Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

‘Kozmik oda’ denilince aklıma geldi

GENELKURMAY Başkanlığı “istihbarat sızmalarına karşı teknolojik kalkan” oluşturmuş.

Türkiye genelinde bulunan 14 “kozmik odanın” tüm güvenlik kriterleri yenilenmiş. Bu alanlara artık sadece parmak izi, göz ve yüz tanıma sistemleri ile girilebilecekmiş. Akıllı kart sistemi ile de tüm giriş-çıkışlar kontrol altına alınıyormuş.
Genelkurmay Başkanlarının karargâhtaki özel konuşmalarının bile internette yayımlanabildiği bir ülke için oldukça ileri bir adım!
Bakalım Atlantik ötesindeki internet siteleri bu yeni güvenlik duvarını aşmakta zorlanacaklar mı?
“Kozmik odalar” ile ilgili bu yeni haberi okurken, aklıma yine eski bir haber geldi.
Hatırlayacaksınız, şu anda Başbakan Yardımcısı olan Bülent Arınç’a suikast yapacağı iddia edilen biri albay, biri binbaşı rütbesindeki iki subay, Arınç’ın evine yakın bir bölgede bir otomobilin içinde yakalanmışlardı.
Askerlerin ellerinde Arınç’ın evinin bir krokisi bulunduğu, suikast amacıyla keşif yaptıkları ileri sürülmüştü.
O günlerde Türkiye’nin nasıl ayağa kalktığını, ortamın nasıl gerildiğini hatırlayacaksınız.
Bu olay üzerine Ankara’daki “kozmik odada” mahkeme emriyle bir yargıcın arama yaptığını, bulduğu belgeleri dışarı çıkarma olanağı olmadığı için bu belgelere ilişkin notlar aldığını da gazetelerde okumuştuk.
Bir ay sonra bu olayın üzerinden tam iki yıl geçmiş olacak.
Ama ortada ne açılmış bir dava var ne de yazılmış bir iddianame, ne de takipsizlik kararı!
“Askerler olayı örtbas etti” deme olanağımız da yok, ordunun generallerinin neredeyse beşte biri hapisteyken bir albay ile bir binbaşının teşebbüs ettiği suçu kim örtebilir ki?
“Kozmik odanın” aranması bir mahkeme emriyle oldu, o günlerde bu konu çok tartışılmıştı.
Mahkemenin arama iznini vermesi için savcılığın elinde güçlü deliller olması gerektiğini varsaymıştık.
Ama ortada hiçbir şey yok! Takipsizlik kararı verildiyse, bunu bilmiyoruz. Dava açmak için iddianame hazırlanıyorsa, bunu da bilmiyoruz.
“Türkiye’nin en çok konuşan siyasetçisi” unvanını bileğinin hakkıyla elde eden Bülent Arınç bile bu konuda bir şey söylemiyor.
Bir yetkili çıkıp bu olayda hangi aşamaya geldiğimizi söylese bir devlet sırrını mı çiğnemiş olacak? Türk halkının olup bitenleri öğrenme hakkı yok mu?

Parası olmayana da bedelli askerlik!

BEDELLİ askerlik konusu bu yıl bitmeden çözüme kavuşturulacak. İki ay öncesine kadar “Böyle bir konu hükümetimizin gündeminde yoktur” diyen Bülent Arınç bile bedelli askerlik çıkacak diye heyecan içinde! Başbakan’ın gönlünden geçen de buymuş, ama seçimler sırasında CHP bunu gündeme getirdiğinde, tam tersini söylüyordu.
Ne oldu, hangi gündemi değiştirme ihtiyacı buna yol açtı bilemiyorum, önemsemiyorum da. Bedelli askerlik, birçok insanın sorununu çözecek, benim için önemli olan bu. İleride belki zorunlu askerlik uygulamasının tamamen kaldırılmasını da konuşma olanağımız olur, ama şimdilik bununla da yetinebiliriz.
Ancak bedelli askerlik uygulamasının vatandaşların kanun önünde eşitliği ilkesini de bozmaması gerek.
Sızan haberlere bakarsak belli bir yaşa kadar askere gitmemeyi başarmış ve gerekli bedeli ödeyebilecek güce sahip bulunanların yararlanabileceği bir uygulama bu.
Askerden kaçmayı akıl edememiş varlıklıların üzüleceği bir durum yani!
Ya da gerekli bedeli bulamayacak durumda olanların ve gençlerin üzülebilecekleri bir durum da diyebiliriz.
Zorunlu askerlik hizmetinden muaf olmayı, belli bir süre yasaları çiğnemeye ve varlıklı olmaya bağlayan bir saçmalık bu.
Yapılması gereken şey, bedelli askerlik uygulamasının herkese açık olmasıdır. Devlet, madem vatandaşlarının bir bölümünün para ödeyerek askerlik hizmetinden muaf olmalarını normal buluyor, bu bedeli ödeyemeyecek durumda olanların da bu olanaktan yararlanabilmelerinin koşullarını sağlamalıdır.
Bu kamu bankalarından kredi verilerek mi sağlanır, borcun taksitlere bağlanması yoluyla mı sağlanır? Bunun yolunu bulmak da vatandaşlarına eşit hizmet götürmek zorunda olan yöneticilerimize düşüyor.
Muhalefet partilerinin gevezelikle vakit geçirmek yerinde hükümeti bu konuya bir çözüm bulmaya zorlaması da normal siyasetin bir gereği olmalıdır.

Barzani konferansta acaba ne yapacak?

BDP ve DTK’nın eşbaşkanları (dört kişiler ve hepsinin ismini yazınca yerim daralıyor, kusura bakmasınlar) Irak Cumhurbaşkanı Talabani ile görüştüler. Bir konferans düzenlenecek ve Türkiye, Suriye, İran ve Irak’taki Kürt gruplarının bir araya gelerek ortak tavır alması tartışılacakmış.
Konferansın ocak ya da şubatta toplanabileceği belirtiliyor.
Tuhaf bir konferans olacak gibi göründü bana: Türkiye’de bu meselede “muhatabın başkası” olduğunu söyleyen BDP, şimdi Kürt Konferansı’na gidip, Türkiye’deki Kürtler için nasıl konuşacak?
Öte yandan, Başbakan Erdoğan’ın, Barzani’ye “Sınırdan sızmaları önle” demesinin üzerinden daha bir hafta bile geçmedi biliyorsunuz. (Acaba Barzani de Başbakan’a aynı şeyi söyledi mi? Malum, sınırın iki tarafı var, bir tarafında Kuzey Irak Kürt yönetimi, diğer tarafında Türkiye.)
Ve şimdi “Kürt gruplar” ortak tavır almak için görüşecekler!
Bilindiği gibi Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi bir kenara bırakılırsa bölgedeki hâkim güç PKK.
Değişik isimler altında Suriye ve İran’da da etkinlikleri var, Türkiye’deki etkinlikleri de malum.
Üstelik BDP ve DTK da her fırsatta muhatabın “İmralı ve Kandil” olduğunu söylüyor.
Yani “Kürt Konferansı” büyük ölçüde PKK ile Kuzey Irak Kürt yönetimi arasında cereyan edecek gibi görünüyor.
Acaba Barzani, bu konferansta eski “birleşik büyük Kürdistan hayalini” mi masaya getirecek, yoksa Başbakan Erdoğan’ın önerilerini mi?