Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bir ömürlük yolculuk

Önceki gün Türkiye ile Avrupa ilişkileri yeni bir aşamaya girdi. Avrupa’nın sınırlarının Türkiye’nin doğu sınırlarına kadar uzandığı artık geri dönülmez bir şekilde ortaya konuldu.

Türkiye, Avrupa ülkelerinin birbirleri ile bütünleşme arzusunu ortaya koydukları Ortak Pazar’a girmek için 31 Temmuz 1959’da ilk müracaatı yaptığında ben üç yaşındaydım.

Türkiye’nin, Avrupa Ortak Pazarı ile ilişkilerini düzenleyen Ankara Anlaşması 1963 yılının eylül ayında imzalandığında ise artık 7 yaşımdaydım ve ilkokul ikinci sınıf öğrencisiydim.

‘Yerli malı yurdun malı’ sloganı sınıfın duvarlarına asılan üç beş slogandan biriydi. ‘Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir’ yazısı karatahtanın üzerinde asılıydı.

0 yıllarda biz çocukların dikkati nedense bu tür siyasi olaylara yönelik değildi. Daha çok Kıbrıs ile ilgiliydik. Okul çıkışlarında çantalarımızı başımızın üzerinde bayrak gibi taşıyıp ‘Ya taksim, ya ölüm’ diye bağırarak eve kadar yürüdüğümüzü hatırlıyorum. İlkokula başladığım kentte, evimizden birkaç kilometre uzakta böyle bir anlaşma imzalanırken bizim hiçbirimizin bundan haberi yoktu. Şimdi Yasemin’in AB adaylığımız ile ilgili gelişmeleri takip edişine ve olaylarla ilgili yorumlarına bakıyorum da biz gerçekten çok çocukmuşuz diye düşünüyorum.

Yunanistan’ın tam üyelik müzakerelerine başladığı günlerde ben de gazeteciliğe yeni başlamıştım. Ecevit’in Ortak Pazar aleyhtarı politikalarını destekliyor, İhsan Sabri Çağlayangil’in Yunanistan gibi bizim de adaylık için müracaat etme isteğine hayret ediyordum. Sonunda Yunanistan 1981 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun bir parçası olduğunda, bunun ülkemiz için ne anlama geldiğini bile çoğumuz idrak edemiyorduk.

Bu arada Kıbrıs’ı bir anlamda ‘taksim etmeyi de’ başarmıştık!

Turgut Özal bir kâğıda Türkiye’nin ‘tam üyelik’ başvurusunu yazıp verdiğinde 30 yaşındaydım. Daha Yasemin doğmamıştı. Kıbrıs sorunu 1974’te nerede kaldıysa hâlâ orada duruyordu. Avrupa’nın hâlâ çok uzağındaydık. Ne ekonomimiz, ne demokrasimiz gelecek için umutlu olmamızı sağlıyordu.

Şimdi 43 yaşındayım. Türkiye resmen Avrupa Birliği’nin genişleme süreci içinde yer alıyor. Biliyorum ki çok uzun bir sürecin ilk adımlarını atıyoruz. Ama en azından ekonomimizi de, demokrasimizi de daha iyi bir duruma getirmeye yönelik inancı ülkemizdeki çok kişi paylaşıyor.

Bu işlerden anlayanlar 20-25 yıla varan bir süreden söz ediyorlar. Bu kadar yaşayabilir miyim, sonucu görebilir miyim, bilmiyorum. Ama her şey o kadar hızlı değişiyor ki, geçmişin süratine bakarak gelecek için bir kestirimde bulunmak o kadar da doğru değil. Belki de çok daha kısa bir süre sonra Türkiye Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olmayı başaracak.

Bildiğim tek bir şey var: Yasemin çok genç bir kadınken bunu görecek. Onun çocukları Türkiye’nin Tanzimat’la birlikte başladığı yolculuğun bitişine tanıklık edecek. Yurtdışına gittiklerinde kapısında ‘EU Citizens’ yazılı gişeden pasaportlarını bile ceplerinden çıkarma ihtiyacı duymadan geçip gidecekler..

Bütün bu süreçte harcadığımız boşa geçen yılları, ekonomik gelişmenin ve demokratikleşmenin isimsiz kahramanlarını hatırlamayacaklar bile..