Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Eğitim her engeli aşarmış!

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’ün de desteklediği “Eğitim her engeli aşar” isimli kampanyanın tanıtımı Çankaya Köşkü’nde yapıldı.

Dünkü gazetelerde bu törende çekilmiş bir fotoğraf vardı. Baktım Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, pişkin bir gülümseme ile başköşede oturuyor.

Onu görünce kampanyanın adını şöyle değiştirmeyi düşündüm: “Eğitim her engeli aşar? Hüseyin Çelik’i asla!

Utanma duygusuna sahip olmak bir erdemdir. Utanma duygunuz varsa, yaptığınız hatalardan ders alırsınız. Ama belli ki Allah bu duyguyu herkese eşit olarak dağıtmamış. Alalım Hüseyin Çelik’i: Onun yönettiği bakanlık, bir emirname yayınladı ve “engelli çocukların bu yıldan itibaren yabancı dille eğitim yapan okulların sınavlarına bile giremeyeceğine” karar verdi.

Bu okullarda engelli çocukların okumalarına olanak verecek bina vs gibi koşulların uygun olmaması gerekçe olarak gösterildi.

Bunun “utanmazca söylenmiş bir yalan” olduğunu bu köşede yazdım. Bu okullarda bugüne kadar birçok engelli çocuk okudu ve bir sorun çıkmadı. Milli Eğitim Bakanlığı engelli çocuklara karşı yapılan bu yüz kızartıcı ayrımcılığı düzeltmek için kılını kıpırdatmadı.

Bu köşeden “çocuklar için ağladığını gördüğümüz” Emine Erdoğan’a seslendim. Ses seda çıkmadı. Şimdi Hayrünnisa Hanım, engelli çocukların eğitimleri konusuna eğildiğine göre belki ondan bir yardım eli uzanır diye düşündüm. Elbette, törende hemen yanında oturan ve o şişman, gözlüklü zatı alt etmeyi başarabilirse!

Söz veriyorum, bu sorunu çözsün, Kral’ın hediyelerini bir daha sormayacağım!

Diyanet de takiye yaparsa!

HAZRETİ Muhammed’in doğum günü için düzenlenen “Kutlu Doğum Haftası” kutlamaları başladı.

Bu, Türkiye’de miladi takvime göre yapılan tek dini kutlama.

Bunun dışındaki ramazanı, üç ayları, dini bayramları, kandilleri ve başka özel günleri kameri – hicri takvime göre kutluyoruz.

Bu nedenle Hazreti Muhammed’in doğumu da iki kere kutlanıyor zaten. Denebilir ki, “Ne zararı var?” Evet, bence de bir zararı yok, isteyen her gün de kutlayabilir!

Ancak, Hazreti Muhammed gibi ulvi bir kişiliğin, günümüzün siyasi tartışmalarına alet edilmesine itirazım var.

Bu kutlamaların getirilip, tam da TBMM’nin kuruluşunun kutlandığı Ulusal Egemenlik Haftası’nın içine konulması bir tesadüf değil.

Tıpkı otomobillerin camlarına yapıştırılan “Hákimiyet Allah’ındır” çıkartmalarının, “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir” sözüne nazire yapmak için kullanılmasının bir tesadüf olmadığı gibi!

Kutlu Doğum Haftası’nın okullarda kutlanması ile ilgili tartışmalara yanıt veren Diyanet İşleri Başkanlığı, “okullarda kutlama yapmak için bir talimat vermedik” diyor.

Oysa tüm ülke biliyor ki müftülükler ve valilikler? kaymakamlıklar el ele vererek bu kutlamaları yapıyorlar. Bu da takiyenin Diyanet’e uydurulmuş hali olsa gerek!

Diyanet İşleri Başkanı, saygın bir din adamı. Bir gün yatsıyı kıldıktan sonra, vicdanıyla baş başa kaldığında kendisine bir sorsun:

İslám Peygamberi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve egemenliğin millete geçişinin sembolü olan bir günün rakibi midir?

’NATO’ya bir imam hatipli’ yalan oldu!

Eskİ Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne getirilmesine izin veren Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın şu kazanımları elde ettiğini iddia ediyordu:

1 – Rasmussen, karikatür krizi sırasında Müslümanlara karşı takındığı tutum nedeniyle özür dileyecek.

2 – Danimarka, PKK’nın yayın organı Roj Tv’yi kapatacak.

3 – NATO’nun genel sekreter yardımcılıklarından biri Türkiye’ye verilecek.

İlk ikisinin bir palavradan ibaret olduğunu anlamamız için çok beklememiz gerekmedi.

Şimdi ortaya çıkıyor ki, “NATO genel sekreter yardımcılığına bir imam hatipli oturtmak hayali” de öyleymiş.

Bir Başbakan, ileride ortaya çıkacağını bile bile böyle üç tane palavrayı arka arkaya söyleyebilir mi?

Yanıtım, olumsuz. Söyleyemez, Erdoğan da dáhil!

Ama çevresine topladığı, hepsi yüreğinde Allah korkusu taşıdığını iddia eden, beş vakit namazlarını kaçırmayan, yalan söylemenin ciddi bir günah olduğunu bilen danışmanları belli ki söyleyebiliyorlar!

Şimdi Başbakan’a düşen bir görev var. NATO pazarlıklarının sürdüğü sırada gazetecilere bu palavraları sıkan kimdi? Onu bulsun ve kulağından tuttuğu gibi kapının önüne koysun.

Ona şöyle desin: “Sen bir Başbakan’ı yalancı konumuna düşürmeye nasıl cesaret edersin?”