Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Düşündüğünü ifade etmek herkesin hakkı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi bir toplantıda yaptığı bir konuşma nedeniyle mahkûm edilmesi Türkiye’nin düşünce özgürlüğü bakımından dünyadaki konumunu belirlemesi bakımından önem taşıyor.

Recep Tayyip Erdoğan hakkında verilen mahkeme kararı elbette ‘hukuki’dir ve tartışılamaz.

Tartışmamız gereken şey, bundan önceki başka davalarda olduğu gibi, kararın kendisi değil, bu kararı vermeye yargıçları yönelten hukuki çerçeve olmalıdır.

Hatırlayacaksınız, daha önce de Yaşar Kemal, Eşber Yağmurdereli, Mahir Günşiray gibi başka siyasi eğilimleri temsil eden başka insanlar da aynı hukuki çerçeve nedeniyle mahkûm oldular.

Konu yalnızca Türkiye’nin iç hukukunu ve Türkiye’de yaşayanları da ilgilendirmiyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri ‘özgür, medeni ve demokratik Batı’nın bir parçası olmak’ konusundaki temel tercihi de, mevcut hukuki durumu tartışmamızı ve değiştirmek için bütün gücümüzü harcamamızı gerektiriyor.

Türkiye demokratik ve özgür Batı’nın bir parçası olacaksa, düşünce ve düşündüğünü ifade etme özgürlüğünün her türlü kısıtlamadan uzak olması gerekiyor.

Düşünce ve düşündüğünü ifade etme özgürlüğünün kısıtlanmasının bütün demokratik ülkelerde tek bir sınırı var: Şiddet.

Eğer kişiler ya da gruplar kendi düşüncelerini zor kullanarak başkalarına da kabul ettirmeye yöneliyorlarsa, kendi düşüncelerini egemen kılmak için şiddete başvuruyorlarsa bunun denetlenmesi ve cezalandırılmasına kimsenin bir itirazı olamaz.

Ama düşünce demokratik bir ortamda seslendiriliyorsa her türlü kısıtlamadan özgür olmalıdır.

Türkiye’de yapılan temel yanlışlardan birisi de, ifade özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesinde o görüşün sahibinin kim olduğuna bakılmasıdır.

Bu yüzden herkes kendi canı yanınca sesini yükseltiyor, başkası aynı durumdan ceza aldığı zaman olayı görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Recep Tayyip Erdoğan olayında da muhtemelen böyle olacak. Daha önce kendisi için düşünce özgürlüğünün kısıtlanmaması gerektiğini savunan bir kesim susarken, iktidardayken düşünce özgürlüğünün geliştirilmesi için hiçbir çaba harcamayan, hatta statükonun korunması için direnen bir kesim ise feryat edecek.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün geliştirilmesi için ilk yapmamız gereken şey işte bu davranış biçimini terk etmektir.

Düşünce ve düşündüklerini ifade etme özgürlüğü herkes içindir. Bazı görüşleri beğenmesek ve toplumun geleceği için tehlike olarak görsek de bu durum değişmez.

Demokrasi kendi karşıtı olan düşüncelerin ifadesine de aynı saygıyı göstererek büyür, gelişir, topluma kök salar. Demokrasinin korunmasının tek yolu da budur.