Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Türk çocukları 70'lerinde de böyle olursa…

  İnsanın yedisinde ne ise, yetmişinde de o olduğunu söyleyen atasözü eğer doğruysa, Türkiye’de kadınları bekleyen geleceğin çok parlak olmadığını da bugünden söyleyebiliriz.

Ben değişime inanırım. Evrende her şeyin değişeceğine, karşıtlıkların bu değişimin dinamiğini oluşturacağına..
Yazının girişindeki atasözü ile ilgili olarak “eğer doğruysa” diye vurgu yapmamın nedeni bu..
İnsan “yedisinde ne ise yetmişinde de o” olmayabilir..
Ama geçen gün Milliyet’te yayımlanan bir haber ciddi bir tehlikeye işaret ediyor, geleceğe ilişkin olarak…
Marmara Üniversitesi’nden Dr. Firdevs Gümüşoğlu’nun yaptığı bir araştırmayla ilgiliydi haber.
Dr. Gümüşoğlu ilköğretim öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algılamaları ile ilgili bir araştırma yapmış. Biri özel, diğeri devlete ait iki ilköğretim okulunun 5. sınıf öğrencileri arasında yapılan bir araştırma bu.. Öğrencilerin annelerinin yüzde 40’ı üniversite mezunu, yüzde 66’sı ev kadını.. Babalarının ise yüzde 94.8’i çalışıyor.

Evdeki halin aynası
Çocuklara “ev kadını ne iş yapar?”, “Kadın ve erkek hangi mesleklerle uğraşmalılar?”, “Anneler hangi işleri yapmalı?” gibi sorular sorulmuş.
Annelerine “ev kadınlarının yaptığı işleri yapmayı” uygun gören öğrencilerin oranı yüzde 81.4.. Anneleri dışarıda çalışsa bile çocuklar annelerinden evdeki bütün işleri bizzat yapmasını bekliyorlar. Babaları için uygun gördükleri ise “evde yan gelip yatmak, kitap okumak”..
Çocukların dışarıda çalışan anneleri için uygun gördükleri meslekler ile babaları için uygun gördükleri meslekler de ciddi bir toplumsal duruma işaret ediyor.
Kadınlar için çok eğitim gerektirmeyen, iş hayatında daha çok “emir alan” konumdaki işler uygun görülürken, çocuklar babalarına “genel müdürlük” gibi toplumun gözünde değerli olan işler ile “polislik” gibi “güçlü olmayı” gerektiren meslekleri uygun görüyorlar..
Belli ki bunlar o yaştaki çocukların oturup konu üzerinde uzun uzun düşünerek sahip oldukları fikirler değil.
Onlar evde ne gördülerse, onu doğal olarak kabul ediyorlar ve yanıtlarını da büyük olasılıkla bu “görgü”nün bir sonucu olarak veriyorlar.

Beyinlerine bu işleniyor
Öte yandan ilkokul ders kitaplarında annelerin sadece ütü yapan, yer silen, yemek yapan insanlar olduğunu, babaların ise dışarıda çalışan, eve gelince koltuğuna oturup kitap okuyan insanlar olduğunu gösteren resimler ve “derslerle” öyle bir bombardıman altındalar ki aksini düşünemiyorlar.
Kadınlar ile erkeklerin “eşit olmadıkları” düşüncesi beyinlerinde öylesine yer etmiş ki, bunun dışında bir şey olabileceği akıllarına dahi gelmiyor.
Bir araştırma yapmadan da böyle bir sonuç çıkabileceğini tahmin etmek mümkün aslına bakarsanız.
Çünkü bizim ülkemizde çalışan kadının iş çıkışı evine gelip, evdeki bütün işleri de tek başına yapması ve o sırada eşinin sırtüstü uzanıp, gazete okuyarak, TV seyrederek “dinlenmesi” bir gelenek..
“İkimiz de bütün gün dışarıda çalışıyoruz, evdeki işleri de paylaşalım” diyen erkek sayısı o kadar az ki bunu yapanlar çevrelerinde parmakla gösterilen insanlar oluyor.

Evet; ‘eğitim şart’
Antropoloji araştırmaları biyolojik farklılıklara dayanmayan işbölümlerinin kültürel temeli olduğunu ortaya koyuyor ve buna kısaca “toplumsal cinsiyet” diyoruz.
Ve bu, tanımı gereği değiştirilebilir bir durumu anlatıyor.
Bunu değiştirmek biyolojik farklılıklara dayanmayan cinsiyet tanımlarını reddetmekten geçiyor.
Türkiye ileride mutlu ve birbiriyle eşit kadınların ve erkeklerin yaşadığı bir ülke olacaksa, işe ilköğretim müfredatından başlamak gerekiyor.
Çocuklarımızın evde gördüklerini belki kısa dönemde değiştirmek mümkün değil ama bunun doğal bir şey olmadığını okullarında öğrenmelerini sağlayabiliriz