t24.com.tr

“Devlet aklı”, kuş mu deve mi?

Saray’ın CHP’nin başına geçmesini uygun gördüğü Kemal Kılıçdaroğlu’nun “45 yıllık yol arkadaşı” ve eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’na göre Türkiye’de “devlet aklı” adı verilen ancak kuş mu deve mi olduğu tam olarak açıklanamayan “bir şey” var.

Siyasette filan ne olup bitiyorsa bu “devlet aklı” ona müdahale edebiliyor.

Mesela Kuşoğlu’na göre son Cumhurbaşkanı seçiminde bu “devlet aklı” sonuçlara yüzde 2 civarında etki edebilmiş.

O kadar fark da zaten Erdoğan’ın seçimi kazanmasını sağladı.

Kuşoğlu ile arkadaşımız Cansu Çamlıbel konuştu; bu söyleşi dün T24’te yayımlandı.

Kuşoğlu’nun ilginç bir siyasi serüveni var.

Siyasete DYP’ye üye olarak başlıyor. Orada Ankara İl Başkanı iken DP’ye geçip, milletvekili adayı oluyor. 2009’de Abdüllatif Şener’in başkanlığında Türkiye Partisi’nin kurucuları arasında yer alıyor. Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına geçtiğinde de Türkiye Partisi’nden istifa ederek CHP’ye katılıyor. Çünkü Kılıçdaroğlu, SKK Genel Müdürü iken Kuşoğlu da SSK Genel Müdür Yardımcısı imiş!

Siyasi çizgisindeki bu zikzakları eleştirmiyorum tabii. İnsanların fikirleri zaman içinde değişebiliyor çünkü.

Sadece son günlerde moda olan “baba ocağı” muhabbeti yüzünden merak ettim; Kuşoğlu’nun “baba ocağı” acaba hangisi diye!

Kuşoğlu, Kılıçdaroğlu’nun partideki en yakınlarından biri olarak son gelişmeleri yorumlarken bu “devlet aklı” meselesini öne sürüyor.

Bu “devlet aklı” konusuna yandaş yazarların yazılarında ya da yandaş televizyonların kadrolu konuşmacılarının sözlerinde de rastlıyoruz.

“Devlet aklı” diye bir şey var ve kolayca izah edilemeyen her şey buna bağlanıyor.

Bölge Adliye Mahkemesi, “ben hukuk dışıyım” diye bağıran butlan kararını mı verdi? Açıklaması kolay: Devlet aklı öyle istedi!

Nitekim Kemal Kılıçdaroğlu da “bu akla uyup, kendisine verilen görevi yerine getiriyormuş” gibi bir ima da var sözlerinde.

“Sayın” diyenleri zamanında hapse atan “devlet aklı”, şimdi de Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” sıfatı verebiliyor mesela.

Bu devlet aklı öyle çalışıyor ki Ekrem İmamoğlu’nun gelecekte Cumhurbaşkanı seçileceğinden korkarak “düğmeye basıyor” ve onu hapse atıyor, diplomasını iptal ediyor, yetmiyor bir de casus olduğunu keşfediyor!

Ben de haliyle merak ediyorum tabii: Bu “devlet aklı” denilen şey, kimin ya da kimlerin beyninin içinde bulunuyor?

Devlet soyut bir kavram. Evet devletin kurumlarını somut olarak görebiliyoruz ama “devlet aklı” denilen şey bu kurumlardan bağımsız çalışıyor gibi bir izlenim veriliyor.

Oysa “devlet aklı” diye bir şey yok.

Türkiye’de ne olup bitiyorsa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bilgisi dahilinde ve talimatlarıyla” yapılıyor, bu kesin.

Erdoğan’ın da iki büyük korkusu var: Birincisi seçime girememek ikincisi seçimi kazanamamak.

Seçime girememe meselesini TBMM’ye seçim kararı aldırarak aşabilmesi mümkün.

Bunun için elinde geniş imkanlar da var: Parmak kaldıracak vekillere listelerde iyi yerler vermekten tutun da devletin geniş olanaklarından küçük de olsa bir bölümünü ayaklarının altına sermeye kadar varacak imkanlar bunlar.

Arpalık olarak kullanılabilecek devlet kurumları ve zor günler için bir köşede biriktirilmiş üç eş kuruşu dağıtmak gibi seçenekler de mevcut.

Zaten şimdi Kılıçdaroğlu da CHP’ye tayin edildiğine göre, TBMM’nin seçimi öne çekme kararını verecek çoğunluğa ulaşmak çocuk oyuncağı.

Onun için bu korkusu artık geride kaldı.

Asıl büyük korkusu seçimi kaybetmek ve iktidardan düşmek.

İmamoğlu’nun hapse atılmasının nedeni de o, CHP’nin hukuk dışı bir mahkeme kararıyla felç edilmesinin nedeni de o.

Yarın bir gün kendisine tehlike olarak başkalarını görmeye başlarsa onların da başlarına örülecek çoraplar hazırdır.

Erdoğan’ın yeniden seçilememe korkusunu yenmek için attığı adımları “devlet aklına” bağlamalarının nedeni, Erdoğan’ı bir kenarda “tertemiz tutmak”!

Vatandaşların onaylamadıkları her şey bu devlet aklına bağlanıyor.

Erdoğan da sanki bizler gibi seyirci konumunda.

Akşam televizyonunu bir açıyor ki ne görsün; CHP’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu tayin edilmiş!

Tabii sesini çıkartmıyor çünkü “devlet aklı” var ya, her halde kararı o vermiş olmalı diye sofraya oturup çorbasını içiyor.

Bu Erdoğan’ın hoşuna gidiyor mu, birinci elden bir bilgiye sahip değilim.

İşine geliyor mu diye soracak olursanız, çok işine geliyor olmalı.

—————————————