Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Bu ülkede işkence önlenemez

BAKIRKÖY pazarına öğretmen eşi ve iki yaşındaki kızı ile birlikte gelen bir kadının “yankesici” zannedilerek gözaltına alınması ve daha sonra kadının karakolda işkence ve kötü muamele görmesi ile ilgili olarak açılan davanın sonuçlandığını dün Hürriyet’te okudum.

Gözaltına alınan kadına karakolda dayak atıldığı, serbest bırakılmasından sonra aldığı hastane raporundan anlaşılıyor.
Savcılık kadını karakolda darp eden kadın polis için “işkence” suçundan 12 yıl hapis istemiş. Olaya tanık olduğu halde yaşananları üstlerine bildirmeyen bir polis memuru için de “görevi kötüye kullanma” suçundan 2 yıla kadar hapis cezası istenmiş.
Mahkeme, işkence yaptığı iddia edilen kadın polisi “adam yaralama” suçundan 12 ay, “zincirleme hakaret” suçundan da 6 ay hapse mahkûm etmiş. Görevi kötüye kullanmaktan yargılanan polis de 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmış. Polisler “hükmün açıklanması ertelendiği için” hapis yatmayacaklar.
Hatırlarsınız, gözaltına sağlam giren ve sonra gözaltındayken burnu kırılan protestocu öğrenciyi döven polisler için de “adam yaralama” suçundan dava açılmıştı. Çünkü adam yaralamanın cezası, işkencenin cezasından daha az.
Türkiye, yıllardır işkence ve kötü muamele ile mücadele ediyor. Bunun için karakollara kameralar bile konuldu, bu suçun cezaları arttırıldı.
Ama sonunda iş gelip uygulamaya dayanıyor ve işkenceyi, kötü muameleyi alışkanlık haline getirenler önce amirlerince, sonra da mahkemelerce adeta korunuyorlar.
Adalet sistemimiz özgürlükleri geliştirici yorumlara yüz vermediği gibi, işkence ve kötü muamele suçlarına da suçu işleyenler sırf devlet memuru oldukları için daha anlayışlı yaklaşıyor.
Böyle olduğu için de bu memlekette işkence ve kötü muamelenin önü bir türlü kesilemiyor!

Bahattin Şeker 28 Şubat kurbanı mı?

28 Şubat süreci ile ilgili olarak başlatılan ve sadece gazetecileri hedefine koymuş gibi görünen kampanya olanca şiddetiyle sürüyor. Bunu yapanlar Türk halkının hafızasının zayıflığına da güveniyorlar elbette.
Bu vesileyle ortaya atılan iddialardan biri de zamanın Gençlik ve Spor Bakanı Bahattin Şeker’in “şantaj” kurbanı olması!
Güya Bahattin Şeker, Doğan Grubu’na maç yayın ihalesini vermek istemediği için medya tarafından linç edilmiş!
Önce şunu hatırlatayım: Maç yayını ihaleleri ile bakanlığın bir ilgisi yok, çünkü bu ihaleleri ilk günden beri futbol maçlarının sahibi olan ve bir “özel tüzel kişilik” olan “özerk” Futbol Federasyonu yapıyor!
Gelelim Şeker’in öyküsüne:
Bahattin Şeker’in bir süre yurtdışında çalıştığı için bedelli askerlikten yararlandığı biliniyordu. Ancak seçim bölgesi Bilecik’ten gelen ihbarlar bu yurtdışında çalışma meselesinin gerçek olmadığı yönündeydi.
Nitekim Uğur Dündar ve Arena ekibi bu işin peşine düştü ve Şeker’in Ürdün’de “terzi çıraklığı” yaptığı iddia edilen dönemde aslında Türkiye’de bulunduğunu kanıtladı ve Şeker bu nedenle askeri mahkemeye verildi.
Uğur Dündar ve arkadaşlarının yaptığı bu iş dünyanın her yerinde gazetecilik ödülü alırdı burada ise şimdi bir kişisel linç vesilesi haline getirilmek isteniyor.
Bahattin Şeker olayında gerçek budur: Maç yayını ihalesini yapacak yetkisi zaten yoktu, askerden kaçmak için sahte evraklardan yararlandı ve vatandaşlarına yalan söyledi! Yalanı ortaya çıkan siyasetçinin üzerinden 28 Şubat intikamı peşinde koşmak da bugünün jurnalcilerine kalıyor!

Bu küçük işlere ben bakarım!

“BENİM adım ebruli” diye bir şarkı var, çok severim. Ezginin Günlüğü grubunun ve Yaşar’ın yorumlarıyla eminim ki sizler de en az bir kere dinlemişsinizdir, bir aralar radyolarda çok çalardı.
Şarkının bir yerinde “bu küçük işlere ben bakarım” diye bir söz var.
Her pazartesi günü burada bazı sorular soruyorum ama devlet büyüklerimiz ilgilenip de bu sorulara yanıt vermiyorlar. Büyüklerin bakmadığı bu küçük işlere ben bakıyorum çaresiz, dilimde “benim adım ebruli” ile!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KPSS sorularının çalınmasından sonra MİT Müsteşarı’nı ve Emniyet Genel Müdürü’nü makamına çağırdı ve “tez bunları yapanları yakalayın, dosyalarını da önce bana getirin” dedi.
O gün bugündür tık yok! Devletin iki önemli kurumu, ellerinde her türlü olanak varken bu işi yapanları yakalayamadı. Acaba neden? Bu organize suç örgütünün adalete yakayı kaptırmamış olmasının nedeni birileri tarafından korunuyor olması mı?
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast düzenleyecekleri iddia edilen bazı subaylar yakalandılar ve sorgularından sonra serbest bırakıldılar. Bu soruşturma çerçevesinde ordunun “kozmik odası” bile arandı ama ortada hâlâ bir gelişme yok. Bu soruşturma ne oldu? Arınç’a suikast yapacakları iddia edilenler kimler tarafından korunuyor? Yoksa suikast girişimi o günlerdeki başka hesaplar için uydurulmuş bir haber mi?
Suudi Arabistan Kralı’nın ziyaret ettiği ülkelerin liderlerinin eşlerine pahalı mücevherler armağan ettiği bilinen bir gerçek. Kralın Türkiye ziyaretinden sonra bizde de böyle armağanlar dağıtıp dağıtmadığını sormuştum, hâlâ yanıt alamadım.
Bildiğiniz gibi böyle armağanların 15 gün içinde beyan edilmesi ve armağanların hazineye devredilmesi gerekiyor. Şu ana kadar böyle bir beyan da yapılmadı, böyle bir armağanın verilmediğine ilişkin bir açıklama da! Yine soralım: Suudi Arabistan Kralı Türkiye’de, kime ne hediye etti?
Deniz Feneri soyguncuları Almanya’da mahkûm edilirlerken mahkeme asıl faillerin Türkiye’de olduğuna dikkat çekmişti. Bununla ilgili soruşturmayı yürüten savcılar görevden alındı. İddianamenin yazım aşamasında yapılan bu değişiklikten sonra soruşturma ile ilgili her hangi bir bilgi sahibi de olamadık. Deniz Feneri soygunu ört bas edilmek mi isteniyor?