Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bak, postacı geliyor!

B u aşk meşk işlerine aklımın ermeye başladığı yıllarda âşık olmak, aşk mektubu yazmak demekti. åşık olduğunuz kıza gece etüt saatinde bir mektup yazar, sabahleyin de o mektubu adresine ulaştırmaya çalışırdınız.

Artık cesaretinizin derecesine göre: Kitabının arasına koyabilirdiniz, paltosunun cebine atabilirdiniz, en yakın bir arkadaşıyla gönderebilirdiniz..
O özel mektuplar bu iş için satılan özel kâğıtlara yazılırdı. İçine bol miktarda ağdalı şiir yazmak da âdettendi. Okuduğunuz romanlardaki güzel sözleri de yazabilirdiniz ki bu iş için en uygunu ‘Tolstoy’un ölmez eseri’ ‘Anna Karenina’ydı. En heyecanlı kısmı ise mektubun ne zaman yırtılıp sınıftaki çöp kovasını boylayacağını beklemekti. Mektup altıncı dersin sonuna kadar yırtılıp atılmadıysa, hedefine ulaşmış sayılırdı.
‘Ünlü Aşk Mektupları’ (Ronald Tamplin. Çeviren: Şemsa Yeğin. Doğan Kitap) isimli kitabın kapağını çevirirken o eski mektupları hatırladım ve o komikliklerle dalga geçmeyi akıl etmedikleri için âşık olduğum tüm kızları şükranla andım.
Tomplin’in derlemesi 34 tane aşk mektubunu içeriyor. Büyük yazarların, tanınmış devlet adamlarının, ünlü bestecilerin, kralların, imparatorların sevgililerine yazdıkları 34 mektup.. Yazar her mektupla birlikte o mektubun yazılmasına yol açan romantik öyküleri de aktarıyor. Ayrıca özgün mektupların kopyaları, âşıkların portreleri ve o ölümsüz aşklara tanıklık eden mekânların fotoğrafları da var.
Mektupların üslubunda en çok dikkatimi çeken şey sevgililerin birbirleriyle ‘sizli-bizli’ olmaları. İki âşık gibi değil de daha formel bir ilişki içindeymiş gibiydiler. Bir tek Theodore Roosevelt Jr.’ın karısı Bunny’ye yazdığı mektup hariç..
O, mektubunda karısına ‘sen’ diyebilen tek âşık. En tutkulu mektupları yazan Napoleyon bile Josephine’e ‘siz’ diyormuş.
Kitabı okurken daha önce bilmediğim bir şeyi de öğrendim. Meğerse Scott Fitzgerald gerçek bir edebiyat hırsızıymış. İkinci romanı The Beautiful and Damned, Sevgilisi Zelda’nın günlüklerinden ve mektuplarından bölümler içeriyormuş.
Kitabı okurken telefonun icat edilmiş olmasının Türk romantizmine ağır bir darbe olduğunu düşündüm. Zaten yazıyla pek başı hoş bir millet değiliz. Buna bir de telefonun sözel kültürümüze en uygun araç olması eklenince sanıyorum çiftler arasındaki mektup trafiği de yok olmaya yüz tuttu. Çağımız Türk âşıkları için de artık mektup yerine cep telefonlarının kısa mesaj servisi var.
Bunu kendimden de biliyorum. En son yatılı okulda ailemden para istemek için mektup yazdığımı hatırlıyorum. Bir de yıllar önce ‘illa bana bir aşk mektubu yaz’ diye tutturan hanıma ‘bir eksiği tamamlamak maksadıyla’ yazdığım mektup var. Ve eminim o mektup edebiyat tarihinde kendine hak ettiği yeri çoktan bulmuştur: Çöp kovası!
Aşkın dayanılmaz acılar ve doktorların iyileştiremeyeceği ıstıraplar verdiğini söyleyen Joseph Campbell “Beni iyileştirecek olan tek insan darbeyi indiren kişidir” diyor.
Sanıyorum insanın tüm duygularını hiçbir sözü kesilmeden anlatabileceği bir aşk mektubu da bu durumda en iyi ilaç olmalı.