Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Mehmet Ali Ilıcak, devlet ve vatandaş

 Akşam Gazetesi’nin eski sahibi Mehmet Ali Ilıcak’ın tutuklanıp hapse konulması olayı, Türkiye’de kamu ile vatandaş ilişkisinin niteliğini bir kez daha görmemizi sağlayan iyi bir örnek oldu.

Biliyorsunuz Akşam Gazetesi televizyon vereceğini vaat ettiği bir promosyon kampanyası yapmıştı. Kampanyanın koşullarına göre televizyon için kupon biriktiren okuyuculara ayrıca birer yemek takımı da armağan edilecekti.

0 günlerin koşulları altında bir milyonu aşkın okuyucu bu kampanyaya katıldı ve kupon kesti. Daha sonra fiyatların aşırı artırılması nedeniyle bu sayı düştü ama üç yüz binin altına da inmedi.

Akşam Gazetesi kupon toplayan bu okuyucularından bir tekine bile söz verdiği yemek takımını dağıtmadı. En az yüz bin okuyucu da televizyonlarını alamadan, ellerinde kuponlarıyla ortada kaldı.

Bu nedenle Türk mahkemelerinde açılan davaların sayısının on binlerce olduğu bildiriliyor. Hakkını nasıl araması gerektiğini bilmeyenler dava bile açamadı.

Mehmet Ali Ilıcak okuyucularının küçük bir bölümüne dağıttığı televizyonların TRT bandrol ücretlerini de yatırmadı. Bunun sonucunda açılan davada da herkesin bildiği tutuklama kararı çıktı.

Dikkatinizi buraya çekmek istiyorum. Mahkemeler kamu adına açılan davada tutuklama kararı verdiler ama tek tek vatandaşların dolandırılması ile ilgili davada nedense henüz kıllarını bile kıpırdatamıyorlar.

Kamu alacağının tahsili konusunda şahin olan devlet mekanizması, tek tek vatandaşlarının dolandırılmasına karşı aynı kararlı davranışı sergileyemiyor. Hatta bu tutum yüzünden Ilıcak, TRT’ye borcunu ödemiş olsa bugün aramızda saygın bir vatandaş gibi dolaşıyor olacaktı.

Başbakan Mesut Yılmaz dün Ankara’da düzenlenen “İnsan Hakları Konferansında yaptığı konuşmanın bir yerinde şöyle diyor:

“Çağdaş devlet olma yolunda en büyük sorunumuz, devleti cumhuriyet öncesi siyasi geleneğimizin dikte ettiği tarzda telakki etmekten kaynaklanmaktadır… Hak ve özgürlüklere sahip insan anlayışına gereken ağırlığı tanımayıp, bireyi ikinci derecedeki teba pozisyonuna indirmiş, devleti yüce bir kata çıkarmışız… Hâlâ vatandaşımızın önceliğini kabul etmekte zorlanıyoruz.”

Mehmet Ali Ilıcak olayında kamu alacağının tahsiline gösterilen özenin, vatandaşların haklarının korunmasına gösterilmemesinin esas nedeni de işte Başbakan’ın tarif ettiği bu durumdur.

Vatandaş Cumhuriyet devriminin 75. yılında bile hâlâ “kul”, olarak görülüyor. Devlet kullara karşı korunulması gereken bir kavram olarak varlığını sürdürüyor.

Böyle olduğu için işkenceci polisler beraat edebiliyor, çetelerin üzerine gitmekten “devleti koruma” gerekçesiyle kaçınılıyor, Mehmet Ali Ilıcak gibiler yaptıklarının hesabını vatandaşlara karşı vermiyorlar.