Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Çocuklar, televizyon ve şiddet

Nisan ayının 22’si ile 28’i arasında bir hafta süreyle önde gelen sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle Amerika’da ‘televizyonlarınızı kapatın’ kampanyası yapılacak.

Aile Hekimleri Birliği’nden Ulusal Dans Birliği’ne kadar 44 sivil toplum kuruluşunun desteklediği Televizyonsuz Amerika’ kampanyası çerçevesinde düzenlenen bir protesto gösterisi bu.

Kampanyanın amacı Amerika’da son aylarda zirvesine ulaşan ‘çocuk şiddeti’nde televizyonların oynadığı role dikkat çekmek ve özellikle çocuklara yönelik yayınlarda şiddet unsurlarının kullanılmamasını sağlamak.

Başkan Yardımcısı Al Gore’un da desteklediği kampanya çerçevesinde, televizyon yayınlarının yeniden sınıflandırılması da söz konusu. Bundan sonra şiddet içeren televizyon programları ‘V’, cinsel unsurlar içeren programlar ‘S’, argo konuşmalar içeren programlar ‘L’ harfleri ile işaretlenecek.

Ebeveynler bir programda ‘V’ harfini gördükleri zaman onun şiddet içeren bir program olduğunu anlayıp, çocuklarının bu tür programları izlemelerini engelleyebilecek.

Küçük çocukları olan anne babaların çizgi filmlerde bile dehşet, hatta vahşet görüntülerine sık sık rastladıklarından eminim.

Ben bu yaşımda bile özellikle Japonya orijinli çizgi filmlerdeki bazı görüntülerden irkiliyorum. Bu tür filmlerdeki görüntülerin filmin esas hedef kitlesi küçük çocuklar üzerinde nasıl bir etki yapabileceğini kolayca tahmin edebilirsiniz.

Son yıllarda giderek şiddete meraklı bir toplum oluşumuzun altında belki de yıllardır sessizce bilinçaltımızı oyan bu çizgi filmlerin de rolü var.

Türkiye’de gerek basın gerekse televizyonlar şiddet içeren görüntüler konusunda hiçbir zaman yeterince hassas olamadı.

İlk sayısından beri bu tür görüntülerden uzak durmayı bir yayın politikası haline getiren Radikal bile zaman zaman bu genel eğilimden kurtulamıyor. (Sırası gelmişken, 16 Nisan tarihli Radikal’in üçüncü sayfasındaki fotoğraflar nedeniyle okuyucularımızdan özür diliyorum. Radikal’de bundan böyle bu tür hataların olmaması için gerekli önlemleri aldığımızı da belirtmek istiyorum.)

Çocukları şiddete, cinsel tacize ve argoya karşı koruma işinin yalnızca yasalarla ve cezalarla halledilebilecek bir sorun olmadığını düşünüyorum.

Bu konuda yeteri kadar yasamız var ve ne yazık ki cezaları da yeterince ağır olmasına rağmen bizler hâlâ gerekli sorumluluğu gösteremiyoruz.

Sanıyorum Amerika’da son aylarda yaşananların ardından yapılan, sivil toplum kuruluşlarının ortak girişiminin bir benzerini de Türkiye’de örgütlemenin zamanı geldi.

Sivil toplum kuruluşlarının aralarına basın meslek örgütlerini de alarak yeni bir tür denetim sistemi geliştirmesi gerekiyor. Gazetelerin ve televizyonların uymayı taahhüt ettikleri ‘basın meslek ilkeleri’nin bir benzeri bu türden bir denetim için geliştirilebilir.

Bu meslekte her şeyin bir günde düzelemeyeceğini öğrenecek kadar uzun yıllar geçirdim. Ama bu hiçbir şey yapmadan beklemeyi gerektirmiyor.

Çocuklarımızın ardından sonradan ah vah etmemek için şimdiden bir şeyler yapmaya başlamalıyız.