Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Allah’ın parmağı yok ki!

İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcılığı, Yapı ve Kredi Bankası’nın üç eski yöneticisi hakkında ’zimmet’ suçlaması ve 12 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı.

Dava açılan yöneticilerden biri de bankanın mali işlerden sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Selçuk Altun.

Davaya konu olan işlemlerin yapıldığı dönemde Altun, bankacılığının yanı sıra yazdığı romanlarla da gündeme gelmişti.

Bu romanlardan biri “Ku(r)şun Lezzeti” adını taşıyordu.

Altun bu romanında “iblis” olarak isimlendirdiği bir medya grubunun, Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki bir barı tehditle ele geçirmeye çalışması gibi “akla ziyan” bir öykü anlatıyordu.

Anlattığı sözüm ona “hayali” medya grubunun yöneticilerine taktığı isimlerle de günümüz medya dünyasının önde gelen gazetecilerine göndermeler yapıyordu.

“Patronunun verdiği sipariş üzerine yazıldığını” düşündüğüm bu romanın yazarı, şimdi patronunun emrettiği işleri yaptığı için “zimmet” suçlamasıyla yargılanacak.

“Allah’ın parmağı yok ki gözünü çıkarsın” deyişini işte bu yüzden çok seviyorum.

Nasrettin Hoca TMSF’nin başında!

TASARRUF Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), batık İktisat Bankası’nın hákim ortağı Erol Aksoy ile bir protokol imzaladı.

Buna göre Erol Aksoy, bankasının fona devrildiği günden beri biriken faizlerle birlikte 945 milyon dolar tutarındaki borcunu, 12 yılda ödeyecek.

TMSF, bu amaçla Aksoy’a ait şirketleri “çalışıp borcunu ödesin” diye Aksoy’a geri veriyor.

Şirketler çalışıp, iyi para eder hale geldiğinde de şirketler satılacak ve TMSF alacağını böylece tahsil edecek.

Biraz Nasrettin Hoca’nın “Dikenler büyüyecek, gelip geçen koyunların tüyleri bunlara takılacak, eğirip iplik yapıp, satıp borcumu ödeyeceğim” öyküsüne benziyor ama olsun.

TMSF açıklamasında, Aksoy’un “sahip olduğu tecrübe ve bilgi birikimiyle yaratacağı değerler ve sahip olduğu arsalar üzerinde geliştireceği gayrimenkul projelerinden sağlayacağı kaynaklardan” da söz ediliyor.

Gerçi, Aksoy’un bütün bunları bankasına el konulmadan önce neden yapamadığı da belirtilmemiş ama buna da “olsun” diyelim.

Merak ettiğim husus şu: Bu olanak neden öteki batık banka patronlarına, mesela Dinç Bilgin’e tanınmadı?

Dinç Bilgin’in “bilgi birikimi ve tecrübesi” daha mı azdı? Bilgin’in çok daha yüksek değer edebilecek gazeteleri ve televizyonu, neden açık artırma bile yapılmadan, kapalı kapılar arkasında satıldı?

Bir bilen varsa açıklasa da hepimiz öğrensek!

Hakan ve Hasan’a haksızlık etmeyin

PAZARTESİ gününden beri gazetelerin spor sayfalarını okurken gözlerime inanamadığımı söylemeliyim.

Beşiktaş Asbaşkanı Kıvanç Oktay, Tigana’dan, maçın ilk yarısında basit hatalar yaptığı için kaleci Cordoba’yı devre arasında değiştirmesini istemiş.

Lucescu da Beşiktaş’ın başındayken Cordoba’nın maç sattığından şüpheleniyormuş.

Galatasaray maçından sonra arkadaşlarının tepkisini çeken Cordoba ile yollar ayrılacakmış.

Haberler ve yorumlar bu minval üzerine sürüp gidiyor.

Kimse açıkça yazmıyor ama satır aralarında Cordoba’nın maçın son saniyelerindeki hatayı sanki bilerek yaptığı gibi bir izlenim yayılıyor.

Bu haberleri okurken “insaf” dedim, “Bir kaleci maçı satacaksa, son 20 saniyeyi mi bekler?”

Kafalarımız komplo teorileri ve kuyruğu birbirine dolaşmayan tilkilerle o kadar dolu ki bu basit soruyu bile sormuyor kimse.

Ve en önemlisi Galatasaray’ın golünde Hakan’ın “santrforluk dersi” olarak tanımlanabilecek kafa pasını, Hasan Kabze’nin hareketli topa mükemmel vuruşunu kimse konuşmuyor.

Sadece şeytanlığa çalışan kafalar bu iki futbolcunun emeklerine de saygısızlık ediyorlar.