Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Ali Dibo’ların ömrü uzun olmaz

DEVLET bürokrasisi içinde yükselmeyi mesleki liyakate değil, siyasi görüşlere ve yaşam biçimlerine endeksleyen AKP iktidarının, kamu ihalelerinde de benzeri bir düzen kurduğunu gösteren bir haber dün Hürriyet’te manşetten yayımlandı.

Arkadaşımız Şükrü Küçükşahin’in haberi çok eski bir geleneğin, “İslamcı” iktidar döneminde de değişmediğini ortaya koyuyor.

Buna kısaca “devlet eliyle kendi zenginini yaratma” diyoruz.

Bunun küçük bir provası Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’daki belediye başkanlığı döneminde de yaşanmıştı.

Günümüzde AKP yanlısı medya kuruluşlarına da sahip olan bir grup, o dönemde belediye olanaklarıyla palazlandırıldı.

Demek ki o günler, bugünlere hazırlık için gerekli bir “staj” dönemiymiş.

Hatay’da kurulan ve yerel söyleyişle “Ali Dibo düzeni” adı verilen tezgáhın irili ufaklı örneklerini Türkiye’nin her yerinde bulabilirsiniz.

Ve bütün bu sürecin sonunda tıpkı ANAP döneminde olduğu gibi yeni bir zengin kesim yaratılmış olacağını da göreceğiz.

“ANAP zenginleri”nin çoğu, ANAP gibi batıp gittiler. Bakalım AKP gittiğinde, AKP zenginlerinden kaç tanesi eski varlığını koruyabilecek?

İstanbul’u cinler sarmış!

CİNLERE, büyülere inanır mısınız, bilmiyorum. Ben şahsen inanmam; ama bunu da o kadar yüksek sesle söylememeye gayret ederim. Ne olur, ne olmaz diye!

Bu hafta piyasaya çıkan Tempo Dergisi’nde yayımlanan “İstanbul Cin Haritası”na bakarken aklımdan yine aynı şeyi geçirdim: “İyi saatte olsunlar”ı kızdırmayalım!

Tempo’nun “cin alimleri” ile yaptığı görüşmelerin sonucu şöyle: Türkiye’de 300 milyon cin var ve bunların 72 milyonu İstanbul’da.

Dergideki haritaya baktım, iddialar doğru da olabilir!

Mesela bizim gazetenin bulunduğu İkitelli bölgesinde her dinden cin varmış. Bu cinler ağırlıklı olarak insanlarda “cinsel bağımlılık” yaratıyormuş. Gazetecilerin akıllarını cinsellikle bozmuş olmaları, bu cinlerin marifeti olmalı.

Başbakan’ın yeni evinin olduğu bölgedeki cinler, iletişim kurduklarında titreme ve evhama neden oluyorlarmış! Artık Başbakan’a da çok sık sinirlenip ağzını bozduğu için kızmayacağız demektir, onun kabahati değil çünkü, cinlerin marifeti!

Etiler ve Tarabya cinleri, insanları günaha teşvik ediyorlarmış ki bu gerçekten doğru olabilir!

Kadıköy cinleri ise “korku ve kulağa gaipten sesler gelme” gibi durumlara neden oluyorlarmış. “Burası Kadıköy, buradan çıkış yok” sloganı da sanırım bu cinlerden destek alıyor!

İşin şakası bir yana, Müslüman Türk kültürünün ilginç bir parçası olan cin inanışı ve cin çarpması gibi konularla ilgili enteresan bilgiler var bu haftaki Tempo’da. Meraklılarına duyurayım istedim.

’Kutulanmış yağmur’ yağdı!

BÖYLE maç sonuçlarını hiç sevmem. Ne kazanan sevinebiliyor, ne de tur atlayan.

Fenerbahçe ve Galatasaray gibi takımların birbirleriyle yaptığı maçların bir tek “galibi” olmalı.

Çarşamba gecesi “iki kazananı, iki kaybedeni” olan bir maç izledik.

Bu da futbolun bir cilvesiydi işte.

Ancak maç sırasında yaşananları futbolun neresine sığdırabiliriz, bunu bilemiyorum.

Şimdi merak ettiğim husus, Federasyon’un Ali Sami Yen’de yaşanan rezalete nasıl tepki göstereceği.

Ceza verilmezse anlayacağız ki, Diyarbakır seyircisi gibi sahaya girmediğimiz sürece rakip takımı terörize etmek için her yolu kullanabiliriz. Sahaya taş, su şişesi, elma, armut, portakal, saat, cep telefonu, bozuk para atabiliriz.

Bir maç saha kapatma ya da seyircisiz oynama gibi göstermelik bir ceza verilirse anlayacağız ki tadını kaçırmamak şartıyla sahaya yukarıdaki maddeleri yağdırmamızda bir sakınca olmaz. Hakemin maçın sonuna doğru yapacağı “maçı tatil ederim” tehdidine kadar saha bizimdir!

Federasyon, herkese ders olacak bir ceza verirse anlayacağız ki öyle sahaya su şişesi, bozuk para atarak rakibi terörize etmek cezasız kalmayacak. Bir maçı böyle kazanmanın bedeli, sonraki üç-dört haftayı seyircisiz oynamak olunca, kim buna cesaret edebilir?

Federasyon’un başında, sahaya atılan kaldırım taşını “Magnum mu sıkıldı” diye yorumlayan bir zat var. Bakalım Ali Sami Yen’deki su şişeleri için de “Ne var ki, bunlar kutulanmış yağmur” türünden bir yorum yapacak mı?