“Sizleri telefonla arayarak kendilerini, polis, asker veya savcı olarak tanıtıp adınız veya banka hesabınız FETÖ / PDY vb. terör örgütü soruşturmasına karıştı diyerek sizden para, altın isteyen şahıslara inanmayın. Böyle bir durumda hemen 155 Polis İmdat ihbar hattını arayın.”
Cennet vatanımızda, cep telefonuna yukarıdaki mesajdan gelmemiş tek bir Allah’ın kulu kalmamış olduğunu tahmin etmek zor değil.
Emniyet Genel Müdürlüğü bu tür mesajlar için SMS ücreti ödemediği için, operatörler bunu faal her telefon hattına yollamış olmalılar.
Dünyanın başka bir ülkesinde yaşanması kolayca mümkün olmayacak bir dolandırıcılık yöntemi bu.
Birileri cep telefonunuzdan sizi arıyor, adınızı biliyor, hangi bankada hesabınız olduğu ile ilgili fikri var ve biraz da oyunculuk yeteneği varsa karşısındakini kolayca ikna edip, bankadaki parasının “soruşturma bitene kadar” falanca hesaba gönderilmesini sağlayabiliyor.
“Türkiye’den başka bir yerde olmaz” diye iddialı bir söz söylemiş olmamın nedeni Türkiye’de yaşıyor olmam!
Çünkü böyle bir dolandırıcılık için kişisel verilerinizin birtakım çetelerin eline geçmiş olması lazım.
Bu da yetmez, kişisel verileriniz ile telefonunuzu eşleştirebilecek bilgiye sahip olmaları da gerekiyor.
Bu da yetmez, bankadaki hesabınızı da biliyor olması lazım.
Bunların hepsinin bilinebilmesi ancak bizim memlekette olur çünkü bizim memlekette kargocu çocuk bile vatandaşlık numaranızı isteyebilir, siz de gönül huzuru içinde verebilirsiniz.
Bazı memurların para göz olmaları ya da ehil kişiler arasından seçilmemiş olmaları da kişisel verilerinizin pazarda uygun fiyatla satılabilmesinin ortamını yaratır.
Ancak yine de bunların hepsi bir araya gelse bile bu dolandırıcılığın yürütülebilmesini sağlayan esasen en önemli “katkıyı” Türkiye’nin adalet kurumları yapıyor.
Bu dolandırıcılığı deyim yerindeyse “endemik” yapan katalizör bu.
Çünkü Türkler biliyorlar ki isimleri gerçekten herhangi bir nedenle böyle bir soruşturmaya karışırsa dertlerini anlatacak kimseyi bulamazlar.
Ve yine Türkler bilirler ki isimlerinin böyle bir soruşturmaya karıştırılması için hiç tanımadıkları ve “adı savcıda gizli” birisinin ihbarı bile yeterlidir.
Polis hemen göz altına alır, savcı delil toplamaya filan gerek görmeden tutuklama ister, hâkim tutuklama evrakını bile okumaya gerek duymadan tutuklama kararını yapıştırıverir.
Onun için T24’ün araştırmasından “yılın kelimesi” olarak karşımıza “gözaltına alınıyorum” çıkması hiç şaşırtıcı değil.
“Finale kalan” sekiz kelimeden dördünün (Gözaltına alınıyorum, kayyım, etkin pişmanlık, erişim engeli) adalet sistemimizin işleyişinden kaynaklanması da aynı nedenle tesadüf değil.
2024 yılında savcılıklarımızın açtığı soruşturma sayısı 5 milyon 732 bin 569 adetti.
Bir o kadar dosya da 2023 yılından devredilmişti. Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı bu iki rakamı topladığınızda çıkan rakamın 11 milyon 661 bin 519 olduğunu söyleyeyim. 80 milyon kişinin yaşadığı bir ülkeden söz ettiğimi tekrarlamama gerek yok sanırım.
2024 yılında Yargıtay’a gelen 299 bin 121 dosyadan 134 bin 184’ü onanmıştı.
Yuvarlak hesapla Yargıtay, alt derece mahkemelerinde verilen iki karardan birinin yanlış olduğunu karara bağladı anlamına geliyor bu rakam.
Türkiye, son on yılda Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde ciddi bir gerileme yaşadı.
2015 yılında 80. sırada bulunan Türkiye, 10 yıl içinde 38 sıra kaybetti; 143 ülke arasında 118. sırada yer aldı.
Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde 15 ülke arasında 14’üncü sırada bulunan Türkiye, üst-orta gelir grubundaki 41 ülke içinde ise 37’nci sırada.
Bu değer, Türkiye’nin hem küresel sıralamada hem de bölgesel ve gelir grubu sıralamalarında son sıralarda yer almasına yol açtı.
Türkiye aynı zamanda “Temel Haklar” kategorisinde 143 ülke arasında 134. Sırada.
Bu başlık; ayrımcılığın önlenmesi, yaşam ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade ve inanç özgürlüğü, mahremiyetin korunması, toplanma özgürlüğü ve temel işçi haklarının güvence altında olması gibi göstergeleri kapsıyor.
Türkiye’nin 2015’te bu alandaki sırası 96 iken, son on yılda 38 sıra gerileyerek 134’e düşmesi, temel hak ve özgürlükler alanında ciddi bir gerileme döneminde olduğunu gösteriyor.
Bütün bunlar Türkiye’de adaletin ve hukuk güvenliğinin vatandaşların temel sorunlarından biri haline geldiğini gösteriyor.
Nitekim PanoramaTR’nin 2025’in son ayı içinde açıklanan araştırmasına göre ilk kez ekonominin gidişatından memnun olmayanların oranı ile adaletsizlikten yakınanların oranı neredeyse birbirine eşitlenmiş durumda.
Araştırmanın direktörü Hatem Ete bu durumu “eskiden listede ekonomi ve terör öne çıkarken artık ‘adalet’ kavramı seçmenin en acil çözüm beklediği alanlardan biri haline gelmiş durumda” diye açıklıyor.
Nitekim, Ekrem İmamoğlu hakkındaki soruşturmanın siyasi olduğuna inananların oranı Temmuz’da yüzde 57 iken, 4000 sayfalık iddianame açıklandıktan sonra Kasım’da yüzde 60,5’e çıktı.
Normal olarak iddianame açıklandıktan sonra, bu oranın düşmesini beklemek gerekirdi, TRT başta olmak üzere iktidar medyası tüm gücüyle bastırmasına rağmen iddialara inananların sayısı azalmamış, artmış.
Adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi denilen sisteme geçtiğimizden beri adalete güvenenlerin sayısı hızla azalıyor.
15 Temmuz’dan sonra Fetullahçılardan boşalan hâkim ve savcı kadrolarına partili hukukçuların doldurulmasının yarattığı bir sonuç bu.
Onun için 2025’i simgeleyen kelimelerden birincisinin “gözaltına alınıyorum” olması tesadüf değil.
Geçtiğimiz yıl evinin kapısına dayanılıp, göz altına alınan, “ifadeye götürülenlerin” sosyal medyada yazdıkları “gözaltına alınıyorum” mesajlarıyla uyanan ve “yarın acaba sıra kimde” diye meraklanılan bir ülkenin popüler kelimesinin bu olması, yaşadığımız bu dönemin siyasi karakterinin doğal sonucu.
Bakalım 2026, bu tabloyu tersine çevirebileceğimiz bir yıl olacak mı?
———————————
