Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Recep Tayyip Erdoğan, eleştirilemez mi?

Recep Tayyip Erdoğan, eleştirilemez mi?

Beklenen oldu ve Müjdat Gezen ile Metin Akpınar, polis marifetiyle savcılığa götürüldüler.

Savcı neden telefon açıp çağırmamış da polisi göndermiş?

Nedenini bilebiliyoruz: “Böyle muhalif muhalif konuşmayın, aklınızı başınıza toplayın, sonra sizi de götürürüz” demek istiyorlar ve bunu herkesin gözünün içine sokarak yapıyorlar ki millet korksun.

“Koskoca iki sanatçı bile polisin arasında savcılığı boyluyorsa benim gibi garibana neler yapmazlar” diye düşünsün.

Müjdat Gezen’in soruşturmaya konu olan konuşmasında nasıl bir suç var, anlayamadım.

Savcı da zaten “işin aslını araştırmak için” çağırdığını söylüyor, meğerse sosyal medya hesaplarından ihbarlar olmuş.

Savcılar ne zamandır sosyal medya trollerinin oyuncağı oldu? Kendi okuma yazması, konuşma kaydını dinleyebileceği televizyonu, bilgisayarı yok mu ki?

Müjdat Gezen ne demiş: Cumhurbaşkanı, Kadıköy’de oturanlar için “Türkiye’nin kaymağını yiyenler, Türkiye’de kıyamet kopsa bunların kılı kıpırdamaz” dedi ya, onu eleştirmiş.

“Herkesi azarlıyor, herkese parmak sallıyor, millete ‘haddini bil’ diyor. Bak Recep Tayyip Erdoğan, sen benim, bizim vatanseverliğimizi sınayamazsın. Haddini bil” demiş.

Haksız mı? Erdoğan bunu söylemedi mi? Erdoğan bu sözleriyle milletin içine ikilik sokmaya çalışmadı mı?

Erdoğan’ın elinde bir “vatansevermetre” mi var ki bunları söyleme hakkını kendisinde bulabiliyor?

Hayır Erdoğan’ın öyle bir hakkı yok.

Cumhurbaşkanı olarak, makamının gerektirdiği saygıyı elbette kendisine göstermemiz gerekiyor. Ama o da en az bizim kadar dikkat etmeli o makamın saygınlığını korumak için.

Cumhurbaşkanı yeni Anayasa’ya göre artık yürütmenin başı.

Devleti temsil etme dışındaki her söz ve eylemi, eleştirilebilir. Hatta “sert eleştiriye” de açık olmalıdır, mahkeme kararları bunu söylüyor.

Burada yalandan da olsa bir demokrasimiz varmış gibi yapma hakkımız da mı yok?

Cumhurbaşkanı her gün yatıyor, kalkıyor bu ülkede serbest seçimlerde her yüz vatandaştan 47’sinin oyunu alan partileri ağır ithamlarla suçluyor.

Bu partilere oy verenlerin oyu, AKP – MHP koalisyonunu tercih edenlerin oyuyla eşit değil mi?

Onların oyu şimdi “dağdaki çobanın oyu” muamelesi mi görecek?

Cumhurbaşkanı eski sistemde hepimizi temsil ediyordu, bunun için eylem ve işlemlerinde “sorumsuz” kabul ediliyordu. Onun için sert eleştirilemiyor, vatana ihanet etmediği sürece yargılanamıyordu.

Bu sistemin Cumhurbaşkanı sorumlu. Vatandaşların da bu sorumluluğun gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini sorgulamak hakları vardır.

Erdoğan eleştirilemez bir kişi değildir!

——————————-

 

YSK, dürüst ve eşit seçim istemiyor mu?

 

Yerel seçimlere artık üç ay kaldı, partiler adaylarını belirliyor, memleket seçim havasına giriyor.

Demokrasilerin olmaz ise olmazı serbest ve dürüst seçimlerdir.

Yerel ya da genel iktidarın seçim ile değiştirilebilmesinin mümkün olması iyi bir şeydir.

Türkiye’de iktidar gücüne sahip olanlar her dönemde bu gücü seçimlerde oy almak için kullandılar, kullanıyorlar.

Öte yandan seçimlerin “eşit şartlarda” yapılması gibi bir zorunluluk da var.

Vatandaştan oy talep edenler eşit olmalı ki seçim dürüstçe ve serbest olarak yapılmış olsun.

Bizde seçimlerin dürüst ve serbestçe yapılabilmesini sağlamakla görevli kurum Yüksek Seçim Kurulu (YSK).

Yargıçlardan oluşuyor ve seçimlerin yapılması için gerekli idari işleri yapmaya yetkili olduğu gibi, usulsüzlükler ve hilelere karşı da yargısal denetim yetkisine sahip.

Ancak YSK, bir süredir bu görevlerini tam olarak yerine getirmiyor.

Bir önceki genel seçimde kanunda açıkça yazılı olan bir hükmü iktidar partisi istedi diye aldığı kararla yok saydı.

Kanunda yazılı bir kuralın, yargı kararıyla değiştirilmesine ne isim veriliyordu? Yargısal vesayet???

Önümüzdeki yerel seçimler için de YSK, “tarafsız ve bağımsız” bir kurul gibi hareket etmeyeceğini düşündürten bir karar verdi.

Seçim propaganda dönemi başladığında, oy vermenin ertesi gününe kadar devlet imkanlarını kullanarak tören yapmak (açılış, temel atma vs.), nutuk atmak vs. yasaktır, bakanlar da makam araçlarını filan kullanamazlar.

Ancak YSK, Cumhurbaşkanı’nı seçim yasakları dışında tutacağını açıkladı.

Gerekçesi de Cumhurbaşkanı’nın “devletin başı” olması.

YSK belki farkında değil ama Cumhurbaşkanı artık aynı zamanda “yürütmenin” de başı!

Eski dönemin Başbakanı’ndan bir farkı yok.

Cumhurbaşkanı’nın devleti temsilen yapmak durumunda olduğu işler ile idarenin başı olarak yapmak durumunda olduğu işler arasında ayrım yapmak zor muydu?

Ülkenin kanunlarına uyması gerekenlerden biri de Cumhurbaşkanı değil mi? Cumhurbaşkanı olması, onun için kanunların, kuralların gevşetilebileceği anlamına mı geliyor?

Şimdi bu kararla seçim yasakları başladıktan sonra da Cumhurbaşkanı’nın devletin bütün olanaklarını kullanarak siyasi propaganda yaptığını, muhalefet partilerine verip veriştireceğini, kendi partisinin adaylarının kazanması için bütün olanakları kullanacağını göreceğiz.

O zaman nerede kaldı YSK’nın seçimlerin dürüst ve eşit şartlar altında yapılmasını sağlama görevi?

Sanırım, YSK’nın adını değiştirmenin de zamanı geldi.

Seçimleri Erdoğan’ın İsteklerine Uygun Yaptırma Kurulu nasıl olur? SEİUYK?

YSK uygulamalarıyla artık “tartışmasız seçim” dönemine de veda ediyoruz.

—————————–