerine benziyorlardı.
Bu tip erkeğin en ünlüsü film yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı John Derek’tir. Sırasıyla Linda Evans, Ursula Andress ve Bo Derek ile evlendi. John’un nasıl bir tip olduğunu hatırlamanıza elbette imkân yok ama kadınları kolayca gözünüzün önüne getirebilirsiniz.
Hatta Woody Allen’in şöyle bir esprisi bile vardır: John Derek hep aynı otomobili kullanır. Değiştirdiği sadece otomobilinin üretim yılıdır!
Gasset “pek çok değişik kadın kılığında genel kapsamlı tek bir kadının sevildiği maskelenmiş bağlılık” diye tanımlıyor bu durumu.
Bu durumda benim geçen hafta sözünü ettiğim “erkek, kafasında yarattığı bir hayale âşık olur. Âşık olduğu kadının fiziksel özelliklerini fark etmez bile” tezim çökmüş mü oluyor?
Hafta boyunca beni e-posta bombardımanına tutup, erkeklerin sadece “plastik olarak güzel kadınlara ilgi duyduklarını” haykıran okuyucularıma hak vermiş mi oluyorum? Hayır. Görüşlerimde bir değişiklik yok.
Bir okuyucum e-postasında kayak öğretmeninin kendisine verdiği ilk dersi hatırlatıyordu: Önce beyin düşer, sonra yerdesin!
Bu bilge kayak öğretmenini tanımak isterdim. İnsan denilen canlıyı ve onun davranışlarına hâkim olan tek gücü böylesine ifade edebilen rafinasyona hayran olup, şapka çıkarmamak mümkün değil.

Anne, nerede, kimdesin?
Kişiliğimizin temel çizgileri biz doğarken oluşur. Genetik bilimindeki ilerlemeleri ve yapılan keşifleri gördükten sonra buna artık daha çok inanıyorum.
Ancak büyüdükçe dış dünyaya açılırız. Yaşamda edindiğimiz deneyimler, bulunduğumuz ortam, yaptığımız iş, okuduğumuz okul gibi dış faktörler bir heykel üzerinde sanatçının yaptığı gibi bizi rötuşlar.
Ama bunlar dediğim gibi rötuştur, kişiliğimizin temel çizgisini değiştirmez.
Bir erkeğin hayatındaki en önemli etken, âşık olduğu, hayatının kısa da olsa bir bölümünü paylaştığı kadınlardır. Okulların, ailemizin, işimizin etkisini küçümsemiyorum ama birlikte olduğumuz kadınların kişiliğimiz üzerinde bıraktıkları etki bunlardan her zaman daha büyüktür.
Her kadın hayatımızda yeni bir döneme karşılık gelir, izlerini bir daha çıkartılmayacak şekilde kişiliğimize kazır. Düşünme alışkanlıklarımızı, beynimizi kullanma biçimimizi etkiler.
Bu kadınların en önemlisi annelerimizdir. Bazı erkekler bu yüzden hep anneleri gibi kadınlar ararlar. Bazıları için ilk âşık oldukları kadındır, ondan sonra hep onu ararlar… Şanslı olanlar için hayatlarındaki her kadın önemlidir, her kadının izini taşırlar.

Nakavt olan erkekler…
Şimdi toparlayalım: Daha önce de yazdım, aşk, herkesin hemfikir olduğu biçimde bir ‘seçme’ eylemidir. Erkekler beyinleriyle âşık olurlar, âşık oldukları şey bir hayaldir, beyinlerinde o hayale atfettikleri değere tutku duyarlar. Hayatımızın bir dönemini paylaştığımız her kadın bizde silinmez bir iz bırakır. Kişiliğimizde o izi ölünceye kadar taşırız.
Bu durumda bazı erkeklerin hep benzer kadınlara âşık olmasında şaşılacak bir durum yok. Önce beyinleri düşmüş, sonra yerden bir türlü kalkmayı başaramamışlardır.
Böyle olan erkekler için olsa olsa üzüntü duyabiliriz. Neleri kaçırmış olabileceklerini hiçbir zaman öğrenemeyecekleri için…