t24.com.tr

Derdi Anayasa’nın yetersizliği değil

Adalet Bakanı Akın Gürlek de mevcut Anayasa’nın yetersiz kaldığını düşünenler kervanına katıldı.

“Bugün geldiğimiz noktada ulusal güvenlik tehditleri, toplumsal barış, değişen dünya şartları, gelişen toplum yapısı, artan hak ve özgürlük talepleri karşısında mevcut Anayasamız maalesef yetersiz kalmaktadır. Yeni Anayasa bir zorunluluktur” dedi.

Gördüğünüz gibi gayet düzgün bir cümle kurmuş, virgüller yerli yerinde filan.

İnsan haliyle heyecanlanıyor ancak olayın kahramanının kimliğini ve hukuka bakışını hatırlayınca bu heyecan “başımıza şimdi kim bilir ne çoraplar örmeye hazırlanıyor” endişesinden kaynaklanan bir heyecana dönüşüyor.

Kendisi biliyorsunuz henüz bir ağır ceza mahkemesi reisiyken Anayasa Mahkemesi kararını uygulamamayı ilk akıl eden şahsiyettir.

Şimdi Anayasa’yı çiğneyen mahkemeler, onun ışığıyla aydınlatıp, açtığı yolda ilerliyorlar!

Onun için Gürlek, “artan hak ve özgürlük talepleri karşısında Anayasamız yetersiz kalıyor” deyince, ben bundan özgürlük taleplerinin daha şiddetle cezalandırılmasına zemin olacak bir Anayasa istediği sonucunu çıkarıyorum.

“Ulusal güvenlik tehdidinin yeni bir Anayasa’yı gerektirmesi” meselesi de öyle okunmalı.

Bugünkü Anayasa’nın tanımladığı hakların bile kullanılmasını engelleyen bir zihniyet başka ne istiyor olabilir ki zaten?

Bugünkü Anayasa, 12 Eylül Anayasası olarak biliniyor ama aslına bakarsanız geçirdiği değişikliklerden sonra bugün bu Anayasa’ya “Erdoğan Anayasası” ya da “AKP Anayasası” diyebiliriz.

Parlamenter sistemden, tek adam rejimine geçiş gibi radikal bir dönüşüm de geçirdi bu Anayasa.

Dünya yüzünde üzerinde 21 kez değişiklik yapılıp “hâlâ aynı Anayasa” sayılan başka Anayasa var mıdır, bilmiyorum.

Mesela Anayasanın başlangıç bölümünden “Kutsal Devlet” ibaresi çıkarıldı.

Derneklerin, vakıfların, kooperatiflerin ve sendikaların siyasi faaliyetlerini kısıtlayan hükümler kaldırıldı, işçilere kanunla düzenlenen toplu iş sözleşmesi hakkı tanındı.

Siyasi partilere yurtdışında örgütlenme ve yurt içinde kadın ve gençlik kolları kurabilmelerinin önü açıldı.

Seçme yaşı 18’e düşürüldü. Tutuklulara seçme, seçilme hakkı getirildi. Özelleştirmenin önü açıldı.

2004 değişiklikleri ile AB müktesebatına uyum hedeflenmişti.

Bu çerçevede insan hak ve özgürlüklerini sınırlayan hükümler değişti. Uluslararası anlaşmaların kanunlardan üstün olduğu kabul edildi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bir üst hukuk normu haline geldi. İdam cezası kaldırıldı. DGM’ler kaldırıldı, YÖK’teki asker varlığı sona erdi. Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısı değişti.

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylamasıyla kabul edilen değişikliklerin, 12 Eylül darbesiyle hesaplaşma olduğunu söyleyen de bizzat Erdoğan idi.

Yani ortada 9 Kasım 1982 günü yürürlüğe giren bir Anayasa var ama o Anayasa ile bugün yürürlükteki birbirinden çok farklı.

Bugün yakındığımız meseleler Anayasa’nın bireysel haklarla ilgili hükümlerinin yetersiz olmasından daha çok mevcut olanın bile idare tarafından görmezden gelinmesi, uygulanmaması.

Bir bölümü kendi iktidar döneminde yapılmış bireysel haklar ile ilgili düzenlemeleri bile uygulamıyor.

AİHM, AYM kararlarını tanımıyor, bu kararları tanımayan kararlar veren yargıçları ödüllendiriyor.

Bakın o kararı ilk eden hâkim bugün Adalet Bakanı bile yapıldı.

TBMM tarafından onaylanan bir uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nden tek imza ile çıktığını ilan ediyor ve emrindeki yargıçlara da bunu onaylatabiliyor.

Hem askerlerin yaptığını söylediği Anayasa’yı değiştirmek istiyor hem de bu amaçla yapılmış değişiklikleri tanımıyor!

Tuhaf bir durum gibi görünüyor ama değil.

Çünkü Erdoğan’ın kafasındaki rejim, esasen askerlerin kurmak istedikleri rejimden farklı değil.

Sadece vesayet kurumlarının nitelikleri ve isimleri değişiyor, hepsi bu.

Erdoğan da tıpkı askerler gibi “halkı başı boş bırakılmayacak bir güruh” olarak görüyor.

Öyle görmüyor olsaydı sokaklardaki protestolardan korkmazdı.

Osman Kavala ve arkadaşları, Can Atalay, Selahattin Demirtaş gibi politikacılar hapiste olmazdı.

Yüzlerce öğretim üyesi bir bildiriye imza atıp fikir açıkladılar diye sokağa atılmazdı.

Erdoğan ve AKP, 12 Eylülcü askerler iktidarda olsalardı bugün ne yapacaktılarsa onu yapıyor; bunu yaparken de gayet huzur içindeler.

Ama dillerinden de “yeni Anayasa” düşmüyor.

Bunun bir tek nedeni var: Erdoğan yaşadığı sürece Cumhurbaşkanı kalmak istiyor.

Onun için bugünkü Anayasa’nın üzerine sadece “Yeni Anayasa” yazan bir değişiklik bile Erdoğan için yeterli.

Derdi demokratik haklar, gerçek sivilleşme, şeffaf yönetim, özgür üniversite filan değil.

Hesap sorulamayan, hesap verilmeyen tek adam rejimini sürdürebilmek!

——————————-