Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Adliyede güvenliği sağlamak kimin işi?

YAZAR Perihan Mağden hakkında açılan “halkı askerlikten soğutma” davası bir süredir alıştığımız bir görüntü içinde cereyan etti.

Yargılanan yazar, avukatları ve Mağden’e destek olmak için duruşmaya gelen başka yazarlar adliye girişinde, koridorlarda hakaretlere uğradılar, tehdit edildiler.

Hrant Dink ve Orhan Pamuk davalarında olduğu gibi duruşma salonunun içinde bile sözlü saldırılar devam etti.

Ancak bu kez mahkemenin yargıcı, duruşma sırasında sözlü saldırıda bulunan kişiyi dışarı çıkarttı.

Duruşmadan sonra Perihan Mağden “dışarıda tansiyon yüksek” denilerek bir süre salonda bekletildi. Mağden’in Adliye’yi terk etmesi ancak göstericilerin polis kordonu altına alınmasıyla mümkün olabildi. Mağden’i desteklemek için gelen yazarlar ise ancak adliyenin alt kapısından çıkarılabildiler.

Kendisine “hukukçu” sıfatını uygun gören bir grup, bu gösteriyi bu tür davaların tümünde tekrarlıyor.

Duruşma düzenini bozuyor, adliye koridorlarını bir miting alanı olarak kullanıyor, adliyenin giriş çıkışını kapatarak avukatları ve yargılanan kişileri ve yakınlarını terörize ediyor.

Ve bütün bunlar adliye binasındaki onca savcının, yargıcın, güvenlik görevlisinin gözü önünde oluyor.

Bu yasadışı gösteriyi düzenleyenler marifetlerini sergiledikten sonra ellerini kollarını sallayarak çekip gidebiliyorlar.

Türkiye, bir kez daha taşların bağlı, itlerin serbest olduğu bir köy görüntüsüne bürünüyor.

Damdaki uykucu!

DOĞU ve Güneydoğu Anadolu’ya yolu düşenler, yaz aylarında evlerin damlarına kurulmuş yatakları görmüş olmalılar.

Eğer evinize klima alacak paranız yoksa o bölgede yaz sıcağında serin bir ortamda uyuyabilmenin tek yolu da budur.

Ancak bu durum aynı zamanda korkunç bir istatistiğin doğmasına da yol açıyor.

Diyarbakır’daki Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi’ne son bir ayda uyurken damdan düşen 110 yaralı getirilmiş. Bu yaralılardan 12’si maalesef yaşamlarını yitirmiş.

Son dört yılda uyurken damdan düşenler 1600 kişi ve bunların 90’ı yaşamını kaybetmiş.

Bazı Batılı gazetelerin “dünyadan ilginç haberler” sütunlarına rahatlıkla girecek ve okuyanın yüzünde tebessüm yaratacak istatistikler bunlar ama Türkiye’de yaşayınca insanın içinden gülmek gelmiyor elbette.

İlk bakışta binlerce sorunumuz arasında sizlere de “önemsiz gibi” görünebilir belki ama sanırım birilerinin bu konuda bir şeyler yapmasının da zamanı geçiyor.

Damda güvenle uyumanın pratik yöntemlerini bulmak, bölge halkına bunu öğretmek için kampanyalar yapmak da herhalde belediyeler ile kaymakamlıkların görevleri arasında olmalı.

Ancak “O bölgedeki belediyeler daha büyük meselelerle uğraşıyor” derseniz, Nasreddin Hoca gibi “Siz de haklısınız” derim.

Dün dündür bugün bugün?

DOKUZUNCU Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Kanal D’de yayınlanan Genç Bakış programının konuğu olarak Kayseri’de üniversite öğrencilerinin sorularını yanıtladı.

“Sahne performansı” her zamanki gibiydi. Soruları istediği gibi yönlendirmeyi başardı, işine gelmeyenleri duymazdan geldi, kelimelerle cambazlıklar yaptı ve bir de baktık program bitmiş.

Demirel’in sözleri içinde en çok takıldığım şunlar oldu: “2,5 milyon kişi işsiz geziyor. Köylü inim inim inliyor. Esnaf kepenk indiriyor. Bizi eleştirenler bugün suyu, elektriği nasıl kullanıyor? Yüzünü nasıl yıkıyor? Özelleştirme yapanlar bizim yaptığımız tesisleri satıyor.”

Süleyman Demirel’in icraatlarını hatırlamak için uygun bir yaştayım.

Köylerin elektrifikasyonuyla, yapılan barajlarla övünmek istiyorsa, bu onun hakkıdır, elbette övünebilir. Kimse de bunları inkár etmiyor zaten.

Ama şunu da biliyorum: Bugünkü Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarından söz ediyorsak, bu yapının temellerini aramamız gereken yer de Süleyman Demirel’in icranın başında olduğu dönemlerdir.

Ucuz popülizmin, kolaycı siyasetin bizi getirebileceği bir noktada duruyoruz bugün.

Milyonlarca kişi işsizse bunu biraz da Süleyman Demirel dönemlerine borçluyuz.

Demokratik uzlaşma kültürümüz hálá gelişmemişse, Türkiye’yi 12 Mart ve 12 Eylül’e götüren günlerdeki Demirel’den daha iyi bir sorumlu bulabilir miyiz?

Kendisiyle kişisel hiçbir hesabım yok elbette. Biliyorum ki şimdi otuz sayfalık bir açıklama da alacağım: Demirel Türkiye’ye ne hizmetler yaptı diye.

Belki bir bölümüne de itirazım olmayacak ama geçmişi tamamen unutmak da mümkün gelmiyor bana.