Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

‘Darbe’ yapılacağını neden anlayamadılar?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişiminin “kontrollü” olduğunu söyledi ve elinde bunu kanıtlayacak bilgiler–belgeler bulunduğunu ekledi.

Dün de yazdım, bunu kanıtlayacak belge ve bilgi varsa, bir muhalefet partisi lideri bunu ortaya çıkarmak için beklemez.
Nitekim, Cumhurbaşkanı ve Başbakan, referandum kampanyasında Kılıçdaroğlu’nun bu iddiasını sık sık kullanmaya başladılar.
Kılıçdaroğlu’nun daha sonraki açıklamalarından anlıyorum ki sözünü ettiği bilgi–belgeler aslında yok. Olaylara bakarak çıkarımlar yapıyor ve bu sonuca ulaşıyor.
Darbenin kontrollü olup olmadığını ortaya çıkarmak elbette iddia sahibinin işi olmalıdır.
Ancak böyle olması, darbenin neden önlenemediği sorusunu da ortadan kaldırmıyor.
Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı, darbe ihbarının alındığı saatten itibaren bazı şeyleri eksik yaptılar. Ya yapmayı akıl edemediler ya da bilerek yapmadılar!
Hangisi doğru olursa olsun bir darbe girişimiyle sonuçlanmış yetersizlik söz konusu.
Darbe girişiminden sonra verilen ifadelerden öğreniyoruz ki (Orgeneral Ümit Dündar ve Tümgeneral Zekai Aksakallı’ın ifadeleri) Genelkurmay Başkanı bazı emirler daha verseymiş, girişimi en başından bastırabilirmiş.
Aynı durum MİT Müsteşarı için de söz konusu.
Bir asker MİT’e kadar gelip gece helikopterlerle evinden “alınacağını” ihbar ediyor ama o bunun bir darbe girişimi olduğunu anlamıyor!
İşi istihbarat toplamak ve değerlendirmek olan bir devlet kurumunun başındaki kişinin bunu anlayamamış olması önemli bir zaaf değil mi?
Üstelik, bu ihbarı zamanında Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile de paylaşmıyor. Nasıl bir kendine güven bu?
Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı bu işin bir darbe girişimiyle sonuçlanacağını anlayamadılar mı?
Böyle anlamadılarsa ne olacağını zannettiler?
15 Temmuz darbe girişiminin ardında, önünde nelerin olup bittiğini tam olarak öğrenebilmemiz için bu iki devlet memurunun sorgulanması gerekiyor.
Ama buna ne TBMM Araştırma Komisyonu teşebbüs etti, ne de buna cesaret eden bir savcı çıktı.
BİNBAŞI H.A.???
DARBE girişimini ihbar eden Binbaşı H.A.’nın kim olduğu da hâlâ bir sır.
Aslına bakarsanız kendisi darbeyi önleyen kahraman subaylardan biri olarak anılmalı ama nedense kimliği ısrarla gizli tutuluyor.
Neden?
Eğer Binbaşı’nın kimliğinin açıklanmasının kişisel güvenliği için sorun yaratacağı düşünülüyorsa çok saçma.
Kara Havacılık’ta helikopter pilotu olarak görevli kaç Binbaşı H.A. olabilir ki?
Dolayısıyla eğer hâlâ orduda kaldılarsa, darbeciler için bu kimliği bulmak işten bile değil.
O zaman Binbaşı H.A.’nın kim olduğu neden halktan saklanıyor?
SORUN YOK DİYE İNANACAKSIN!
CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın “pragmatik” bir siyasi kişiliği olduğunu biliyoruz.

22 Aralık 2002.
“Sorun var diye inanmayacaksın. Yok diye inanacaksın. Sorun var diye inanırsan sorun olur. Sorun yok dersen, sorun ortadan kalkar. Biz böyle bir sorun yok diyoruz.”
12 Ağustos 2005.
“Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur. Anayasal düzen dahilinde her sorunu daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku, daha çok refahla çözeceğiz. Her ülkede geçmişte hatalar yapılmıştır. Geçmişte yapılan hataları yok saymak büyük devletlere asla yakışmaz. Büyük devlet, güçlü millet kendisi ile yüzleşerek, hatalarını ve günahlarını masaya yatırarak geleceğe yürüme güvenine sahip millet ve devlettir.”
21 Şubat 2009.
“Buna ister Kürt sorunu deyin, ister Güneydoğu sorunu deyin, ister Doğu sorunu deyin, isterse son olarak yine adlandırdığımız Kürt açılımı diyelim. Ne dersek diyelim bunun üzerinde bir çalışmayı başlattık.” (“Çalışmayı başlattık” dediği Oslo süreci olarak bilinen MİT–PKK görüşmeleri olmalı.)
1 Haziran 2011.
“Benim için ne Türk milliyetçiliği var, ne Kürt milliyetçiliği var. Hepsi benim kardeşimdir, canımdır, bizim farkımız bu. Ama bunlar ne diyor, soruyorum, benim Kürt kardeşimin hangi sorununu çözdüler soruyorum sizlere. (…) Bunlar Kürtlerin dini Zerdüştlüktür diyenler, İslam kılıç zoruyla Kürtlere kabul ettirildi diyenler. Ret politikalarını da, inkârı da, asimilasyon politikalarını da bilirim.”
16 Kasım 2013.
Diyarbakır’daki mitingde Mesud Barzani, Şiwan Perwer ve İbrahim Tatlıses de Erdoğan ile birlikteydi. İlk kez bu mitingde “Kürdistan” kelimesini kullandı.
“Sadece yol arkadaşı değil, kader arkadaşıyız. Biz pazara kadar değil mezara kadar, mahşere kadar biriz, beraberiz. Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını, 76 milyonun kucaklaştığını birlikte yeni Türkiye olduklarını göreceğiz.”
26 Temmuz 2014.
“Şahsıma vereceğiniz her oy çözüm sürecine katkı olacaktır.”
15 Mart 2015.
“Şimdi varsa yoksa bakıyorsun Kürt sorunu. Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok. Neyin eksik senin?”
NOT: Hakkı Özdal’ın, “Erdoğan’ın Diyarbakır karnesi: Kardeşim ne Kürt sorunu ya!” başlıklı yazısı www.gazeteduvar.com.tr sitesinde yayımlandı. Ben de o yazıdaki alıntılardan yararlandım.