Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Şükrü Bey'in sırrı

 Önce tırnak içindeki şu satırları okumanızı rica ediyorum. Kime ait olduğunu sonra söyleyeceğim.
Eminim çok şaşıracaksınız.

“İkinci mesele İslamiyet’in günümüzdeki durumu ve Müslümanların bizzat kendisiyle ilgili. O da gelenekçilik… Geleneksel İslamiyet. Belli bir dönemine kadar düşünce ve pratik olarak kendisini üretebilen İslam medeniyeti, İslam kültürü, bir bütün halinde İslam dünyası belli bir noktadan sonra eski kalıplarını tekrar etmeye başlamış.

Bunların sonucunda toplumlar kapanmış. Dışardan etki almadığı için de kendisini kıyaslama imkânı bulamamış. Kıyaslayamayınca da nerede olduğunu bilememiş ve kendisini geliştirmesi için bir gayret göstermemiş. Neticede, İslam dünyası görünürde 20. yüzyılda, pratikleri bakımından, ihtiyaçlarını karşılayacak kurumları bakımından 13. ve 14. yüzyıl şartlarında yaşıyor. Bu Müslümanlar üzerinde çok önemli bir tıkanıklıktır.”

Kimliğini biraz sonra öğreneceğiniz kahramanımız devam ediyor:

“Batı’ya açılmayı Türkiye için büyük bir nimet olarak görüyorum. Batıya bakarak -kendimizi yeniden üretmemiz gerektiğinin farkına varıyoruz. Türkiye’nin rejiminin bu kadar demokratikliği bile Türkiye’nin bütününe olduğu kadar Türkiye dışındaki Müslümanlara da büyük şans oldu. Hatta burada İslamcılık iddia edenlere, İslamcılık için mücadele edenlere bile Türkiye’nin bugünkü rejimi şanstır, (bu) Rejimi insafla yargılamaları gerekir.”

Sözlerin sahibi 10 Kasım’da yaptığı bir konuşmayla Türkiye gündeminin baş sıralarında kendisine yer kapan Kayseri’nin Refahlı Belediye Başkanı Şükrü Karatepe.

Karatepe’nin bu sözleri, Radikal Haber Merkezi’nden Metin Gülbay’ın, arkadaşı Hıdır Göktaş ile birlikte yazdıkları bir kitapta yer aldı. Kitap “Soğuk Savaş’tan Sıcak Barışa” adını taşıyor. Yazarlar en sağdan en sola 19 kişiyle konuşarak kitabı hazırlamışlar. Karatepe de bunlardan biri.

Şükrü Karatepe İslamcı bir görüşü savunduğunu, toplumsal yaşamın kurallarının
İslami esaslara göre belirlenmesini savunduğunu asla saklamıyor. Zaten içinde yer aldığı siyasi hareketin en belirleyici özelliği de bu. Ama siyasi kimliğinden sıyrılmayı başardığı zaman, altına hepimizin imzasını koyabileceği saptamalar yapmaktan da çekinmiyor.

Peki böyle aklı başında sözler edebilen bir entelektüel ve siyaset adamı, nasıl oluyor da toplumsal ve siyasi hassasiyetlerin zirvede olduğu bir ortamda tartışmalar yaratan o sözleri sarfedebiliyor? Bu durum yalnızca bir siyasetçinin, seçmenlerine hoş görünme çabası olarak yorumlanabilir mi?

Yoksa Refah Partisi’nin demokrasi dışındaki yollarla tepelenmesi hayallerini kuranlara zemin hazırlamaya çalışan bir provokasyon peşinde mi? Ya da farkına varmadan bu yoldaki provokasyonlara alet mi oluyor?

Kuşkularımızın hangisinin haklı olduğunu zaman içinde göreceğiz. Benim hayret ettiğim şey, Türkiye’nin solcularıyla, Türkiye’nin İslamcılarının sonunda demokrasiyi ortadan kaldırmaya yönelik provokasyonlara kendilerini kaptırıvermekte bu kadar kolay birleşebilmeleri.

Devlet Çetesi’nin ipliği pazara dökülmek üzereyken, gündemi saptırmaya yönelik her şeye karşı hepimiz uyanık olmak zorundayız. Karatepe Olayı’ndan çıkarmamız gereken en önemli ders de bence bu.