Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Hepimiz ’orantılı güç’ kullanalım!

BUNDAN sonra beni sinirlendiren olaylara neden olanlara karşı “orantılı güç” kullanmaya karar verdim.

Çünkü bu sihirli bir söz!

Sanki üzerine bir tür peri tozu serpilmiş gibi.

Böyle yaparsanız herhangi bir şekilde takibata uğramaktan kurtuluyorsunuz.

Bu kararı vermeme neden olan şey dün gazetelerde okuduğum bir haber oldu.

1 Mayıs’ta İstanbul’da polisin “orantılı güç” kullandığı tespit edilmiş ve bu nedenle herhangi bir soruşturmanın açılmasının gerekli olmadığına karar verilmiş.

O gün İstanbul’da olanlar, “orantılı güç kullanımı” ise işimiz gerçekten çok kolay.

Sevmediklerinizin gözüne biber gazı sıkabilir, yan bakanların kafasının orta yerine orantılı bir cop yapıştırabilirsiniz.

Yere düşeni tekmelemek, lokantada eşiyle yemek yiyenleri dövmek de buna giriyor!

Elbette “ayağınız kayarsa” düşerken silahınızı ateşleyip, birisini de vurabilirsiniz.

Bizim ülkemizde bunlar polis ve savcılık takibatına uğramayacak suçlar.

Yunanistan’da 15 yaşında bir çocuk polis kurşunuyla öldüğünde nelerin olduğunu televizyonlarda seyrediyorsunuz.

Bunun bir tek nedeni var: Yunanistan’da polis, “orantılı güç” kavramını hiç duymamış.

Türkiye’deki polis kolejlerinde Yunanistan polisi için bir kontenjan ayrılması gerçekten iyi olacak.

“İyi komşuluk” bunu gerektiriyor çünkü!

’Demokrasicilik oyunu’ oynayacağız

DÜNKÜ gazetelerde şöyle bir başlık görünce heyecanlandım: CHP’de adaylık heyecanı zirveye çıkmış!

Heyecanımın nedeni şu oldu: Acaba CHP, yerel seçimlerde aday göstereceği isimleri bir ön seçim ile belirleyecek de, heyecan bundan mı kaynaklanıyor?

Haberi okuyunca öyle olmadığını anladım tabii.

Heyecanın nedeni “Bakalım Genel Başkan’ın dudaklarının arasından kimin ismi çıkacak?” merakı.

Gazetelere yansıyan isimlere bakılırsa bu yersiz bir heyecan değil çünkü hepsi de Genel Başkan’ın yanında bunca senedir durmuş insanlar.

“Bir belediye başkanlığı adaylığını bana çok görmez herhalde” diye düşünebilecek olanlar çoğunlukta.

“CHP tabanı ne i stiyor” sorusu kimsenin aklına bile gelmiyor.

Ana muhalefet böyle de iktidar farklı mı?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Antalya’da tatil köyünde dinlenirken aday isimlerini belirleyecekmiş, gazeteler öyle yazıyor.

Demek ki o kesimde de bir tatlı heyecan yaşanıyor!

“Bakalım Genel Başkan’ın teveccühüne kim mazhar olacak” diye.

“Rixos kriterlerine” göre kimlerin aday gösterileceğini bugün yarın okuruz.

Sonra da gidip seçim yapacağız elbette. Karar vermemiz çok zor olacak.

“Deniz Bey’in seçtiğini mi seçelim, Recep Bey’in seçtiğini mi seçelim” diye kafa patlatacağız.

Güzel bir demokrasicilik oyunu olacak.

Kendi yapman gereken işi başkasından bekleme!

ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, ekonomik kriz nedeniyle işçi çıkaran işletmeleri eleştirdi.

“Her şey ballı börek iken işletmeler açık olacak ama biraz sıkıntıya girince atıverin işçiyi sokağa! Bu nasıl Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır, nasıl bir sanayicilik anlayışıdır” diyor.

Bakan Çelik, siyasete girmeden önce ne iş yapardı bilmiyorum.

Ama söylediği sözlere bakarak şunu söyleyebilirim: Bakan Bey, sakın kendine ait bir iş kurmaya kalkmasın!

İşler iyi giderken, üretilen mallar satılır, ticaret sürdürülürken kimse işçi çıkartmaz.

Çünkü bu üretimden vazgeçmek demektir ve eğer artık çalışmamaya karar veren birisi değilseniz bundan vazgeçemezsiniz.

Bir işletme, toplu halde işçilerini işten çıkarıyorsa bilin ki iki nedeni olabilir: Ya teknoloji gelişmiştir, işçilerin yapacağı işi artık makineler yapacaktır. Ya da ürettiğiniz depolarda yığılmıştır, mal satamıyorsunuzdur, üretimi durdurmak zorunda kalmışsınızdır.

Bugün yaşadığımız sorun bu ikincisi.

Üretilen satılamıyor, işletmeler bu nedenle üretim yapmak istemiyor.

Bu durumda hükümet sorumluluğunu taşıyanlar, insanların işsiz kalmamaları için yapmaları gereken şeyleri başkalarından beklemezler.

İşçi çıkartılmasını önleyecek önlemleri alırlar. Bunun yolu da işçilik maliyetlerinin hiç olmazsa bir bölümünü işletmelerin üzerinden almaktır.

Hem kapitalist düzenin bütün kurumlarıyla işlemesinden yana olan bir siyaset izlemek hem de işletmeleri bir hayır kuruluşu gibi görmek, ancak ne yapacağını bilemeyen hükümetlerin işi olabilir.