Washington’da sosyal gelişim uzmanı Imran Khan’ın bildirdiğine göre “alfa erkeklik” artık genel kabul gören bir norm olmaktan çıkmış.
Bu iyi bir haber bence.
Alfa erkeklik, o kadar matah bir şey olsaydı, dünyamız da ülkemiz de kuşkusuz ki bugünkünden daha iyi bir yer olurdu.
Jared Diamond, “İnsan Cinselliğinin Evrimi” isimli eserinde şöyle bir soru soruyor:
“Erkekler ne işe yarar?”
Yanıtı da antropologlardan aktarıyor:
“Pek çok memeli türünün erkekleri sperm boşaltmaktan başka bir işe yaramaz.”
Çağımızda, kadınların toplumsal hayatın içindeki yeri ve önemi erkekle eşitlendikçe, benzeri bir sonuç insanoğlu için de ortaya çıkıyor.
Günümüz ABD’sinde çocuk sahibi bekarların sayısının, evli çiftlerden daha fazla olduğunu ve bu bekar çocuk sahiplerinin çoğunluğunun da kadın olduğunu biliyor muydunuz?
FutureBright ve T24’ün iş birliğiyle gerçekleştirilen Türkiye’nin Tadı ve Sofranın Anlamı Araştırması (2025) verilerine göre, Türkiye’de de bekar annelerin sayısı 2 milyon 800 bin ve sayının her yıl artacağını tahmin etmek için allame olmaya gerek yok.
ABD’de çalışan annelerin yüzde 40’ı evlerinin birincil geçim kaynağı olmuş. Bu evlerde kocaların gelirleri ikincil düzeyde ve bazı durumlarda “vaz geçilebilir gelir” sınıfına giriyor.
Türkiye’de TÜK’in çalışmalarının içinden böyle bir istatistik çıkarabilmek mümkün değil. En azından “ben çıkarmayı başaramadım” diyeyim de halkı yanıltmış olmayayım!
Bir istatistik yok ancak 2025 yılında toplam ev satın alımları içinde kadınların payının yüzde 37’ye ulaştığına bakarak benzeri bir eğilim içinde olduğumuz gibi bir çıkarımda bulunabiliriz.
Çünkü bu tablo, kadın istihdamının Avrupa ölçeklerine göre son derece düşük olduğu ve kadınların aynı işi yapan erkeklerden daha az gelir elde edebildiği bir ülkede gerçekleşiyor.
Geçerken bu istatistikten de söz etmeden olmaz: TÜİK verilerine göre kadınlar, aynı işi yapan erkeklere oranla ortalama yüzde 19 oranında daha az kazanabiliyorlar.
Eğitim seviyesi düştükçe maaş farkı yüzde 40’lara ulaşıyor. Üniversite mezunu kadınlar bile, aynı işi yapan erkeklerden yüzde 17,4 daha az kazanabiliyorlar.
ABD ve benzeri gelişmiş sanayi toplumlarındaki bu gelişme “alfa kadınlar – beta erkekler” dönemini başlatmış.
Bunun sonucu ise “şeker anneliğin yükselişi” olarak ortaya çıkıyor.
“Şeker baba”, kendilerinden çok küçük genç kadınlarla ilişki yaşayan maddi durumu çok iyi “geçkin erkekler” için kullanılan bir deyim.
Kendilerinden çok büyük erkeklerin onlara vadettiği lüks yaşamın, pahalı tatillerin ve hediyelerin peşindeki genç kadınların, “babası yaşındaki adamlara” katlanmaları yeni bir durum değil elbette.
İki taraf için de “kazancın gözetildiği” bir ilişki türü.
Aslına bakarsanız yetişkin insanlar arasındaki ilişkileri tanımlamak için kullanılan böyle genellemeleri sevmiyorum.
Daha doğrusu öğretilmiş, ezberletilmiş kuralların yaşamımıza egemen olmasından hazzetmiyorum.
Çünkü öğretilmiş kurallar, bize 75 yaşındaki bir erkek ile 60 yaşındaki bir kadının ilişkisinin “normal” olduğunu söylerken, 66 yaşındaki bir erkek ile 26 yaşındaki bir kadının ilişkisinin çok da normal olmadığını düşündürtüyor.
Oysa iki kadın da yetişkin ve kendi kararlarını olgunlukla verecek yaştalar. Ve “genç bir kadının, kendisinden oldukça yaşlı bir erkeğe çekim duymasını sadece “para peşinde olması” ile açıklamak aşırı bir önyargı da olabilir.
Bana öyle geliyor ki bu, orta yaşı geride bırakmış erkeklerin ve kadınların, genç bir kadının kendi yaşındakilere değil de yaşlıca bir erkeğe tutulmasına sinir olmalarından kaynaklanıyor.
Böylece esasen “aşksız ama huzur ve düzen içinde geçen” kendi sıkıcı hayatlarını kutsuyorlar aslında.
Fırsatını bulsalar, belki onlar da “huzur ve düzeni” değil, “heyecanlı bir aşkı” tercih edecekler.
Bunu bilemiyoruz.
İnsan davranışları söz konusu olduğunda ileri geri atıp tutabilmek yetkisine sahip olmak için böyle bir durumun gerçekten karşınıza çıkmış olması şartını aramalıyız diye düşünüyorum.
“Şeker annelik” de kolayca tahmin edebileceğiniz gibi “şeker babalığın” tersi.
Burada “şeker bebek”, kendinden oldukça yaşlı bir kadınla birlikte olan genç erkekler için kullanılan bir kavrama dönüşüyor.
Önceki hafta The New York Times’ın “The Opinions” adlı podcastinde gazetenin kültür editörü Nadja Spiegelman, yazar ve psikanalist Jamieson Webster ve The Cut dergisi
Yazarı Emily Leibert bu konuyu tartıştılar.
Bunun bir “özgürleşme” mi, “tepki” mi, yoksa insanlara özgü çok daha karmaşık bir şeyin işareti mi olduğu üzerine yapılan bir sohbet.
Spiegelman, yakın zamanda boşanan 52 yaşındaki bir kadın meslektaşına destek olmak için ona flört uygulamalarında bir profil oluşturmuş.
Gelen yanıtların ezici çoğunluğu 30’lu yaşlardaki erkeklere ait çıkmış.
Feeld isimli flört uygulamasının verileri son iki yılda, yalnızca kendilerinden büyük kadınlarla çıkmakla ilgilenen erkeklerin sayısının yüzde 64 arttığını gösteriyor.
Bu durum özellikle en genç erkek grubu olan 18 – 25 yaş arası erkekler arasında geçerli.
Türkiye için bir istatistik verebilecek durumda değilim. Ancak cennet vatanımızın da “Küçük Amerika” olduğundan yola çıkarak tahminde bulunmak mümkün.
The Cut yazarı Emily Lebert, bunda “kadınların artık kendilerini daha özgür” hissetmelerinin rolü olduğunu anlatıyor.
Konuştuğu kadınlardan edindiği izlenimi şöyle anlatıyor:
“Artık erkeklerin daha önce onlara yüklediği kalıplara bağlı kalmak zorunda olmadıklarını, sadece kendileri olabildiklerini; erkek onayına ve erkek arzusuna özlem duymak zorunda olmadıklarını, bunun yerine erkeklerin onlara gelebileceğini hissettiler. Ekonomik olarak kendilerinden daha fazla kazanan birini bulmak istemiyorlardı. Kendilerinden daha başarılı biriyle birlikte olmak istemiyorlardı. Bu tür şeyleri umursamıyorlardı. Sadece bir ilişki içinde olmak, sevgi dolu bir ilişki içinde olmak, onları gören ve saygı duyan bir partnerle birlikte olmak istiyorlardı. Bence diğer bir şey de genç bir erkeği şekillendirebilmekten bir tür mutluluk duymalarıydı. Konuştuğum kadınlardan bazılarının, erkek arkadaşı adeta kollarında taşıyabilecekleri mükemmel bir ürün, bir çanta gibi inşa etmekle çok ilgilendiklerini düşünüyorum.”
Yaşlı kadın – genç erkek ilişkisinde en çok duyulan öykü, kadınların kendilerine eşit bir partner arayışı içinde olmaları.
İlişkinin başında kadının paralı, genç erkeğin parasız olması, bu eşitlik ilişkisini bozmuyor.
Hatta kadınlar, zaman içinde birlikte oldukları genç erkeği eğiterek ekonomik olarak da eşit şartlara gelebileceklerini umuyorlar.
Genç erkeklerin, hırslı ve kariyer sahibi kadınlara duydukları ilgi de bu tür bir ilişkiyi besleyen faktörlerden biri.
Podcast’in yapımcıları, “sokağa çıkıp” genç erkeklere de sormuşlar.
Aldıkları yanıtlardan biri şöyle: “Yaşıtım kadınlardan alamadığım bir olgunluk duygusunu benden büyük kadınlardan alıyordum.”
Dillion isimli bir genç “benim yaşımdaki kızlar çok kaba, hiç de iyi değiller” dedikten sonra sunturlu bir küfür de savuruyor.
Bir başkası daha yaşlı bir kadın ile birlikteyken kendisini bara gitmek, yemeğe çıkmak, gelecek için bazı vaatlerde bulunmak gibi konularda baskı altında hissetmediğini söylüyor.
ABD’li biyolog Alfred Kinsey, 1948 yılında erkeklerin, 1953 yılında da kadınların cinsel yaşamları üzerine, o tarihlerde “devrim” sayılabilecek kapsamlı bir araştırma yapmış, araştırma raporlarının yayınlanması muhafazakâr çevrelerde “küçük çaplı kıyametlere” yol açmıştı.
Bu raporları gazeteciliğe başladığım Yankı Dergisi, 1976 senesinden itibaren her hafta tefrika olarak yayınlamıştı. Aradan geçen onca yıldan sonra araştırma sonuçlarının Türkiye’de de çok ses getirdiğini hatırlıyorum.
Kinsey’in başlattığı çalışmaları kendi adına kurulan bir enstitü sürdürüyor.
Kinsey Enstitüsü’nün son verileri, heteroseksüel genç erkeklerin beşte birinin düzenli olarak kendilerinden yaşça büyük kadınlarla ilgili fanteziler kurduğunu gösteriyor.
X kuşağı kadınlarının yüzde 64’ü de en az bir kez kendilerinden daha genç bir erkekle birlikte olmayı hayal ettiklerini söylüyor.
Hedef kitlesi daha çok erkekler olan Pornhub adlı web sitesinde, “Cougar” (Panter. Sokak argosunda genç erkek avcısı yaşlı kadınlar için kullanılıyor) veya “50 yaş üstü” gibi arama terimleri sırasıyla yüzde 83 ve yüzde 105 oranında artış göstermiş.
Konu çok uzamaya müsait, ileride belki yine döneriz; bu hafta burada kesiyorum.
Sözü milattan önce ikinci yüzyılda yaşamış Kartaca doğumlu Romalı oyun yazarı Terentius’a bırakayım: Homo sum humani nihil a me alienum puto! İnsanım, insana ait hiçbir şey bana yabancı değildir.
Bunu bilir, bunu söylerim.
————————————-
