Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bakan şantaj dosyaları mı biriktiriyor?

Bakan şantaj dosyaları mı biriktiriyor?

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda İyi Partili Fahrettin Yokuş ile tartışırken “sözünü uzatma. Senin genel başkanının resimlerinin ne olduğunu gösteririm” dediğini geçen hafta not etmiştim.

Bu Soylu’nun ilk vukuatı değil.

Üslubu bir politikacı üslubu sayılmaz.

Bin yıllık devlet geleneği olan bir toplumun İçişleri Bakanı’ndan daha çok mahalle kahvesinde komşularına şantaj yapan birisine benziyor.

Bir bakana “şantaj yapan birisine benziyor” demek aslına bakarsanız benim terbiyeme uymayan bir kelime seçimi.

Ancak güzel Türkçemizde bu duruma karşılık gelen kelime de bu, kullanmak zorundayım.

Savcı Beyler de öfkeyle “yaz kızım” demeden önce TDK Sözlük’e bakarlarsa bana hak vereceklerdir.

TDK Sözlük’e göre “bir kimseyi, kendisiyle ilgili lekeleyici, kötüleyici, gözden düşürücü bir bilgiyi açıklamak, yaymak tehdidiyle korkutma” eylemine “şantaj” diyoruz.

Hatırlarsınız daha önce de bu tür “uyarıcı” konuşmalar yapmıştı.

Mesela “mafyanın maaşa bağladığı politikacı” konusu böyle.

Ne olduysa önce bunu açıkladı ama sonra ismi söylemekten imtina etti.

Karşılığında ne elde etti, bilemiyoruz çünkü o günden beri bu konuda susuyor.

Ardından milletvekillerinin özel her türlü bilgisine sahip olduğunu ima etti, hedefi net değildi.

Daha sonra elindeki kırmızı renkli bir dosyayı televizyonda sallayarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu “uyardı”:

“Bu açılacak. Hani ‘Yapanın yanına bırakmayacağız, yakasını bırakmayacağız’ diyoruz ya… Bu bir FETÖROMAN. Ama bu gerçek bir FETÖROMAN. Yani Kılıçdaroğlu’nun FETÖ ile ilişkisini ortaya koyan. 32 basamak bir FETÖ ilişkisi. Türkiye Cumhuriyeti devletini boş beleş bir devlet zannedenler yanılırlar.”

Böyle kuvvetli bir dosya niye onun elindeydi de Cumhuriyet başsavcısının elinde değildi? Nedenini tahmin edebiliyoruz.

Dosyanın içi esasen bomboş olmalı ki böyle konuşuyor, eyleme geçmiyor.

Akşener’i tehdit ettiği konuşmasında bu hafta basın toplantısı yaparak 4 belediye ile ilgili sırları ifşa edeceğini de söyledi:

“Mersin Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Adana Seyhan Belediyesi, İstanbul Ataşehir Belediyesi’nin, terör örgütlerine neler yaptıklarını haftaya basın toplantısıyla açıklayacağım.”

Bu bilgilerin de neden basın toplantısında konuşulacağı açık değil.

Böyle bilgiler varsa o bilgiler de bir polis fezlekesi şeklinde Cumhuriyet Başsavcısının elinde olmalıydı.

Gördüğünüz gibi Bakan TDK Sözlük’te tarif edildiği gibi davranmakta tereddüt etmiyor:

“Bir kimseyi, kendisiyle ilgili lekeleyici, kötüleyici, gözden düşürücü bir bilgiyi açıklamak, yaymak tehdidiyle korkutmak!”

Normal şartlar altında bu iddiaların muhatapları hakkında ciddi soruşturmalar yapılmış olmalıydı.

Ortada böyle bir soruşturma yapıldığına ilişkin bir belirti yok.

Konuşma tarzından anlıyoruz ki emrindeki polis gücünü kullanarak Bakan Soylu, politik rakipleri hakkında dosyalar hazırlıyor, bilgiler topluyor vs.

Fakat bu bilgiler bir savcıya verilebilecek çapta da değil ki bir türlü kovuşturmaya, davaya dönüşmüyor.

Oradan anlıyoruz ki Bakan’ın derdi aslında muhalefeti korkutmak değil.

Mesajını daha çok kendi partisine veriyor gibi görünüyor.

“Bana bulaşmayın, herkesle ilgili belgelerim var” imasında bulunuyor.

Ve öyle görünüyor ki iktidar partisinde de işe yarıyor.

Fetullahçı çetenin bu tür faaliyetlerine karşı iktidar partisini uyardığımda bana kızıyorlardı sonunda ben haklı çıktım.

Ve iktidar partisini bir kez daha uyanık olmaya davet ediyorum.

İnsanlık namına yani!

—————————–