Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Skandalın anatomisi

Kadir İnanır’ın cep telefonu mesajlarının ortalığa dökülmesi ile patlak veren ‘skandal’dan söz ediyorduk.

İlk dikkatimi çeken konu üslup meselesi: Hürriyet, Kadir Bey’in gönderdiği mesajların bir bölümünü yayımladı. ‘Bir bölümünü’ diyorum çünkü mesajlarda yer alan bazı kelimeleri sadece şu şekilde okuyabildik: “y…..”, “p……”, “i….”, “s…”, “o….”, “p…k”. Ne de olsa yatılı erkek mektebinde okuduğum için bu kısaltmaların ne anlama geldiğini tespit etmekte bir güçlük çekmedim. Ama görüyorum ki ‘iyi aile terbiyesi almış kızlar’ bile bu kelimeleri çözümlemekte bir güçlük çekmiyorlar. Demek ki bu sadece bir ‘terbiye’ meselesi değil. Giderek daha çok küfür eden, belden aşağı argo kullanan bir toplum haline geliyoruz.
En çok güldüğümüz espriler genellikle bu tür içeriği olan kelime oyunları oluyor. Rahmetli Kemal Sunal’ın filmlerindeki argo düzeyi bile daha asil kalıyor. En ünlü komedyenlerimiz, son yılların modası ‘stand up’çılarımız hatta birçok televizyon dizisi bu kolay yolu seçiyor ve toplumdan tepki almak bir yana neredeyse destek görüyor.
Bu toplumca lümpenleşmemizin bir göstergesi ya da sonucu olsa gerek.
Olayda dikkatimi çeken bir başka konu açıklamaların Buket Saygı’nın sevgilisi Çelik tarafından yapılmış olması. Bir erkek, bir kadını taciz ediyor, kadın bundan rahatsız oluyor ama tepkiyi bir başka erkek gösteriyor. Erkek toplum olmanın bir sonucu mu? Kadınların en temel haklarını bile kendi başlarına koruyamayacaklarına olan inancın ifadesi mi?
Erkeğin bu tür bir tacize uğrayan sevgilisinin yanında yer almasından daha doğal bir şey elbette yok. Normal olanı da Buket Hanım’ın bu olayı anlatırken yanında sevgilisinin bulunup, ona destek olması. Ama televizyonda seyrederken edindiğim izlenim sanki tacize uğrayanın erkek sevgili olduğu şeklinde. Bir kadına yönelik tacizin bu şekilde ortaya konulması belli ki “O benim kadınım, benim malım” iddiasından kaynaklanıyor. Nitekim Çelik’in konuşmasındaki “Biz insanın kucağına kız mı veriyoruz” sözleri tecavüzün bir kadından çok bir erkeğe yönelik olarak algılandığını ortaya koyuyor. Bu da kadının kendi vücuduna bile sahip olamayacak kadar değersiz, ikinci sınıf bir insan olarak konumlandığını ortaya koymuyor mu?
Olayın bir başka boyutu hemen hemen bütün ‘taciz’ ve ‘tecavüz’ olaylarında görüldüğü gibi ortaya çıkıyor: Dişi köpek kuyruk sallamazsa, erkek köpek peşinden gitmez!
Bu ‘özlü’ ve ne yazık ki ‘Türk’ atasözünün ortaya koyduğu son derece aşağılık yaklaşım yalnızca bize özgü değil. En gelişmiş sanayi toplumlarında bile tecavüze ya da tacize uğrayan kadını suçlama eğilimi var. Sırf bu nedenle birçok tecavüz olayının polise ve dolayısıyla adliyeye yansıtılmadan kapatıldığı da bir gerçek.
Bu olayda da benzer bir durum var. Dizinin yönetmeni Melih Gülgen açıkça “Acaba Buket, Kadir’i taciz etti mi diye düşünüyorum” diyebiliyor. Ya da “Buket kim ki Kadir onu taciz etsin” sözleri rahatlıkla söylenebiliyor.
Oysa hep biliniyor ki özellikle iş ilişkisi içinde, amir konumunda bulunan birçok erkek yakın çalışma arkadaşları arasındaki kadınlara yönelik tacizi aslında bir tür ‘hak’ olarak görebiliyor. Kadının nasıl giyindiğinin, saçını nasıl taradığının, nasıl tebessüm ettiğinin hiç önemi yok. Bütün bunlar taciz ortaya çıktıktan sonra erkeğin geliştirdiği bir savunma taktiğinden ibaret. Kaldı ki kadın canı nasıl istiyorsa öyle giyinebilir, öyle gülebilir, öyle yaşayabilir. Bunların bir başka erkeğe ‘taciz hakkı’ verdiği görüşü de aslında kadını ikinci sınıf bir yaratık olarak gören maço anlayışın sonucu.
Ve ilginçtir ki kadınları toplumsal hayatın tamamiyle dışına çıkarmaya çalışan Afgan Talibanı’nı da, ABD’nin WASP’larını da, Türkiye’nin gelenekçi orta sınıfını da birleştiren ortak payda bu: Kadın kaşınmazsa bir şey olmaz!
‘Taciz’ konusuna devam edeceğiz.