Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Buna ‘demokratik devrim’ denmez

KOZMİK oda”da mahkeme kararıyla aramalar başladığından beri en çok duyduğum sözlerden biri de bunun bir “devrim” olduğu!

Bizde âdet böyledir. “Devrim” gibi büyülü bir söz söyleyince peşine takılanı da çok olur.

Nitekim iktidar sözcülerinin imalarında, yandaş medyanın köşelerinde tekrarlanıp duruyor.

Askeri darbeler ile başı çokça belaya girmiş bir ülkenin, “askere de hukuk uygulanabiliyor” olmasından yola çıkarak bundan “Demokratik bir devrim yapılıyor” sonucunu çıkarması aslında yadırganmamalı.

Ancak önemli bir sorun da var ki bunun arkasında demokratik bir dönüşüm planı yok!

Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, bunu “demokratlığından” değil, “kendi iktidar alanını genişletme kaygısından” hareketle yapıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “demokrat”lığının ölçüsünü anlamak için neler yaptığına, söylediğine bakmak yeterli oysa.

“Tek sesli medya” istiyor. Uymayanı, muhalif seslere yer vereni elindeki devlet gücü ile sindirmek, yok etmek için her şeyi yapmaya hazır ve yapıyor. Eczacılar haklarını aramak için direniş mi yaptı? Yanıtı hazır: Marketlerde ilaç satışını serbest bırakırım, aklınızı başınıza toplayın! Özelleştirmelerde mağdur edilen işçiler direniyor mu? Polis copuyla, gaz bombasıyla onlara hadlerini bildiriyor ve Başbakan bundan hiçbir rahatsızlık duymuyor.

Önüne geleni azarlıyor, aykırı sesleri duymak istemiyor. “Ananı da al git” sözünü siyasi literatürümüze sokan da ondan başkası değil.

Böyle bir bakıştan “demokrasi” çıkmaz. Çıksa çıksa “tek parti diktatörlüğü” çıkar!


Bu tasarı çok önemli

BU hafta TBMM Komisyonu’nda görüşülecek olan yeni Hal Yasası tasarısı, Türkiye’de uzun süredir ihmal edilen önemli bir sorunu çözecek diye düşünüyorum.

Elbette yasa tasarısının komisyonda ve TBMM Genel Kurulu’nda ne şekil alabileceğini şimdiden kestirebilmek olanaksız.

Ancak, kamuoyunun dikkati bu yasa tasarısı üzerinde olmalı ki halkın sağlığı ve gıda güvenliği günlük küçük oy hesaplarına kurban gitmesin!

Tasarı, tarımsal üretimin her aşamasında yapılan gübreleme, ilaçlama, sulama gibi faaliyetlerin kayıt altına alınmasını öngörüyor.

Türkiye’de üretilen sebze ve meyvelerin bir bölümü bu konudaki standartlara uyulmadan soframıza geliyor.

Sebze ve meyvelerde sağlığa zararlı ilaç kalıntılarının, hatalı gübre ve hormon kullanımının bulunduğunu ancak ihracat yapılan ülkelerdeki sonuçlardan öğrenebiliyoruz.

Bununla ilgili yasal mevzuat yetersiz olduğu gibi, bunu denetleyebilecek kurumların elindeki olanaklar da yok seviyesinde.

Hükümet bugüne kadar önem derecesi böyle yüksek konularda çok harekete geçti ama bir yandan oy kaygısı diğer yandan meselenin milletvekilleri tarafından yeterince algılanamaması hep geri adımlarla neticelendi.

Dileyelim ki bu sefer de böyle olmasın.


Cep telefonuma
özgürlük istiyorum!

CEP telefonuma yerli yersiz gönderilen reklam ve propaganda mesajları ile kendimce mücadele ettim.

Bununla ilgili olarak Telekomünikasyon Kurumu’nu uyaran yazılar yazdım, abonesi olduğum operatöre şikâyetlerde bulundum. Ama hiçbir sonuç elde edemedim.

Şikâyetlerim üzerine mesajlar kesilir gibi oldu, iki ay geçmeden yine eski tas eski hamam!

Dün Hürriyet’in haberinde okuduğuma göre bundan sonra izinsiz e-posta ve kısa mesaj gönderenlere 10 bin liradan 100 bin liraya kadar idari para cezası uygulanmasını öngören yasa değişikliği hazırlanıyor.

Bunun vakit geçirilmeden yasalaşmasında yarar var.

Cep telefonuna bu tür mesaj gelmesini istemeyenleri koruyacak nitelikte bir düzenleme gerekli.

Yani, “Bana mesaj göndermeyin” diye benim bir yerlere başvurmam gerekmemeli.

Yasak herkes için uygulanmalı. Eğer bu tür mesajlar almak isteyenler var ise onların başvuruları üzerine hatları toplu SMS gönderimlerine açılmalı ki vatandaş yine bürokrasinin kurbanı olmasın!