Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

20 yılın fiyaskosu: Milli Eğitim

20 yılın fiyaskosu: Milli Eğitim

Bazen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başka bir uzayda yaşadığını düşünüyorum.

Öyle şeyler söylüyor ki sanki bu ülkede bizler de yaşamıyormuşuz, olup bitenlerin farkında hiç değilmişiz gibi bir tablo ortaya çıkıyor.

Saray’da çevresi, hiçbir şey danışılmayan danışmanlarla çevrildikçe belli ki bu kopuş daha da hızlanıyor.

Önceki gün Millî Eğitim Şûrası açılışında şunu söyledi:

“Eğitimle ilgili çalışmalarımızı yap – bozdan ziyade eskinin de kazanımlarını koruduğumuz yeni bir inşa ve tekâmül süreci olarak görüyoruz.”

Bunu söyleyen kişi, iktidarı döneminde 8 ayrı Milli Eğitim Bakanı ile çalıştı.

Hüseyin Çelik, Erkan Mumcu’nun, Nimet Çubukçu, Hüseyin Çelik’in; Ömer Dinçer, Nimet Çubukçu’nun; Nabi Avcı Ömer Dinçer’in yaptıklarını bozdu. İsmet Yılmaz, Nabi Avcı’nın yaptıklarını beğenmedi.

Nitekim şimdi koltukta Mahmut Özer oturuyor, Ziya Selçuk’un Özer ve arkadaşlarına söz geçiremediği için “affedildiğini” de unutmadık.

Geçtiğimiz 18 yıl içinde çocukları bir üst okul sınavlarına hazırlananların neler çektiğini tekrar hatırlatmama gerek var mı, bilmiyorum.

Ve Erdoğan çıkmış diyor ki “eğitimle ilgili çalışmalarımız yap – boz değildir”!

Gülsek mi ağlasak mı, bilemeyeceğim bir durum bu.

Şu sözlerine de dikkatinizi çekeceğim:

“4+4+4 olmak üzere zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardık. Evlatlarımıza çok geniş bir yelpazede istedikleri dersleri seçme imkânı getirdik. Bugün artık isteyen her öğrencimiz ülkemizdeki tüm okullarda mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim’i öğrenebiliyor.”

4+4+4 sistemi, hatırlarsınız bir gece yarısı ilgili bakanın (Ömer Dinçer) haberi ve onayı da olmadan, Erdoğan’dan gelen bir talimatla verilen kanun teklifiyle gerçekleşti.

Amaç eğitimi dini temeller üzerine oturtabilmek, imam hatiplerin orta kısımlarını açmak, aileleri tarafından evlendirilmek istenen kız çocuklarına devam mecburiyeti konusunda avantajlar yaratmaktı.

Bu sistemle 66 aylık çocukları zorla okula göndererek eğitimden soğutmak ve eğitim hayatlarını mahvetmek de cabası oldu.

Sonuç, 20 yıllık iktidarın ardından PISA sınavlarında yerlerde sürdüğü ortaya çıkan bir eğitim sistemi oldu.

Çocuklar kendi dillerini bile doğru dürüst öğrenemeden liseyi bitiriyor. Matematikte, fizikte, kimyada bırakın öğrencileri, öğretmenlerimiz bile 10 üzerinden beşi zorla alıyorlar.

Aşıları, ilaçları roketleri, bilgisayarları, makineleri ve aklınıza gelecek her şeyi de sadece Kuranı Kerim’i öğrenen çocuklar değil, matematik, fizik, felsefe öğrenen çocuklar yaratabiliyor.

———————————

Bitkisel hayattaki ekonomiye, “bitkisel” bakan

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, dün yatırımcı ve ekonomistlerle video konferans yaparken “faiz indirimi için sınırlı alanımız kaldı, bu alanı büyük ölçüde bitirdiğimizi düşünüyorum” dedi.

Bu sözlerden bir tek şey anlıyorum: Faizleri belki bir kez daha indireceğiz ama sonrasını beklemeyin!

Bu sözlerin ne için söylendiği açık: TL’nin değerinin daha fazla düşmemesi için “piyasaların ateşini düşürmeye çalışıyor.”

Belli ki piyasa gerçekleri ile “nass” arasında da bir bağlantı kurmak istemiyor.

Ancak Erdoğan, her gün bu politikada “sonuna kadar” ısrar edeceğini söylemeye devam ediyor.

Bu politikanın “sonu” neresi acaba diye merak ediyorsanız yeni tayin edilen Ekonomi Bakanı’nın adına bakın derim: Nurettin Nebati.

“Nebati” kelimesi Arapça “nebat” ve nispet eki “i”nin bir araya gelmesiyle oluşan bir sıfat.

“Bitkisel” anlamına geliyor.

Ekonomi, Erdoğan’ın icat ettiği kuramlara göre yönetilip, “bitkisel hayata girince”, bakanın da “nebati” olması kaçınılmaz oldu anlaşılan!

Bu durumda Kavcıoğlu’nun adını bir kez daha Resmi Gazete’nin gece yarısı baskısında okuyabilirsiniz, hazırlıklı olun.

——————————–

Mübarek Cuma soruları – 14

Artık herkes soruları ezberledi sayılır, onun için lafı uzatmayacağım.

Kestane kebap, acele cevap!

1 – Türkiye’de Fetullahçı hakimler tarafından mahkûm edilenlerden kaçının “yeniden yargılanma isteği” kabul edildi? Yeniden yargılanma isteği kabul edilenlerden kaçının suçsuz yere hapiste yattığı anlaşıldı? “Yeniden yargılama” talebinin kabul edilmesi, Devlet Bahçeli’nin “örgütlü suç sever” arkadaşlarına özgü bir durum mudur?

Bağımsız yargımız, bu işe kendisi karar verebiliyor mu?

2 – Bir hâkim ve bir savcı olmayan bir MASAK raporunu varmış gibi göstererek kara para aklayan bir kişinin 150 milyon dolarlık mal varlığını kaçırmasını sağladı.

O zamanın savcısı şimdi Adalet Bakanı Yardımcısı.

Savcı ve hâkim, bu kararı nasıl ve hangi teşvikin etkisiyle verdi?

Rüşvet mi aldılar, siyasi baskıyla mı bu kararı verdiler? Siyasi baskı olduğunu tahmin ediyorum, baskıyı yapan kimdi? Onun çıkarı neydi?

3 – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bir mafya şefinin, bir politikacıyı maaşa bağladığını açıkladı. Ankara Başsavcılığı ile de paylaştığı bu bilgi esasen savcılıkta bulunan bir dosyada da mevcuttu. Savcı Bey, bu konuda soruşturma açmak için neyi bekliyor, kimi koruyor?

Bu adamı korumalarının nedeni, iktidar ortaklarından birinin üyesi olması mı? Mafyanın politikacısının adı ne?

4 – Kendisine gazeteci süsü veren bir tip Sezgin Baran Korkmaz’dan, Süleyman Soylu ile bir randevu ayarlamak için 10 Milyon Euro istedi.

Bu 10 milyon Euro nasıl paylaşılacaktı? Bakan Soylu, bundan bir pay alacak mıydı?

Yoksa Ankara’da bu işleri yürüten ve devletteki tıkanan boruları rüşvetle açan bir çete mi faaliyette?

Bakan Soylu’nun, yurtdışına kaçmasından önceki gün Sezgin Baran Korkmaz ile görüşmesi ve bu görüşmede 2 de polis müdürünün bulunması bu tür ilişkilerin sonucunda mı gerçekleşti?

5 – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ankara ve İstanbul belediyelerinin elinden aldığı yolsuzluk dosyalarını neden saklıyor ve savcılığa göndermiyor?

İçişleri Bakanı, soruşturma dosyalarını ısrarla sakladığına göre birilerini koruma peşinde.

Cumaları alnı secdeden kalkmayan bu arkadaşlara tekrar soruyorum: Bu hırsızları korumak için bu kadar çaba niye?

Soylu bu çeteye ortak mı, yoksa ucu “üç harflilere” gider diye mi korkuyor?

Yoksa bu dosyalar, ileride şantaj amacıyla kullanılmak için mi saklanıyor?

6 – Erdoğan rejiminin en önemli müteahhitlerinden Rönesans’ın bir off shore hesabı üzerinden, 105 milyon 484 bin 952 dolar 46 Cent’i “bağış” olarak adını bilmediğimiz bir kişi ya da kuruluşa gönderdiği ortaya çıktı.

Bağış yapmak için off shore hesap kullanmak, daha önce hiç tanık olmadığımız bir durum.

Bu bağış kime gitti?

——————————–