Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu devenin neresini düzeltelim?

Evinizde ya da işyerinizde huzur içinde oturabileceğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz.
Artık öyle bir şey söz konusu değil, polisler kapınıza her an dayanabilirler, haberiniz olsun.
Sizi sevmeyen birisi polis ihbar hattını arayıp mesela “kaçakçı” olduğunuzu ihbar edebilir.
Bunun sonucunda da polisler kapınıza dayanabilir, kimliklerini görmek isterseniz “kapıyı aç da öyle gösterelim” diyebilirler, eğer yaşadığınız yerin mülki amirini tanımıyorsanız ya da sizi koruyacak özel birileri yoksa kapınızı kırıp içeri bile girebilirler.
Bunların hepsi yaşandı.
HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın adresi verilerek polise “akaryakıt kaçakçılığı” ihbarı yapıldı ve polisler de kapıya dayandı!
Demirtaş, polislere tepki göstererek evine girip arama yapamayacaklarını söyledi.
Polisler ısrarcıydı, bunun üzerine durumdan haberdar edilen Diyarbakır Valisi devreye girdi ve polislere Demirtaş’ın kapısının önünden ayrılmaları talimatı verdi.
Israrla eve girmeye çalışan 6 polis, Vali Aksoy’un talimatıyla siteden ayrıldı.
Emniyet polislerin adresi yanlış aldıkları için “sehven” Demirtaş’ın evine baskına gittiklerini açıkladı.
Kanunlar, Anayasa temel haklarımızı garanti altına almış güya ama hiç önemi yok, çünkü bu ülke artık bir polis devleti.
İhbarı alıyor, inceleme – araştırma – soruşturmaya gerek görmeden kapınızı çalıyor.
“Kimlik göster” derseniz “aç kapıyı öyle göstereyim” diyor, kapıyı açtığınızda size bir omuz atıp içeri girmeyeceklerinin garantisi yok.
Savcıdan, mahkemeden arama izni vs. alma ihtiyacı da duymuyor.
Ve Emniyet’in gerekçesi: “Sehven oldu”!
Bu “sehven”in neresini düzeltelim, bilemiyorum!
——————————–
Cumhurbaşkanının suç işleme özgürlüğü
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim mitingleri yapmasının YSK’ya şikayet edilmesi üzerine şunu söyledi:
“YSK’ya şikayet ediyorlar, ‘Cumhurbaşkanı’nı yasaklayın, meydanlara çıkmasın’.
Bunlar Anayasa’yı da bilmiyorlar. Anayasa’yı açıp okuyun, acaba Cumhurbaşkanı nerede suç işler? Cumhurbaşkanı’nın vatana ihanetten başka suçu yoktur.”
Evet, Anayasa’da böyle yazıyor, Cumhurbaşkanları işlemlerinden sorumlu tutulamaz, vatana ihanetten başka bir suçlama ile de yargılanamaz.
Çünkü, bu Anayasa, Kenan Evren için bu şekilde yazılmıştı ki Cumhurbaşkanlığı dönemiyle ilgili olarak suçlanamasın.
Cumhurbaşkanlarının “sorumsuzluğu” konusu, “sorumsuzca davranmak” ile karıştırılmamalıdır.
Bu ikisi ayrı şeylerdir.
Çünkü varsayılır ki Cumhurbaşkanı seçilip, tarafsızlığı için namusu ve şerefi üzerine yemin eden bir kişi, yeminini çiğnemez.
Ama işte görüyorsunuz ki Erdoğan seçildi ve Anayasa’yı açıkça çiğnemekte bir sakınca görmüyor.
Her gün seçim mitingi yapıyor, tarafsızlık yeminini yırtıp attı.
Yarın başka suçlar da işleyebileceğine inanıyor, “kimse bana dokunamaz” diye düşünüyor.
Evet kimse ona dokunamaz ama bu davranışıyla çok önemli bir kurumu tahrip ediyor, saygınlığına gölge düşürüyor.
YSK, elbette Cumhurbaşkanı’nın bu yaptıklarını engelleyecek yetkilere sahip değil.
Ama YSK da şunu unutmamalı ki “seçimlerin adil, eşit ve güven içinde yapılmasından sorumlu” makam da kendisidir.
Cumhurbaşkanı’nın seçim mitinglerini her gün canlı yayınlayan kanallar, bunu ihlal ediyorlar ve YSK’nın bunu önleme yetkisi de var, görevi de var!
YSK görevinin gereklerini yerine getirmelidir.
———————————
Hediye ayakkabı meselesi
Geçenlerde İstanbul’daki bir toplantıdan çıkarken Başbakan Ahmet Davutoğlu’na bir ayakkabı hediye edildi.
Özel yapım bir ayakkabıymış, Davutoğlu’nun ayakkabıcı olan dedesinin yaptığı ve uzun yıllar giydiği bir modelmiş.
Başbakan “prensip olarak hediye kabul etmiyorum” diyerek ayakkabıyı iade etti.
Alışık olmadığımız, güzel bir davranış!
Senelerdir Suudi Kralının hediyeleri ne oldu diye sordum burada, hala bir yanıt alabilmiş değiliz, alma ihtimalimiz de asla yok gibi görünüyor.
Başbakan, hediyeyi kabul etmiş olsaydı, “ayağında paralansın” derdik, ama korkarım ki şimdi “başında paralanacak”!
Cumhurbaşkanı bu duruma sinirlenebilir, “ibreti alem için” Mercedes’ini iade etmek isteyen Diyanet İşleri Başkanı’nı eleştirmişti.
Şöyle diyebilir: “Eyyy Davutoğlu, sen ne demek istiyorsun, amacın nedir, neden gelen hediyeyi geri çeviriyorsun, bir şey mi ima ediyorsun?”
Diliyorum ki bunlar olmasın, Davutoğlu’nun başına bir iş gelmesin.
Tabii ayakkabıyı hediye etmek isteyenin cesaretine de hayran olduğumu söyleyeyim.
Rüşvet paralarının ayakkabı kutularında taşındığı, evlerde ayakkabı kutularına istiflenerek saklandığı bir ülkede, hem de Başbakan’a ayakkabı hediye etmek de neyin nesi?
İnsanı “bu bir şey ima ediyor, paralelci” diye suçlarlar, Sulh Ceza Hakimi’nin karşısına çıkarıverirler.
Onu da Allah korumuş olmalı!
——————————————–