Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Kendi kimliğini kaybeden kadınlar

 Tehmina Durrani, Pakistanlı bir kadın yazar. Yayınlandığı zaman bütün dünyada önemli yankılar uyandıran anıları ‘Derebeyi efendim’i (Varlık Yayınları, çeviren: Filiz Nayır Deniztekin) Türkçede de yayınlanalı çok oluyor ancak ben daha yeni okuyabildim.

Vaktiyle bir yerlerde okuyup not ettiğim bir söz var; film yıldızı Anouk Aimee söylemiş: “Kendi kimliğini bir erkek için kaybetmeyi göze alan kadınların çözmeleri gereken birçok sorun çıkacaktır.” Kitabı okurken kulaklarımda bu söz çınladı, durdu.

Durrani, iyi bir eğitim görmüş, Pakistan’ın varlıklı ve güngörmüş ailelerinden birinin kızı. Bir toplantıda karşılaştığı Pakistanlı politikacı ‘Pencap Aslanı’ Mustafa Khar için ilk kocasını ve bu evliliğinden olan çocuğunu terk edip, kendisini ‘aşkın çağrısına’ bırakmış bir kadın.

Pakistan gibi hâlâ feodal değerlerin hüküm sürdüğü, şeriat düzeninin kadınlara neredeyse hiç hak vermediği bir ülkede onun yaptığını yapabilmek herkesin harcı değil.

Bu gücü Tehmina Durrani’ye veren şey sadece aşk olabilir diye düşünüyor insan. Sayfalar ilerledikçe bunun ‘aşktan da öte’ bir şeyler olması gerektiğini hissediyorsunuz.

Durrani, bir derebeyi olan Mustafa Khar’ın karısı olarak geçirdiği cehennem yıllarını anlatırken bütün suçu Pakistan’ın feodal düzenine ve “İslam’ın kadınlara özgürlük tanımayan yapısına” yıkmayı tercih ediyor.

Ama bence yanılıyor. Sorunun cevabı yazımın başında aktardığım sözde gizli.

Durrani aslında bir erkek için kendi kişiliğinden vazgeçmeyi göze alıyor, Mustafa Khar’ın karısı olarak edindiği yeni kimliğin büyüsü ile girdiği çemberden çıkamıyor; dayağa, hakarete, aldatılmaya kısacası bir kadının başına gelebilecek her türlü aşağılanmaya katlanıyor. Taa ki kendi kimliğine sahip çıkmaya karar verene ve ‘Mustafa Khar’ın eski karısı olmak’ kâbusundan kendisini sıyırana kadar…

Benzeri durumu Müslüman olsun ya da olmasın çağımızın bütün toplumlarında gözlemlemek mümkün.

Toplumdaki yerini ‘birisinin karısı’ olarak tanımlayan kadınların neredeyse tümünün başına benzer felaketler geliyor.

Bu kadınlar sahip oldukları tek şeyi; ‘filan beyin karısı olma’ durumlarını koruyabilmek için her türlü aşağılanmayı, ihaneti kolayca kabullenebiliyorlar.

Çevrenizde böyle örnekleri fazlasıyla görebilirsiniz. “Bu kadın bu adama neden bu kadar tahammül ediyor” sorusunun yanıtı hemen her zaman aynı şey oluyor: Bir birey olarak kendi özgürlüğüne sahip olamamak, ekonomik ya da sosyal baskılar altında sahip olabildiği tek şeyi yani evliliği korumak içgüdüsü.

Nitekim Tehmina Durrani aslında dilinin altındaki baklayı kitabın sonunda yer alan bir diyalogda ortaya çıkarıyor.

Kendisine bir zamanlar “Mustafa Khar’ın eski karısı olacaksın” diye hakaret eden kocasına “artık herkes seni Tehmina Durrani’nin eski kocası olarak hatırlayacak” dediğinde geçmişin ayağına doladığı bağlarından sıyrılıyor ve gerçekten özgür bir kadın olarak bu dünyadaki yerini alabiliyor.

Bir kız çocuk babası olarak kitabı – biraz demode bir tabir olacak ama – ibretle okudum. Kızlarımızı yetiştirirken yaptığımız hataların onların hayatlarını nasıl bir felakete sürükleyebileceğini dehşet içinde fark ettim.

Kızlarımıza ancak eşit insanlar arasındaki evliliklerin mutlu olabileceğini, bunun için kendi ekonomik özgürlüklerine sahip çıkmaları gerektiğini, toplumdaki yerlerini bilmem kimin karısı olarak değil, kendi kişilikleriyle tarif etmelerini öğretmeliyiz.

Bu kitabı okumanızı öneriyorum..