t24.com.tr

Tarık bin Ziyad gemileri yakmasaydı

Kaç kere seyrettiğimi hatırlamadığım filmlerden biri de Alfred Hitchcock’un “The Man Who Knew Too Much” (Çok Şey Bilen Adam) filmi.

Benimle yaşıt bir film ve yanlış hatırlamıyorsam ilk kez Antalya’da Saray Sinemasında seyrettiğimde 11- 12 yaşlarındaydım.

Filmin hikayesinde önemli bir yeri olan şarkıyı bilenler çoktur.

Doris Day söylüyordu; İtalyanca – İngilizce karışımı bu şarkı “Que sera, sera”!

“Ne olacaksa olacak, her şey olacağına varır” gibi bir anlamı var.

Saray yargısı eliyle CHP’nin yönetimine el konulduğunda işin bu noktaya varacağı da kolayca tahmin edilebilecek bir şeydi.

Ve olacağına vardı!

Özgür Özel’in partiye el konulması ile yeni bir parti kurulması arasında geçen zamanı mükemmel kullandığını söylemek gerek.

Bu performansıyla Saray’ın beklentilerini boşa çıkardığı gibi kaybetme korkusunu da büyüttüğünü söyleyebilirim.

Özel, sokakları, meydanları gezmeye devam etti ve deyim yerindeyse bulabildiği her sandalyenin üzerine çıkıp konuştu, vatandaşlarla göz göze; yüz yüze bir ilişki geliştirdi.

Yeni Parti’nin kuruluşunu hızlandıran en önemli faktör halk ile kurulan bu doğrudan ilişki oldu.

Böyle bir dinamik ortaya çıkmamış olsaydı, CHP’nin içindeki “delegenin seçtikleri – Saray’ın tayin ettikleri” kavgası sürüp gider, Saray da bundan çok mutlu olurdu.

Yeni Parti’nin kuruluşunun bu nedenle “aceleye gelmesinin” yaratabileceği sorunlar elbette var.

AKP’nin kuruluş sürecinde yaşananları, kuruluş öncesi ciddi hazırlıkları, toplantıları, programının oluşma sürecini örnek gösterenlerin ihmal ettiği şey, bu aciliyetin zorunluluktan kaynaklandığı.

Ancak bu sorunlar aşılamayacak sorunlar değil.

Bundan sonra deyim yerindeyse kervan yolda düzülecek.

Kişisel kanaatim, Yeni Parti’nin önündeki en büyük sorun bu partiyi “geçici” görmek olur.

Kurucularının, yöneticilerinin “geçici” gördüğü bir partiyi seçmenin benimsemesi de kolay olmaz.

711 yılında bugün kendi adını taşıyan boğazdan İber Yarımadasına geçtikten sonra gemilerini yaktırıp, askerlerine “arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman” diyen Tarık bin Ziyad’ı hatırlatmak gerekir mi bilmiyorum.

Bu partiyle yola çıkanlar, bu parti ile kazanmaktan başka seçeneklerinin olmadığını idrak etmeliler.

“Baba ocağı” metaforu belki nostaljik duygular yaratabilir ancak siyaset, günün sorunlarını çözmek için yapılır. Eskiyi özlemle anmak, bir gün oraya geri dönebilmek için değil.

Özgür Özel’e yönelik seçmen ilgisinin nedeni de Özel’in CHP’li olması değil tam tersine Özel’in “bir CHP’liden beklenmeyen” tarzda siyaset yapmasıydı.

Ve bu parti eğer AKP’yi seçimde yenip, birinci parti olarak Türkiye’yi yönetmeye gerçekten talipse, bunu “eski CHP’nin yeni versiyonu” olarak başaramaz.

Onun için ilk iş, CHP’ye dönüş fikrinden kurtulmak olmalı.

Özel’in liderliğinde kurulan yeni bir partinin, Özel’in Genel Başkanı olduğu CHP’den daha fazla oy alabilmesi mümkün ve bu “bir gözü eskide olan yeni” ile gerçekleşemez.

Bu kadro, ağır bir genel seçim yenilgisini kısa sürede nasıl bir yerel seçim galibiyetine çevirdiğini hatırlıyor olmalı.

Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin 24 yılda ülkeyi getirdiği bu noktada bile hatırı sayılır bir seçmen kitlesi için hala “yapabilir” görünüyor olması iyi tahlil edilmeli.

Kılıçdaroğlu ve Altılı Masa seçimi bu yüzden kaybetmişti, Özel’in CHP’si, büyük bir seçmen kitlesine “bu insanlar yapabilir, yönetebilir” duygusunu geçirebildiği için yerel seçimi kazandı.

Bugün Türkiye’deki temel çelişki, muhafazakârlar ile modernler arasındaki kültürel farklardan kaynaklanan çelişki değil.

Türkiye o uzlaşmazlığı aşma yolunda önemli bir mesafe kaydetti ve herkes bir arada yaşayabileceğini gördü.

Son yıllarda AKP’nin, trolleri marifetiyle kışkırtmaya çalıştığı kültürel kavgaya kimsenin yüz vermiyor olmasının bir anlamı olmalı.

Temel çelişki, üretilen gelirin büyük bölümünü alan azınlık ile gelirin çok azına razı olmak durumunda kalan çoğunluk arasında.

Türkler de geçim derdinde, Kürtler de. Aleviler de geçinemiyor, Sünniler de.

Kendisini herhangi bir kimlik aidiyetiyle tanımlayan da sıkıntı çekiyor, tanımlamayan da!

“Cami cemaati” de pazardan eli boş dönüyor, camiye uğramayan da.

Orta sınıf yok oldu. Emekli, işçi, memur, köylü hayatından memnun değil.

Mesele ortaklaşa yaşanan bu sıkıntıları birlikte yenebilme duygusunu insanlara verebilmek ve bunun için toplumsal yaşamın her alanındaki sorunlara tutarlı, kapsamlı yanıtlar sunabilmek.

Siyaset sorunları çözmek için yapılır ve esasen üretilen gelirin nasıl paylaşılacağı ile ilgilidir.

Partilerin ideolojisini de zaten bu sorunu çözmek için vereceğiniz yanıt belirler.

———————————