Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Gözlerden kaçırılmak istenen bir iktidar savaşı

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılmasıyla ilgili olarak en sonunda konuştu ve “Seçilmişi atanmışa kul etmeyiz” dedi!

Bunu söylerken “Kimse kriz duasına çıkmasın, ellerini ovuşturmasın” demeyi de ihmal etmedi. “Münferit hadiseleri abartanlar, kışkırtanlar, farklı mecralara sevk etmek isteyenler mahcup olacaklar” diye de ekledi.
“Ülkenin aydınlarını, yazarlarını, medyasını, özellikle de siyasetçilerini sağduyulu ve sorumlu davranmaya” davet etmeyi de ihmal etmedi.
İnsanın kafası karışıyor haliyle.
“Cemaat” ile “AKP hükümeti” arasında bir çekişme olmadığı ima ediliyor ama herkes bir yandan da “sorumluluğa” çağrılıyor.
“Seçilmişleri atanmışlara kul etmemekten” söz ediliyor, demek ki MİT Müsteşarı da seçimle iş başına gelmiş, haberimiz yok!
Açıkça görülüyor ki Başbakan da MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılmasını kendisine yönelik bir hareket olarak algılıyor.
“Seçilmişler” derken aslında bir tek “seçilmiş” olduğunun o da farkında ve iktidar alanının şu ya da bu nedenle daraltılmak istendiğini görüyor.Ama artık bu “cemaat” nasıl bir güçse doğrudan ve açık bir şekilde onunla mücadeleye girmek yerine ortada bir şey yokmuş gibi davranmaya gayret ediyor.
Bir yandan da İstanbul Emniyeti’nde “tayin rüzgârı” da giderek güçleniyor. Şube müdürleri, yardımcıları yetmedi, şimdi de aynı şubelerden 700 polis “şark hizmetine” gönderiliyor.
Meğerse bu da “olağan bir durummuş”, Emniyet Müdürü öyle söylüyor!
Neresinden bakarsanız bakın, Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar bu iktidar mücadelesinin süreceğini görebilirsiniz.
Bizim bilmediğimiz bir iktidar paylaşımı savaşı yaşanıyor, devlet memurları, savcılar ve polisler aslında hiç içinde olmamaları gereken bu savaşın tam merkezinde kurbanlık koyun haline getirilmiş durumdalar.
Bir tür “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” durumu söz konusu gibi geliyor bana.
Cem Karaca’nın şarkısındaki gibi yani!

Aman dikkatli olun size yedirmezler!

TARAF gazetesinin “kozmik yazarı” Mehmet Baransu, dün köşe yazısında bir soru sordu. Benim de aklıma takılmıştı ama o benden önce davrandığı için kaynak göstermem gerekir diye düşündüm. Baransu şöyle soruyor:
“Kamu İhale Kurumu’ndaki hırsızlık ve rüşveti, iktidar yanlısı gazeteler ve gazeteciler neden görmüyor? MOSSAD argümanına sarılmalarının (MİT Müsteşarı’nın sorguya çağrılmasıyla ilgili) nedeni ne? Yoksa kendilerine bir emir verildi de eli kirli olanların ortaya çıkmaması için farklı argümanlara mı sarılıyorlar? Tıpkı 28 Şubatçılar gibi.”
Soru, yanıtını içinde taşıyor aslında.
Ve aynı zamanda iktidar borazanı olmanın hem güçlüğüne, hem kolaylığına işaret ediyor.
Zor çünkü herkesin gözü önünde olup bitenleri görmezden gelmek gibi bir tarafı var. Kolay çünkü bir şey düşünmek gerekmiyor, bir işaret bekleniyor, o işarete göre hareket edilebiliyor.
Bazı yemeklerde acı ile tatlının bir arada kullanılması gibi bir durum bu. Ama ne yazık ki aşçılık değil, gazetecilik söz konusu ve o zaman da ne kadar küçük doğrarsan doğra kimse yemiyor!
Geçenlerde Ergenekon soruşturmaları sırasında hepimizin ezberlediği Atatürk’ün “Mevzubahis olan vatansa gerisi teferruattır” sözünü günümüze uygulayarak “Mevzubahis olan rant ise gerisi teferruattır” diye yazmıştım.
KİK’teki durum da bunu gösteriyor. Dini bütün arkadaşlar bulunup, sadece bu nedenle o görevlere getiriliyorlar ama vardığımız yer yine ihale yolsuzlukları, devlet kesesinden beslenme alışkanlıkları oluyor.
Tabii bu arada esas sorgulanması gerekenin yolsuzluk ile suçlanan KİK yöneticileri olduğu kadar, AKP hükümetleri olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerek.
Kamu İhale Kanunu, bu iktidar döneminde 10 kere mi değiştirildi, 15 kere mi sayamıyorum artık.
O değişikliklerin neden yapıldığı ve kimlerin işine yaradığı da bu operasyonla ortaya çıkıyor.
Ama bu işle uğraşanları da ben uyarayım: Seçilmişleri, atanmışlara yedirmeyecekler, aman dikkatli olun!

Bir maddelik kanun çıkarma hevesi

AKP’nin MİT ile ilgili soruşturmayı hükümete ve özel olarak da Başbakan’a karşı bir “operasyon” olarak algıladığının işaretleri artık işaret olmaktan çıktı, bir deniz feneri gibi çakmaya da başladı.
Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, “AK Parti’nin etkili bir ismi” ile konuştuğunu yazdı. O yazdığına göre doğru olmalı, kafasından uyduracak değil ya.
“Etkili ismin” kim olduğunu ve neden isminin saklandığını merak ettim ama orasına takılmadım.
Selvi şöyle diyor:
“Hiçbir şey, 7 Şubat öncesindeki gibi olmayacak. Çünkü güven duygusu sarsıldı. Ama bu bir süreç! Nasıl bir süreç? AK Parti’nin etkili bir isminin ağzından aktarmak istiyorum bunu. ‘Görüldü ki, bu dönem operasyonlara açık bir dönem.’ Sonra bir ekleme: Bu iş burada kalmayacak. Farklı noktalardan bize başka operasyonlar çekilecek.”
AKP’li “yetkili kişi” şöyle devam ediyor: “Bu kez önümüze özel yetkili mahkemeler krizi çıkarıldı. Ülkemiz terör ve çetelerle mücadele ettiği sürece bu tür mahkemelere ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Ama bunu bizimle bir hesaplaşmaya çevirmek isterlerse, 1 maddelik bir yasa çıkarır ve özel yetkili mahkemeleri kaldırırız.”
Gördüğünüz gibi mesele bir demokratik hukuk devletinde özel yetkili mahkemelere gerek olup olmadığıyla ilgili değil.
Varsa yoksa “iktidar”!