Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

AKP’liler seçim kaybına hazır gibi

AKP’liler seçim kaybına hazır gibi

Seçime artık iki aydan daha az bir süre kaldı ve milletvekili aday adaylığı başvurularıyla birlikte heyecan parti örgütlerinden sokaklara da yayılmaya başlayacak.

12 Eylül’ün demokratik siyasal katılımın dibine yerleştirdiği bir dinamit olmasaydı bu heyecanın serbest ön seçimler yoluyla çok daha önce yükselmeye başlayacağına tanıklık edecektik.

Şimdi başvurular, parti genel merkezlerinde değerlendirilecek, parti yönetimlerinin uygun gördüğü kişiler seçilebilecek yerlere yerleştirilecek ki parti gruplarını kontrol edebilmek mümkün olsun.

Günün birinde bu usul değişmeden ve milletvekili aday listeleri hâkim gözetimindeki serbest önseçimler ile belirlenmeden de yasama ile yürütme arasında güçler ayrılığı sağlanamayacak.

Meclis, parti liderlerinin iki dudağı arasında kalıp, kaldır parmak – indir parmak yöntemiyle sözde yasama faaliyeti yürütecek.

Milletvekili aday adaylığı için başvuruların başlamasıyla birlikte parti genel merkezlerinin önünde uzayacak kuyruklar, seçimin nasıl neticelenebileceğine ilişkin ipuçları da verir.

Seçimi kazanabileceğine ilişkin güçlü bir inanç yaratabilen partilere yönelik aday adaylığı başvuruları artar.

Son 20 yıldır AKP bu konuda uzak ara öndeydi ancak artık bu tablo da değişiyor.

AKP’den milletvekili aday adayı olmak için başvuru süresinin 22 Mart’a kadar uzatıldığını İsmet Berkan’ın yayınladığı Gündem’de okudum.

Başvuru süresinin uzatılmasının nedeni AKP’ye başvuruların geçen seçimlere göre daha az olmasıymış.

Nuray Babacan’ın GazetePencere’deki haberine göre AKP’ye milletvekili aday adaylığı için başvuruların sayısı 3 bin civarında gerçekleşmiş.

Oysa geçmiş seçimlerde bu rakam 8 binler civarında oluyormuş.

Parti yönetimi bu nedenle bütün milletvekillerinden yeniden aday olmalarını da istemiş ki bazı milletvekillerinin “nasıl olsa seçilemeyeceğiz” kaygısıyla aday olmakta gönülsüz oldukları ile ilgili iddia da böylece dolaylı olarak doğrulanmış oluyor.

Bir yandan milletvekillerinin taleplerine ilgisiz kalan bakanlar, diğer yandan halkta ekonomik sıkıntılar nedeniyle AKP’ye karşı yükselen tepki ve seçilmenin garanti görüldüğü bazı yerlerin ittifak partilerinin adaylarına açılması da bu gönülsüzlüğün nedenleri arasında sayılıyor.

Öyle görünüyor ki Erdoğan ve partideki ekibi, bu seçimin kazanılabileceğine ilişkin bir duyguyu parti örgütüne de milletvekillerine geçirebilmiş değil.

Seçimi kazanacağına inanmayan kadroların seçimi kazanabildikleri de bugüne kadar Türkiye’de görülmüş bir şey değil.

Milletvekilliği aday adaylığı konusundaki gönülsüzlüğe bakınca, AKP örgütünün seçim kaybını bugünden içselleştirmeye başladığı da anlaşılıyor.

———————

Bu resmen bilinçli bir kötülük

TOKİ Başkanı Ömer Bulut, deprem bölgesinde ihalesi yapılan konutların, çalışması daha önceden yapılmış rezerv konut alanlarında inşa edileceğini açıklamıştı.

“Rezerv konut alanlarının” belirlendiği “çalışma” nasıl yapıldı, merak ediyorum.

Çünkü ortaya çıkıyor ki deprem konutları, Türkiye için çok önemli tarım alanlarına inşa edilmek isteniyor.

Oysa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, deprem bölgesindeki yeni yapılaşmanın ovalardan dağlara doğru olacağını söylemişti.

Ancak bölgeden gelen haberler, Erdoğan’ın söylediklerinin tam tersini anlatıyor.

İş makinelerinin ekili alanlara girdiğini gösterir çok sayıda fotoğraf sosyal medyada dolaşıyor.

Diğer yandan da yıkılmış binaların enkaz ve molozlarının su alanlarına döküldüğü ile ilgili haberler de var ki bu da bölgedeki tarımı tehdit eden bir başka faktör.

Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, “Tarım Dünyası” sitesinde çok önemli bir konuya dikkat çekti.

Kahramanmaraş, ceviz ve badem üretimi ve türlerin ıslahında çok önemli bir yere sahip. Sütçü İmam Üniversitesi, ıslah çalışmalarında dünya çapında önemli üç merkezden birisi olma özelliğini taşıyor.

Ceviz, badem, zeytin ve Antep fıstığı araştırma ve ıslah çalışmalarının yapıldığı, öğrenci ve çiftçi uygulama alanı olarak kullanılan, Akyar Mahallesi’nde bulunan 400 dönüm arazinin 135 dönümü TOKİ tarafından konut alanı olarak belirlenmiş durumda.

Ve bu çok önemli alanda iş makineleri faaliyete geçmiş durumda.

Sütçü İmam Üniversitesi’nin yaptığı açıklamaya göre bu alan Türkiye’nin en büyük ceviz gen havuzunun bulunduğu alan.

Şehircilik Bakanlığı, gen merkezine dokunulmayacağını açıklasa da konut yapılacağı açıklanan alanda da genetik kaynaklar var.

Prof. Dr. Mehmet Sütyemez, bilimsel çalışmaların yapıldığı bir alana konut yapmanın ülkenin ceviz yetiştiriciliğindeki gelecek yüzyıllarını tehdit ettiğini söylüyor.

Bu merkezdeki ceviz ıslah çalışmaları 1995 yılından beri sürüyor ve şimdi başka yer kalmamış gibi bu bölge imara açılıyor.

Biliyorum ki bu uyarılar AKP kadrolarının bir kulağından girip, ötekinden çıkacak ve Türkiye çok önemli bir hazineyi kaybedecek.

İnsan kendi ülkesine böylesine bir kötülüğü neden yapar?

TOKİ Başkanı’nın söylediği “önceden belirlenen rezerv alanlar” nasıl belirlendi ki tarımın geleceğini düşünen kimse olmadı.

—————————-

DASK neden kurulmuştu? – 2

1999 Körfez Depremi’nin ardından kurulan DASK’ın amacı, doğal afetler nedeniyle yıkılan, kullanılamaz hale gelen konutların yerine yenilerinin yapılması işinin genel bütçeye yük olmamasını sağlamaktı.

Dün bu konuyla ilgili yazdığım yazının ardından aldığım e – postalar DASK konusunun yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Aşağıda okuyacağınız mektup, depremde evini kaybetmiş bir vatandaşımıza ait.

İsmi bende saklı; günümüz Türkiye’sinde görüşlerini açıklayan sıradan vatandaşların başına neyin gelebileceği ile ilgili kuşkularım olduğu için.

Mektubu okuyalım ve tekrar düşünelim; DASK niye var?

“Benim evim Adıyaman’da depremde yıkıldı. Kredi ile aldığım için zorunlu olarak Dask sigortası yaptırmıştım. (Öyle ya, zorunlu olmasa niye yaptırayım ki? Güven vermeyen kurumlara gönüllü olarak para yatırılır mı hiç?) Dask’a başvurdum, evrakları tamamladım. 15 Şubat’ta dosyanın tamamlanıp ödemenin sisteme kayıtlı i – bana yapıldığına dair mesaj geldi. (Hıza bakar mısın, dokuz günde işlem bitmiş!) Ama ortada para falan yok.

Olması gereken şuydu: Bu evin kredisi devam ettiği için DASK’ın verdiği para, evin ipotekli olduğu bankaya (bu arada, sözü edilen banka Ziraat Bankası, yani devletin bankası, yani hükümetin elindeki banka.) yatırılır, banka alacağını mahsup eder, artanını bana verir. Ama öyle olmadı; Şubat’ın 15’inde yatan paradan Mart’ın 16’sına kadar henüz haber yok.

Anladığım şu ki, devlet bankası, depremzedenin parasını (ki paranın tamamı 147 bin Liradır, mahsup edince elli, altmış bin lira kalacak) hesabında biraz daha tutmak istiyor.

Mahsup etmiş olsaydı, bari bu ay kredi taksitini ödemeyecektim, ama yıkılmış olan evin kredisini tıpış tıpış ödedim, daha kaç ay öderim onu da bilmiyorum. Çünkü para kayıp…

Neye şükretmemiz gerekiyor? Depremde ölmediğimize.”

————————-