Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu kaçıncı musibet?

Dün sabahın erken saatlerinde İstanbul Menekşe sahilinde meydana gelen olayı basit bir deniz kazası olarak, görmemek zorundayız. Bu kelimenin tam anlamıyla bir çevre felaketidir ve Boğazlar’ın tankerle petrol taşımacılığında bir ‘otoban’a döndürülmesinin nelere yol açabileceğinin de bir göstergesidir.

Menekşe’de karaya oturup parçalanan ‘araç’, nehir gemisi. Adı üstünde, suları denize göre çok daha sakin olan nehirlerde taşımacılık yapması amacıyla inşa edilmiş bir gemi.

Bilmeyenler için basitçe tarif etmek gerekirse bu gemilerin altı bir hamam tası gibi düz, suyun altında kalan bölümleri en fazla 2,5 metre. Bu tür gemilerin kıyıdan 12 milden daha açıkta seyretmesi denizcilik kuralları bakımından uygun değil. Bu yüzden birçok Avrupa limanına nehir gemilerinin yanaşması yasaklanmış bulunuyor. Konuştuğum kaptanlar, bu tür gemilerin beşten daha kuvvetli havalarda seyretmesinin de ciddi bir tehlike oluşturduğunu söylediler.

Dün iki parçaya ayrılarak batan geminin petrol ve ürünlerini taşımak açısından ne tür güvenlik sistemlerine sahip olduğunu bu satırlar yazılana kadar öğrenmek mümkün olmamıştı. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin genellikle eski güvenlik sistemlerine sahip bu tür gemilere sahillerine yanaşma izni vermediği de biliniyor.

Petrol taşımacılığı yapmak üzere özel olarak inşa edilmiş tankerlerde, ana makinenin egzoz gazı, yükün bulunduğu tanklara veriliyor. Böylece tanklara karbondioksit basılıyor ve petrol ürünü taşımanın asıl tehlikeli yönü olan ‘buharlaşma’dan kaynaklanabilecek yangınlara ve patlamalara karşı bir tedbir alınıyor. Yukarıda da söylediğim gibi parçalanan geminin ne tür bir güvenlik sistemine sahip olduğunu öğrenmek mümkün olamadı. Konuştuğum kaptanlar büyük olasılıkla geminin bu tür bir güvenlik sistemine sahip olmadığını söylediler.

Öte yandan konunun uzmanları sahillerimizde cirit atan bu tür nehir gemilerinin çok büyük bir bölümünün en az 20 yıllık olduğunu, bazılarının 20 yıldan daha yaşlı olduğunu söylüyorlar.
Teknolojileri eski, güvenlik ve seyir sistemleri eski, metal yorgunluğundan mustarip bu tür gemilerin bugüne kadar daha büyük felaketlere yol açmamış olması da sadece ‘Türklerin şansı’ ile açıklanıyor olmalı.

Şimdi durup bir kez daha düşünmenin zamanıdır. Rusya’nın, Boğazlar’dan petrol taşımacılığı işini ne kadar ciddiye aldığını düşünmeliyiz… İhtiyacımız olan petrolün ve doğalgazın bir bölümünü kuzeydeki komşularımızdan almak zorunda olduğumuza göre, Boğaz dışındaki alternatif ulaştırma yollarını (açıkça yazmak gerekirse boru hatlarını) daha çok zorlamalıyız. Güvenliğimizi, bütün devlet organizasyonu bozulmuş ve her türlü yolsuzluğa açık hale gelmiş, ekonomisi çökmenin eşiğinde olduğu için donanımlarını yenilemekte aciz kalmış bir ülkenin keyfine bırakabilir miyiz?

Böyle her deniz kazasından sonra hep aynı şeyi söylüyorduk: Bu sefer şanslıydık, bir musibet bin nasihatten iyidir..

Şimdi durum değişti: Bu sefer şanslı değiliz, bu çevre felaketinin olumsuz etkilerini daha uzun süre günlük hayatlarımızda da yaşayacağız.. Ve daha kaç musibet beklememiz gerekiyor?