Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Çocukları sokaktan kurtarın!

BAZI konular var ki her sene bir ya da iki kere yazabilmek mümkün. İnsanda “Suya yazıyorum” duygusu uyandırıyor ama yine de yazmadan geçilemiyor.

Bu yıl ÖSS sınavından sonra bir yüksek öğretim programına yazılmak için tercih yapma hakkına sahip olan öğrencilerin sayısı 1.5 milyona yakındı. Bunların yaklaşık bir milyonu tercih yaptı.

Toplam 617 bin öğrencinin bir programa yerleştirilmesi için yeterli kontenjan vardı.

Ve öğrenci sayısından az olan bu kontenjanların bir bölümü doldurulamadı.

Devlet üniversitelerinde bile 46 bin boş kontenjan var.

Vakıf üniversitelerinde ise 28 bin sandalye boş kaldı.

Toplam 88 bin öğrencilik kontenjan, sistemin özellikleri nedeniyle boş kaldı. Yani 88 bin öğrenciyi okutabilecek yer var, ama bu yerler doldurulamıyor.

Denilebilir ki “vakıf üniversiteleri paralı, onun için dolmuyor”. Çok doğru bir durum değil. Şu anda bu okullarda okuyan öğrencilerin önemli bölümü değişik oranlarda burs ile okuyorlar. Bazı vakıf üniversitelerinde burslu öğrenci oranı yüzde ellileri geçiyor. Ama bu durum bile yeterince anlatılamadığı için öğrenciler parasını ödeyemem endişesi ile boşta gezmek zorunda kalıyorlar.

Kıbrıs için durum daha da vahim.

16 binden fazla kontenjanın ancak 4 bini dolmuş durumda. Bu Kıbrıs’ın zaten kırılgan ekonomisi için felaket demek ve seyretmeyip, bir şeyler yapılmasını gerektiren bir durum.

YÖK’ün bu tabloyu değiştirmek ve okumak isteyenlerin bir programa yazılmalarını sağlayabilmek için acilen yeni bir düzenleme yapması gerekiyor.

88 bin genci sokaklardan kurtarmak için bir şeyler yapın!

 

Sanayi Bakanı’na teşekkürlerimle

 

SANAYİ ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, resmi yazışmaların sonuna eklenen “arz ederim” ifadesinin kaldırılmasını istedi.

Bugüne kadar bu konuda da çok yazdım.

Bu ifade, vatandaşı, kendi hizmetinde olması gereken devlet memurlarının astı haline getiren bir sembol.

Daha işin en başında vatandaşı, amirinden bir lütuf bekleyen insan konumuna düşürüyor.

Medeni bir demokraside vatandaş, ödediği vergi ile devlet hizmetlerini finanse ediyor ve bunun karşılığında iyi hizmet almayı talep etmesi hakkı.

Bunun için “arz ederim” gibi askeri yazışmaları hatırlatan bir kalıbın kullanılması, bu hakkın talebi ile ilgili olarak da vatandaş üzerinde kurulmuş psikolojik bir baskı olarak görülmeli.

Sanayi Bakanı’nı bu kararı nedeniyle kutluyorum, bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum.

Bu uygulamayı ilk başlatan siyasetçi olarak, bunun bütün devlet kademesine yansıtılması için çalışmak görevi de elbette ona düşüyor.

Bir Bakanlar Kurulu toplantısında bunu arkadaşlarına da anlatarak, uygulamanın bütün devlete yayılmasını sağlaması gerekiyor.

 

Çok acele yavaşlayın!

 

ŞİMDİ moda “acele yavaşlamak” imiş! Bunu Ece Şirin’in İnfomag dergisinde yayımlanan bir yazısından öğrendim.

Zamanın en değerli şey olduğunu, hızlı davranmak gerektiğini, zaten günümüzün teknolojik gelişmelerinin daha hızlı bir yaşam için yapıldığını öğrenmiştik. Ve buna göre davranıyorduk.

Yazıdan öğreniyorum ki artık bunun modası geçmiş: Öze dönmek gerekiyormuş. Basit olan en iyisi imiş!

Bu yeni eğilimin özü mutluluk arayışı! Mutluluk da insanın kendisini “gerçekleştirmesi” ile yakalanabiliyor.

Yazıda Maslow’un bu “gerçekleştirmenin” nasıl yapılacağına ilişkin önerileri de var. Şöyle:

1- Her şeyi bir çocuk gibi coşku ile karşılayın, işinizi öyle yapın, öyle yaşayın.

2- Yapmak istedikleriniz için hayal kurun.

3- Basmakalıp ve çok denendiği için güvenilir görünen yolları terk edin, kendinize yeni yollar arayın.

4- Çoğunluğa değil, kendi iç sesinize kulak verin.

5- Kendinizi içine hapsettiğiniz kalıpların neler olduğunu bulun ve onları kırın.

6- Kendinize inanın ve dürüst olun.

7- İçinde yaşadığınız çevrenin sorumluluğunu üzerinize almaya çekinmeyin.

Birçok okuyucunun “kolaysa sen yap bunları” dediğini duyar gibiyim.

Doğrusunu isterseniz kolay olmadığının farkındayım.

Ama bugüne kadar gerçek mutluluğu bulmak için bir sürü yol denedik, işe çok fazla da yaramadı. Bir de bunu denesek ne zararı var?