t24.com.tr

Erdoğan damgalı bir Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesi üyeliğine Yargıtay üyesi Şaban Kazdal seçildi. Kendisini kutluyorum, hayırlı olsun.

Anayasa Mahkemesi 15 üyeden oluşuyor.

Ve bu 15 üyenin tamamını esasen partili Cumhurbaşkanı seçiyor!

Kâğıt üzerinde 3 üye TBMM tarafından seçiliyor ancak seçim, oy çoğunluğu ile yapıldığı için aslında iktidar kimdeyse, onun istediği oluyor.

Bu yazacaklarımın Şaban Bey’in hukukçu kişiliği ile ilgisi yok; üzerine alınmasın.

Şaban Kazdal’ın, Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanması Yargıtay üyeleri arasından yapılan “seçimle” gerçekleşti.

“Seçim” kelimesini tırnak içine aldım; çünkü bu seçime ne kadar seçim diyebiliriz, “Yargıtay üyelerinin seçim iradesini gösteriyor” diyebiliriz, bilemediğim için.

Seçimde 317 Yargıtay üyesi oy kullandı.

Oylama sonucunda en çok oy alan üç aday şöyle oldu: 48 oy Mustafa Karayıldız, 45 oy Oğuz Dik, 44 oy Şaban Kazdal.

Kolayca fark edebileceğiniz gibi en çok oyu alan üç adayın toplam olarak aldıkları oy 137.

En çok oy alan üç adayın toplam oyu, Yargıtay üyelerinin yarısını bulmuyor. (Yüzde 43,2)

AYM üyeliğine “Yargıtay kontenjanından” seçilen Kazdal, üyelerin yüzde 13,9’unun oyunu alabilmiş.

Ve Cumhurbaşkanı da “Yargıtay’daki seçimde en çok oyu olan üç aday arasından en az oyu alan adayı” AYM üyeliğine seçti.

Kazdal’ın, Cumhurbaşkanı’nın memleketi Rize Güneysulu olması hemşerilik torpilini patlatmakta işe yaramış mıdır, bunu bilemem.

Ancak şunu söyleyebilirim ki Kazdal, Adalet Bakanlığı bünyesinde önemli idari görevler üstlenmişti; “siyasi yakınlık” da bu atamada rol oynamış olmalı.

Normal olarak bu tür önemli pozisyonlara seçilen hukukçuların, o kapıdan içeri girdiklerinde eski siyasi elbiselerini çıkarmalarını bekleriz ama bizim memlekette işler böyle yürümüyor.

“Bizdendir” denilerek üst görevlere getirilenlerin, kendilerini o makama getiren iradenin beklentilerini karşılamakta tereddüt etmediklerini de biliyoruz.

Umalım ki Kazdal hukukçu olduğunu unutmasın.

İnsanlığın yüzlerce yıllık deneyimlerinden süzülüp bugünlere gelen temel ilke ve kavramlar ile ilişkisini kesmesin.

Bu seçimle birlikte Engin Yıldırım dışındaki tüm üyeleri, Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçilen bir Anayasa Mahkemesi olacak.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün AYM üyesi olarak seçtiği Yıldırım, bu göreve 2010 referandumundan önce seçilmişti, beş yıl daha bu görevde kalacak.

Gül’ün tayin ettiği üyelerin etkin olduğu dönemde AYM, “hak eksenli” kararlar veriyordu.

Gül döneminde AYM üyeliğine seçilen eski başkan Prof. Dr. Zühtü Aslan, “Anayasa Mahkemesi’nin temel hak ve özgürlükleri önceleyen ve korumayı asli görev olarak gören bir yüksek yargı organına dönüştüğünü” söylüyordu.

Aslan, “ideoloji eksenli yaklaşımdan hak eksenli bir yaklaşıma geçildi. Bunu 10 yıldır anayasa mahkemesinde görev yapan birisi olarak gururunu yaşadığımı söyleyebilirim” de demişti.

Şimdiki AYM Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından AYM üyeliğine atandığında Yargıtay’da tek bir dosyanın incelenmesine bile katılmamıştı.

O günden bugüne AYM kararlarındaki çizgisi de ortada; “Cumhurbaşkanı’nın AYM’deki gölgesi” gibi hareket ediyor.

Erdoğan’ın tayin ettiği bazı üyelerin, Erdoğan ve küçük ortağının hiç hoşlanmadığı AYM kararlarının altına imza atabildiklerini de unutmayalım ancak artık 14 üyesini Erdoğan’ın seçtiği bir Anayasa Mahkemesi var.

Bu durumun ülkemizin Anayasal düzenine nasıl bir etki yaratacağını yaşayarak göreceğiz.

————————

ABD tükürse, yağmur yağıyor derler

ABD Başkanı Donald Trump, Miami’de düzenlenen bir yatırım forumunda Suudi Arabistan Veliahdı Prens Muhammed bin Selman için “benim kıçımı yalayacağını hiç düşünmemişti, ama şimdi bana karşı nazik olmak zorunda” dedi.

Forumun önemli sponsorlarından biri Suudi Arabistan’dı, bunu da belirteyim.

Trump ile bin Selman arasındaki ilk “popo muhabbeti” bu değil.

İlk başkanlık döneminde, gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde Bin Selman için “kongre soruşturmasında kıçını ben kurtardım” dediği, gazeteci Bob Woodward’ın kitabında anlatılıyordu.

Belli ki Trump da biraz ağzı bozuk bir şahsiyet.

Veliaht Prens Bin Selman’ın, bu aşağılanmayı sineye çekmesine de hiç şaşırmadım.

Nitekim hiç oralı olmadı, Trump’a cevap yetiştirmeye, protesto notası filan vermeye de kalkışmadı.

Orta Doğu diktatörleri için önemli olan bir tek şey vardır: Ölene kadar o iktidar koltuğunu korumak!

Bunun için her şeyi yaparlar; suçsuz insanları sırf muhalif diye zindanlarda süründürürler, Kaşıkçı cinayetinde olduğu gibi öldürtüp, cesedini de fırında yaktırırlar.

Kendi ülkelerinde rahat olmadıkları için de sırtlarını ABD’ye dayamak isterler.

Hiç kullanmayacakları silah sistemlerine, uçaklara filan trilyon dolarları harcarlar ki ABD’deki Başkan onları sevsin.

Deyim yerindeyse parayla ABD sevgisi satın almak isterler.

Tabii kendini böyle konumlayınca da bir değerin olmaz.

Trump gibiler yüzüne karşı, daha kibarları kapalı kapılar ardında aynı hakaretleri tekrarlarlar.

Bütün mesele diktatörlüğü sürdürülebilir hale getirmektir.

Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE’nin toplam askeri harcamaları 2024 yılı için kabaca 120 – 130 milyar dolar.

Nüfusuna göre askeri harcama konusunda BAE ve Katar dünya lideri. (İsrail’in yıllık harcaması 30 – 35 milyar dolar civarında.)

Bu paraları ülkelerini korumak için değil, iktidarlarına ABD nezdinde meşruiyet ve koruma sağlamak için harcarlar.

Onun için ABD yüzlerine tükürse, “yarabbi şükür, yağmur yağıyor” deyip, öteki tarafa dönerler.

Allahtan Türkiye böyle değil!

——————————–