Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Deli deli kulakları küpeli

Bizlere tarih derslerinde ‘Deli’ Petro olarak tanıtılan Rus Çarı 1. Pyotr Aleksiyeviç’i tüm dünya ‘Büyük’ Petro olarak tanıyor.

Döneminin Osmanlı kaynaklarında da kendisinden ‘Koca’ Petro olarak söz edildiği biliniyor ama nasıl olduysa sonradan ‘Deli’ olduğuna karar vermişiz. Bu, artık o yıllardaki gözü pek askerlere halk arasında ‘deli’ denilmesinden mi kaynaklanıyor bilemiyorum. Bildiğim şey var: Bütün dünyanın ‘Büyük Petro’ diye tanıdığı insana biz ‘Deli Petro’ diyoruz.
1. Petro, aslına bakarsanız fiziki yapısıyla da ‘büyük’ bir insandı. 2 metreyi geçen boyuyla bu unvanı fiziksel olarak da hak ediyordu ama onu tüm dünyanın ‘büyük’ olarak tanıması yaptığı işlerin büyüklüğündendir.
Petro’nun iktidarının ilk yılları Rusya’nın ekonomik açıdan en geri olduğu döneme rastlıyor. Bu durumu tersine çevirmek çin Petro’nun yaptığı ilk iş geniş çaplı bir reform hareketi oldu. Kentlerin gelişmesini sağlamak için tüccar ve zanaatçılara kendi belediyelerini kurma olanağını sağladı, lonca sistemini geliştirdi, sanayinin gelişmesine çalıştı. Hatta bir süre bizzat kendisi gidip Avrupa’daki çeşitli tersanelerde çalıştı, gemi yapım işini öğrendi. Dış ticaret hacmini yedi kat artırdı, toprak mülkiyetini yeniden düzenledi ve serflerin sanayi işlerinde çalışmalarını sağladı. Slav alfabesini modernleştirdi. Eğitim sistemini laikleştirdi, Avrupa’ya çok sayıda öğrenci gönderdi, soylular dışındakilere eğitim olanaklarını açtı. Rus Bilim ve Sanat Akademisi’ni kurdu. Batı dillerinde yayımlanan kitapları Rusçaya çevirtti. Petersburg kentini kurdu.
Bizim daha çok ‘erkek delisi’ olarak tanıdığımız ve Baltacı ile ilişkisine erotik bir yön atfettiğimiz 2. Yekaterina Alekseyevna dünyada ‘Büyük Katerina’ olarak bilinir. 14 yaşında 1. Petro’nun torununa eş seçildi. Aslen Alman’dır. Onun döneminde Rus Sarayı, Versailles ile boy ölçüşecek hale geldi.
1. Petro’nun başlattığı işi tamamladı ve ruhban sınıfının bütün nüfuzunu kırarak onları saraya bağlı memurlar haline getirdi. Rus kültürünü geliştirecek önemli adımlar attı. Sanat koleksiyonculuğunu teşvik etti ki bugün onun Petersburg’daki kışlık sarayında kurulu bulunan Hermitage Müzesi’nin dünyanın en önemli sanat koleksiyonuna sahip olmasının temel nedeni budur. Petersburg’u yeniden imar ederken başka kentleri de ihmal etmedi. 100’e yakın yeni kent kurulmasını sağladı. Avrupa’nın en önemli düşün adamlarını çekecek bir saray çevresi oluşturdu. Voltaire ve Diderot’nun kişisel dostuydu. Edebiyatı özel olarak korudu ve Rus edebiyatının gelişmesini sağladı. Kendisinin de yazdığı edebiyat dergileri yayımladı, otobiyografisini yazdı.
Bugün dünya kültür mirasında bir Rus izinden söz edilebiliyorsa bunda en önemli pay bu iki ‘deli’nindir.. Büyük Rus bestecilerin, büyük Rus şair ve yazarlarının durduk yerde ortaya çıkmadığını unutmamak gerekir. Bu kültürel zenginlik Rus aydınları arasında, ileride Bolşevik ihtilali ile sonuçlanacak bir dizi felsefi gelişmenin de temeli oldu.
Bütün dünya bu özellikleri nedeniyle bu iki hükümdara ‘büyük’ unvanını layık görüyor. Geri kalmış bir köylü toplumundan, sanatta, edebiyatta gelişmiş bir Avrupa toplumu yaratma başarısını gösterdiler.
Onlarla aynı dönemde bizde de ‘Batılılaşma’ girişimleri vardı. Ama ne Hermitage gibi bir müze kurabildik, ne Dostoyevski, Puşkin, Tolstoy gibi yazarlar, ne de Korsakof, Çaykovski gibi besteciler yetiştirmeyi başarabildik.
Bir an için kendi kendime sormadan edemiyorum. Acaba bunun sebebi onların ‘deli’, bizim ‘akıllı’ olmamız mı?
Yoksa ne vizyonumuz ne de aklımız yapılan işleri kavramaya yetmediği için onları ‘deli’ diye niteleyerek kendimize bir kaçış mı yarattık?
Bugün bile kavramakta zorluk çektiğimiz vizyonların sahiplerine ‘deli’ gözüyle bakıyor olmamızın izahı ne?
Deli kim, akıllı kim?