Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Refah Partisi ve Mısır deneyimi

 Bir gazetede köşe yazmanın birçok iyi yönü var elbette. Bunları burada saymama şimdilik gerek yok. Ama köşe yazısı yazmanın kaçınılmaz bazı sorunları da beraberinde taşıdığını belirtmeliyim. Bunların en önemlilerinden bir tanesi, köşe yazısı için ayrılan yerlerin sınırlı olması. Bu da kaçınılmaz olarak gazete köşe yazılarının ‘sığ’ olmasına ve olayın her boyutunun yeterince işlenmemesine yol açabiliyor.

Dün, Mısır’ın Luksor kentinde meydana gelen terör olayının Türkiye açısından ilginç sonuçları olduğuna değinmiştim. Ancak sonuçlar sadece dün yazdıklarımla sınırlı değil. Bu yüzden köşe yazılarını dizi yazıya çevirmeyi hiç doğru bulmamakla birlikte, bugün bu konuya devam ediyorum.

Konu özgürlüklerin sınırlanması ile terör arasındaki yakın ilişkiyle ilgili.

Mısır’da da, bizde olduğu gibi ‘kendine özgü’ bir demokrasi anlayışı hâkim. Birçok siyasal görüşün, bırakın parlamentoda temsil edilmesini, ifade edilmesi bile başlı başına suç oluşturabiliyor.

Dışardan bakıldığında siyasi istikrar varmış gibi görünüyor, ama bu siyasal istikrar, aslında belli görüşlerin ifadesine izin veriliyor olmasından kaynaklanıyor.

Demokratik sistem, toplumun tümünü kucaklamaktan çok uzak. Bu durumda serbestçe ifade edilemeyen en masum görüşler bile kaçınılmaz olarak yeraltına iniyor ve bunun sonucu olarak yasadışı kalıyor.

Yasa dışına çıkmak zorunda bırakılan siyasal görüş sahiplerinin, kendi görüşlerini topluma kabul ettirmek, mevcut sistemi değiştirmek, kendi görüşünü ifade etmek yolunda engellerle karşılaşmış olması, bazı marjinal grupların işi silahlı mücadeleye dökmeleri için de uygun ortamlar yaratıyor.

Bunu söylerken Mısır’daki İslamcı terörün ‘meşru’ olduğunu elbette düşünmüyorum. Ama demokratik sistem içinde ifade edilemeyen görüşlerin sahiplerinin, kendilerini sistemin tamamen dışında görmelerinin de terörün nedenlerinden birisi olduğunu anlatmak istiyorum.

Mısır’da, başını bir tür çatı örgüt olan Müslüman Kardeşler’in çektiği ve son terör olayını da yaratan İslam Cemaati gibi örgütlerin kendilerine bu denli uygun bir zemin bulabiliyor olmalarının en önemli nedeni de bu.

Siyasal İslam’ı çeşitli yasal engellemelerle zorla meşru sınırların dışında tutmaya çalışan Mısır demokrasisinin de bu yüzden son terör olaylarından ‘müteselsilen sorumlu’ olduğunu düşünüyorum.

Toplumlara biçilen dar giysilerin eninde sonunda bir yerinden sökülüp, yırtılacağım gösteren ilginç ama acı bir deney Mısır demokrasisi.

Refah Partisi’nin kapatılması davasıyla ilgili olarak bir süredir Türkiye’ye hâkim olan havanın, Mısır tipi demokrasi anlayışı ile de yakından ilgisi var.

Bizde de laik düzeni’ koruma gerekçesi, kolaylıkla siyasal İslamcı tüm kesimlerin sistem dışı bırakılması için geçerli olabiliyor.

Oysa sorunun çözümü, yani ‘demokratik ve laik hukuk düzeninin korunması’, en başta bu düzene karşı olduklarını söyleyen kişilerin de görüşlerini serbestçe ifade edebilmeleriyle mümkün.

Demokratik sistemin içinde kalarak görüşlerini serbestçe ifade edenlerle, bu görüşlerini topluma zorla kabul ettirmeye çalışacak olanlar arasında ciddi bir ayrım yapılması gerekiyor. Bu ayrım yapılıp görüşlerini demokratik koşullar altında serbestçe ifade edebilecek olanlarla, terör de dahil çeşitli zorlama yöntemlerini kullanacaklar birbirlerinden ayrılmadıkları takdirde, sorunun küçülmeyeceği, tam tersine tıpkı Mısır’daki gibi daha da büyüyeceği çok açık.

Bu açıdan bakılınca, Türkiye’de esas sorunun Refah Partisi’ni zorla sistem dışına itmek değil, tam tersine onu demokrasinin kurallarını içine sindirmiş bir şekilde sistem içinde tutmaya çalışmak olduğu da kolaylıkla görülecektir.