Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Mezarlıktan geçerken ıslık çalmakla yetinmeyin!

BAŞBAKAN Recep Tayip Erdoğan, dün TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmayı “Öncelikli konumuz ekonomidir” diyerek ekonomik konularla ilgili görüşlerine ayırdı.

Bunun geç kalmış da olsa doğru bir tutum olduğunu düşünüyorum.

ABD’de geri dönmeyen konut kredilerinin başlattığı dalganın nasıl sonuçlanacağını kestirebilmek kolay değil.

Gazetelerin ekonomi sayfalarında, ciddiyetleriyle tanınan köşe yazarlarının yazılarında bunun yüzyılın ilk küresel krizine yol açabileceği açıkça yazılıyor.

Bazı bakanlar ve ticaret-sanayi odaları başkanlarının açıklamaları, bu krizin bizi etkileyemeyeceği yolunda ama bunları biraz da “mezarlıktan geçerken korkuyu yenmek için çalınan ıslıklara” benzeterek okuyorum.

İstanbul’un alışveriş merkezlerinde şöyle bir tur atmak ve sokaklarda iki-üç dükkána girerek esnafla kısa bir sohbet etmek bile, gelecek için endişeli olmaya yetiyor aslında.

Ekonomisi bizden çok daha güçlü ülkelerde, hükümetler bütün dikkatlerini ekonomiye yoğunlaştırıyor, yeni önlemler aldıkları her gün gazetelere yansıyor.

Böyle bir ortamda, Türk siyasetinin şekille ilgili konulara yoğunlaşmış olması gerçek bir talihsizliktir.

Başbakan’ın bu konuşmayı yapmaktaki amacının gerilimi düşünmeye yönelik bir manevra olmadığını ümit etmek istiyorum.

Durum vahimleşmeden Türkiye’nin olası bir krize karşı ne tür önlemler geliştireceğini düşünmesi ve adımlarını bugünden atması gerekiyor.

Dışişleri’nin inandırıcılığına darbe

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’ün, yakın dönemde emekli olan büyükelçilere vereceği davetin, bazı eski büyükelçilerin katılmayacaklarını bildirmesi üzerine iptal edildiğini Hürriyet’te okudunuz.

Hürriyet’in haberi, tecrübeli bir muhabir olan Uğur Ergan tarafından yazılmıştı. İlgili kişilerle konuşulmuş, doğruluğu kontrol edilmiş, eksiksiz bir haberdi.

Neden olduğunu kolayca tahmin edebileceğiniz bir nedenle bu haber Dışişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından yalanlandı.

“Şifahi ya da resmi böyle bir davetin olmadığı” açıklandı.

Oysa haber doğruydu ve birçok emekli büyükelçi daveti aldıklarını bizzat açıklıyorlardı.

Volkan Vural, Tugay Uluçevik, Deniz Bölükbaşı ve Faruk Loğoğlu gibi ciddiyetiyle tanıdığımız emekli büyükelçilerin beyanları da ortadaydı.

Bu sıradan bir yalanlama olsaydı, gülüp geçerdim. Gazetecilik yaşamımda doğruluğu çok açık haberlerin, ilgili makamın kendisini koruma içgüdüsüyle usulen yalanlandığına çok tanık oldum.

Ancak bu kez durum biraz farklı! Doğru bir haberi yalanlayarak, yalan söyleyen kurum Dışişleri Bakanlığı.

Bu nedenle de bu yalanlama, açıklama hakkının kötüye kullanılmasından daha vahim bir boyut taşıyor.

Söz konusu bakanlık, açıklamalarıyla Türkiye’nin dış politikasının nasıl olduğunu, olaylar karşısındaki tutumunu dünya kamuoyuna duyuruyor.

Böyle bir kurumun, doğru söylememe olasılığının olduğunun bilinmesi, her halde yalanlamaya konu olan haberin öneminden daha büyük.

Bakanlık “yalancı çoban” masalındaki çobanın durumuna düşürüldü.

Cumhurbaşkanı’nın, kendine bir meşruiyet alanı yaratmak için planladığı ama geri tepen bir davet, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın inandırıcılığını da ayaklar altına aldı.

Kısaca söyleyecek olursam “çok yazık oldu”!

Hayırlı bir sansür!

TÜRKİYE’deki siyasal İslamcılar için demokrasinin bir amaç değil, araç olduğu çok konuşuldu.

Hatta bizzat bu siyasetin önde gelen liderleri bile bunu telaffuz etmeye çekinmediler.

Bu süreç içinde demokratikleşme ve AB üyeliği konusunda liberal aydınlar ile AKP arasında sanki bir ittifak varmış gibi göründü.

Türban olayının, bu ittifakı çatlattığı da bizzat siyasal İslámcı hareketin kahvehane ideologları tarafından dile getirildi.

Fethullah Hoca cemaatinin gazetesi Zaman, bizim liberal kesime demokrat tavrıyla kendisini yutturmayı çok iyi başarmıştı.

Şimdi ortaya çıkıyor ki Alev Alatlı’nın türban ile ilgili yazısı, Zaman editörleri tarafından “Okuyucumuz buna hazır değil” denilerek gazeteye konmamış.

Kimin neye hazır olup, neye hazır olmadığına karar vererek, yazıları, fotoğrafları, karikatürleri yayınlamamak, en kaba deyimle sansür olarak nitelenebilir.

Alatlı’nın türban yazısını internette Hürriyet’in sitesinde bulup okuyabilirsiniz.

Bu yazının bile sansürlenmiş olması, dilerim ki içimizden bazılarının gözünün açılmasına vesile olur! Sansür, böylece tarihinde ilk kez bir işe yarar!