Mehmet Yakup Yılmaz Body Wrapper

Milletvekili adaylarını o seçmiş!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, HDP’yi eleştirirken “Diyarbakır’da sözde bir müftü, Eskişehir’de eşcinsel aday biz göstermiyoruz. Böyle bir derdimiz de yok” dedi.

Bugüne kadar muhalefet partilerinin programlarını eleştiriyordu.
Muhalefet liderlerine yanıt yetiştirmeye çalışıyordu.
Anayasa’yı değiştirip, Başkanlık sistemine geçişi sağlayacak bir çoğunluk istiyordu.
“Gönlümde bir aslan var tabii” diyordu.
Ama bütün bunları sahte bir tarafsızlık gösterisi içinde yapıyordu.
Böylece ilk kez kendi ağzından bir partinin milletvekili adaylarını bizzat seçtiğini söyledi.
Bir parti lideri gibi çıkıp “Diyarbakır’da sözde bir müftü, Eskişehir’de eşcinsel aday biz göstermiyoruz” dedi.
Böylece kendi ağzından da öğrenmiş olduk.
Kendisi Anayasa gereği tarafsız olmak için, namusu ve şerefi üzerine yemin etti.
Bunun kendisi için bir anlamı olmayabilir ama bizim için anlamlı.
Yeminine sadık, namusunu ve şerefini tartışma konusu yaptırmayacak bir Cumhurbaşkanı istiyoruz, hepsi bu.
***
Aynı gün Başbakan Ahmet Davutoğlu da Siirt’te konuştu.
O da şöyle dedi: “HDP Güneydoğu ve Doğu’da müftüleri, Batı’da ise ateistleri aday gösteriyor.”
Buradan da anlıyoruz ki artık Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın konuşmalarını da aynı ekip hazırlıyor.
Demek ki günün teması HDP’nin müftü, ateist, eşcinsel vs. adayları üzerinden gitmek olarak belirlenmiş, ikisi de aynı cümleyi değişik kelimelerle kuruyor.
Müftülerin, ateistlerin veya eşcinsellerin aday gösterilmelerinin neresi kötü olabilir?
Onlar da bu ülkenin vatandaşları değiller mi, seçme ve seçilme hakları yok mu?
“Dağdaki çobanın oyuyla, benim oyum bir olabilir mi” diyen mankeni linç etmek için kuyruğa girenler, şimdi adayların kişisel kimlikleri, tercihleri üzerinden politika yapmaya çalışıyorlar.
—————————–
Demirtaş “in”, Kuzu “idare eder”, Erdoğan “out”!
Televizyonların izlenme payını gösteren ve İngilizcesi “share” olan, bizim “izlenme payı” olarak bildiğimiz bir kavram var.
Bir tv programın “share”inden söz ediyorsak, bu o programın yayınlandığı saatte açık olan televizyonların ne kadarında bu programın izlendiğini anlatıyoruz demektir.
Geçtiğimiz salı akşamı CNN Türk’te Burhan Kuzu’nun katıldığı Şirin Payzın’ın programı ortalama 2.40 “izlenme payı” aldı.
Aynı akşam NTV’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vardı, ortalama 1.15 izlenme payı ile seyredildi.
Burhan Kuzu’nun yarısından biraz az!
Bu neyi gösteriyor:
* Burhan Kuzu’nun, Erdoğan’dan daha ilginç olduğunu mu?
* İnsanların artık Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını dinlemekten sıkıldıklarını mı?
* Yoksa her gün televizyonlarda saatlerce yayınlanan konuşmalarının yarattığı bıkkınlık mı?
* Kim bilir belki benim gibi sesine tahammül edemeyenlerin sayısı giderek artıyor da olabilir!
Çarşamba akşamı CNN Türk’te, Ahmet Hakan’ın programında HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş vardı.
Sazlı, sözlü, eğlenceli ve samimi bir programdı.
Ve ortalama 4,04 izlenme payı ile izlendi.
Selahattin Demirtaş, belli ki Erdoğan’dan daha ilgi çekici bulunuyor, ne söyleyeceği daha çok merak ediliyor.
Bu tablo seçim sonuçlarına nasıl yansır, bunu bilebilmeme olanak yok.
Ama şunu söyleyebiliriz: İnsanlar, Erdoğan’ın konuşmalarından sıkıldılar, yeni sesler duymaya, yeni yüzler görmeye ve yeni sözler dinlemeye daha açıklar.
——————————-
Ateistler “bakara – makara” yapmaz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bulduğu her fırsatta HDP’ye çatıyor.
Aksaray’daki (hayır, Beştepe’deki kaçak saraydan değil, bir kent olan Aksaray’dan söz ediyorum) konuşmasında da “bunlar Zerdüşt, bunlar ateist” dedi.
Cumhurbaşkanı, TOFED’deki konuşmasında da HDP’yi “eşcinseli aday gösterdiler” diye eleştirmişti.
Türkiye’de ne kadar zerdüşt vardır bilemiyorum, ateistlerin sayısını da tam olarak bilemediğimiz gibi. Eşcinseller konusunda da bir istatistik yok.
Ama şunu biliyorum: Bir insan sırf zerdüşt oldu diye ya da ateist ya da eşcinsel diye kötü olmaz.
Eşcinseller ve ateistler arasındaki kötü insan sayısı, oransal olarak, büyük olasılıkla toplumun diğer kesimlerinde rastlayabileceğimiz kötü insanlar kadardır.
Toplumları bileşik kaplara benzetirim, kaplardan birindeki su ne kadar kirliyse, diğer kaplardaki su da o kadar kirlidir.
Ve bu nedenle, eşcinsel, zerdüşt ve ateistlere kötü gözle bakmak doğru değildir.
Onlar arasında yalan yere yemin edenlerin oranı, müslümanların oranı kadar olmalı.
İçlerinde vücuduna bomba vs. sarıp, camiye girip patlatanlar da yoktur ama böyle Müslümanlar olduğunu biliyoruz. Fakat yine de toptancı bir anlayışla herkese kötü gözle bakmıyoruz.
IŞİD’çiler gibi küçük yaştaki kızları, kadınları kaçırıp, esir pazarında satanı da yoktur.
Başkalarını zorla eşcinsel, zerdüşt ya da ateist yapmaya çalışmazlar, bunu reddedenlerin kafalarını kesmezler.
Çocuklarıyla beraber yolsuzluk ve rüşvet işine bulaşan ateist, zerdüşt veya eşcinsel sayısı da tahmin ediyorum ki bu işi yapan Müslümanlardan daha çok değildir.
“İnanç özgürlüğü” herkesin bir arada, barış içinde yaşayabilmesine olanak sağlayan bir özgürlüktür.
İnsanın semavi dinlerden birine inanması ne kadar normal ve doğal ise ateist olması da o kadar doğaldır. İsteyen Zerdüşt de olabilir, Budist de!
İnanç özgürlüğü dediğimiz kavram tam olarak da budur!
———————————–